Daha önce Genç Işık adlı romanını yayımladığımız Alman yazar Ralf Rothmann’dan bu kez bir öykü kitabı. Günümüz Almanyasının taşra atmosferinden kesitler sunan yalın çarpıcı "küçük" insan öyküleri.
Ralf Rothmann wurde am 10.05.1953 in Schleswig geboren und wuchs im Ruhrgebiet auf. Nach der Volksschule (und einem kurzen Besuch der Handelsschule) machte er eine Maurerlehre, arbeitete mehrere Jahre auf dem Bau und danach in verschiedenen Berufen (unter anderem als Drucker, Krankenpfleger und Koch). Er lebt seit 1976 in Berlin.
Tane tane hayat. Üstelik tam da yaşadığımız gibi. Hani bazen neredeyse beş duyumuzla yaşadığımız anların sonsuzluğunda. Anlatımın güzelliği ve sadeliği ile çarpıldım. Bunu anlatacak ve fekat yazıya dökülemeyecek ünlemlerle: vay be diyorum, vay be! ... Not düşmeliyim ki Bay Ralf gümüşü ve rengini seviyor. Hikayenin sonunu bile gümüşle bağladığını okudum:)
Oniki öykü, Kuzey Avrupa insanının günlük uğraşları ve mizaçları hakkında hepsi de. Yazarın “Baharda Ölmek” adlı romanını çok beğendiğim için okudum, ancak sıradan, edebi olarak çarpıcı olmayan öyküler çıktı karşıma, yine de sıkılmadım, ama okumasam da olurmuş diyebilirim.
Artık öykü kitaplarında tek günde üçten fazla öykü okumuyorum. Bu kimi zaman çoğunu seveceğimi düşündüğüm öykülerden daha fazla lezzet almamı sağlıyor, kimi zaman da zorlayabilecek veya ters köşe yapabilecek öykülerde soluklanmamı. Deniz Kenarında Geyikler ikinci gruba giriyor.
Bu kitaptaki öykülerde sıradan ve hatta sıkıcı diye niteleyebileceğimiz karakterlerin tuhaf hallerini, tercihlerini, kararlarını okuyoruz. İlk başta bu tarz okuru zorlasa ve belki de okura sıkıcı gelse de detaylar veya anlatılan öykünün ardındaki size ipuçlarıyla sunulan büyük resim okuru bolca şaşırtıyor. Sanırım ne kadar şaşırır ve o detayları ne kadar dikkatli okursanız kitaptan aldığınız keyif artıyor. En azından bana öyle geldi.
En sevdiğim öyküler kitaba adını veren Deniz Kenarında Geyikler, Doğu'nun Gururu, Makarna İster misin ve İki Bacaklı Fırıncım oldu.
Öykü okumayı sevenlere, detaylara dikkat etmeyi atlamadan ve öyküleri zamana yayarak okumaları tavsiyemdir. Mesela ben 12 öyküyü 8 günde okudum. Gayet güzel oldu.
DNF (did not finish). Yarısına kadar okudum. Yakın dönemde eser veren diyebileceğimiz Kuzey/Batı Avrupalı erkek yazarlar sabrımı zorluyor gerçekten. Bu kitapta ne anlatım biçimini ne de anlatılan hikayeleri beğendim. Kısa hikayelerde aradığım vuruculuk yok. Bu kişilerin dümdüz yazdığı sıkıcı yaşamlarını niye okuyayım o kadar yetenekli yazar dururken? Şunu da ekleyeyim; çeviriden kaynaklı bir aktarım sorunu varsa bilemiyorum. İngilizce çevirisine bakmak gelmiyor içimden açıkçası.
Bu kitap iyi sayilacak bir oyku kitabi aslinda fakat bir laneti var, o da daha kitabi okurken okudugum oykunun oncesini, ondan onceki oykuleri hemen tamamen unutmam. Anlattigi seylerin hafifligine kiyasla oykuler fazla uzun ve fazla detayli, tipki yeni Turk oyku kitaplarindaki gibi. Onemsiz seyler okuyor oldugum hissi kitap boyu sürdü, bunda okuduktan sonra oykulerin bende hic yer edememesinin de etkisi var. Yazar iyi olmasina ragmen tuhaf bicimde kitap icin okumasam da olurdu diye dusunuyorum. Çevirideki donukluğun ve yazara yabancılığın bunda etkili olduğu konusunda da suphelerim var.
Daha önce okuduğum romanını (Baharda Ölmek) sevdiğim Ralf Rothmann’ın hikayelerini ne yazık ki hiç sevemedim. Bu kadar sade ve düz hikayeler bana hiç hitap etmiyor. Kesinlikle çok iyi yazıldıklarını düşünüyorum üstelik. Yani bu anlatımın seveni olsam kuşkusuz bu kitabı da çok severdim ama olmadı, olamadı.
Sıradan insanların sıradan hayatlarında olanları konu alan 12 öykü. Farklı ülkelerden farklı edebiyatlar okumak iyi geliyor. Kitabı sevdim mi? Evet. Ama öykü sevmeyen birine “bak bu kitap var, bununla başla” demem.
Kitapta sıradan insanların sıradan hayatlarını aralayan 12 öykü var. 2-3 tanesi dışında pek sevmedim, yazarın neyi anlatmak istediğini yakalayamadım, oysa kapağa ve kitabın ismine bayılmıştım...
Karakterlerin ve mekanların detayları en ince ayrıntısına kadar çizilmiş olmakla birlikte her cümlesinden acaba burada neyi ima etmeye çalışmış diyerek zor okunan öykülerden oluşuyor. Bu tarz yani aslında netlik ve sadelikten uzak anlatımın bana baya uzak olduğunu bir kere daha anladım..
Ordinary people with real life experinces are so much better equipped on telling stories about humans rather than people who read all the fucking time and don't find time to live. It is these writers that can capture something real.
Bu kitaptaki öyküler biraz fazla uzun, bazıları novella/novellette düzeyinde, ama hepsi teker teker harika. Barış Bıçakçı'nın Alman versiyonu diyebilirim. Çok çok iyi bir kitap, çok çok iyi öyküler.
Deniz Kenarındaki Geyikler’i hafta sonu okuyup bitirdim, bu kadar hızlı okumayı planlamamıştım aslında. Ancak bu kitaptaki öykülerin sadeliği, her öyküde farklı bir ortamda ve anda olmanın sıradanlığı içine çekti beni. Sarsıcı olaylar yok bu öykülerde, ters köşeler ya da iddialı karakterler, yalnızca belirli bir süre şahit olduğumuz durumlar ve o anların yarattığı duygular var. Yazarın becerisi de bu anları sadelikle anlatması, kurduğu atmosferle karakterin yaşadığı duygu durumunu yansıtması olmuş. Her zaman karşımıza çıkabilecek ama her birimizde farklı hisler bırakabilecek ya da unutulup gidecek basit anlar.
Öykülerde özellikle dikkatimi çeken şey de, belki bir süredir kuş gözlemciliği yaptığım içindir, hepsinde oradan geçen ya da ayak izini bırakan bir kuş olması. Bazen serçelerdir, bazen saksağanlar, kargalar, balıkçıl eşlik eder gün batımına ve bazen de bir baştankaradır gördüğü karakterin… Ama tüm öykülerde mutlaka hayatın tüm olağan akışını yansıtmak için kuşlar oradadır, hikayenin alelade bir yerinde dahil olup geçerler. Günlük hayatta da böyle olmaz mı zaten? Biz sıradan hayatlarımız ve dertlerimiz hakkında konuşurken görüş açımıza girerler ve çıkarlar.
Ralf Rothmann’ın kitapları insanın en karanlık yanlarıyla en saf doğa manzaralarının iç içe geçtiği saç saçı bir deneyim. İnsanlığın en büyük vahşeti olan savaşı anlatırken fon olarak hep nehirleri ormanları sessiz doğayı kullanıyor. İnsanın çürümesi ile doğanın saflığı arasındaki o tezat adeta hipnoz ediyor.
Like most of Rothmanns books I loved thise one. A short read through several short stories all compelling and veru different and still theu share an interesting depth and clarity.
Ralf Rothmann gibi yazarları okuyunca zaten uzak durmak istediğim öykü sanatından iyice soğuyorum.
"Deniz Kenarında Geyikler" bir aydır çantamda süründü durdu. Nihayet bu sabah bitirebildim. Biri "Gestemani" olmak üzere iki öyküden hoşlandım sadece. Yazar saygı duyulacak bir şekilde, okuru kandırmıyor, yönlendirmiyor, anlatacağı şeyi anlatıp gidiyor. Yazarın bu tavrını takdir etsem de sonrası pek güzel değil.
Alman olmaları nedeniyle herhalde kahramanlar hep soğuk ve garip insanlar. Yazım tarzı da kitabın ruhuyla orantılı ama öyküler zor okunuyor. En cana yakın gelebilecek öykü bile çok mesafeli. Haliyle sevdiğim bir yazarın eseri gibi coşku içinde (Spencer Holst) veya ürpererek (Andrey Platonov) okumak mümkün olmadı. Oysa "Deniz Kenarında Geyikler" çok vaatkâr bir kitap görüntüsünde. Gerçi alıştım artık, Metis'çilerin klasik tavrı, en saçma, en anlaşılmaz, en düz akademik eseri bile allayıp pullayıp, şahane bir örtüyle çok lezzetliymiş gibi göstermek hünerleri var. Tam bu noktada büyük çelişki yaşıyorum Metis'in kitaplarını çok severim, epeyce kitaplarını aldım ama bu yapılarını bildiğim için hep şüpheyle yaklaşıyorum. Platonov, Berger gibi yazarların hürmetinden olsa gerek arada sırada Metis'in olmadık bir kitaplarının gönül alıcı havasına kandığım oluyor. Belki de kullandıkları yazı karakterinden dolayı saygı duyduğumdan, bilmiyorum, bazen elimde anlayamadığım bir kitap oluyor bu yüzden.
Ve yazık ki "Deniz Kenarında Geyikler" de uzaktan göründüğü gibi bir eser değil, Metis'in üzerinde çalışmadığı izlenimi veren kitaplardan biri. Editöre verilmeye bile değer görülmemiş galiba. Bazı öykülerin bazı kısımlarını anlamadım mesela. Bence kötü yayıncıların yaptığı gibi çevirmenden gelince hemen yayımlanmış izlenimi veren bir yapıt.
Yaşıtım olan çevirmen Ogün Duman'a çok laf etmek istemiyorum, neticede çevirmenin gönderdiği metin hamdır, ham metni tamir eden ve iyileştiren editördür. Lakin editörü aradım bulamadım. Künyede o cenahtan sadece yayın yönetmeninin adı var. Kitabın içeriği ile uyumlu bir tınısı da var bu adın: Müge Gürsoy Sökmen. Soğuk, mesafeli, . Ancak hiçbir şey göründüğü gibi olmadığı için bu durumda yayın yönetmeninin sıcakkanlı birisi olduğunu düşünmek gerekir.
Çok olumsuz ifadeler kullanınca kitabın berbat olduğu gibi bir izlenim doğuyor. Bana göre iyi bir kitap değil, ama berbat bir kitap sayılmaz aslında. Okuyup çok seven insanlar var, onlara haksızlık etmek istemim.
I rarely made it so hard to finish a collection of short stories. The stories themselves are also interesting, but the literary style of the said / unsaid, of telling the stories upside down, of leaving open the beginnings and the finals, can not be used throughout the book.
I'm sorry but personally I can not give more than two stars to book that would have the potential to be worth much more.