Narlı Bahçe’yi arıyordum. Hangi coğrafyaya ait olduğunu bilebilsem yollara düşmeye hazırdım. Ama bir türlü hatırlayamıyordum: Batıda mıydı Narlı Bahçe, doğuda mı? Uzun yolların ucunda mıydı, burnumun dibinde mi? İçimde miydi, dışımda mı? Var mıydı, yok muydu? Kuzeye ve güneye giden yolları büyük denizler kesiyor, rüyalarımda sürekli yer değiştiren Narlı Bahçe’nin yolu da bir görünüp bir kayboluyordu. "Ömür Diyorlar Buna", okurlarımızın yakından tanıdığı ve büyük bir ilgiyle okuduğu Ayfer Tunç’un yeni kitabı. Öyküleşmiş Söyleşiler, ya da Söyleşilmiş Öyküler gibi bir alt başlıkla da okunabilecek bu kitap, yaşanmış, tanık olunmuş insan hikâyelerini anlatıyor. Şapkacı Arlet’ten Aylin Işık’a, Fatma Bayraşevski’den Doktor Manuk’a uzanan bu yazılar, ömürlerimizin birer sanat yapıtı, eşsiz, başlı başına dokunaklı bir hikâye olduğunu gösteriyor.
Erenköy Kız Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazmaya başladı. Edebiyat üzerine ilk yazılarını 1983 yılından itibaren çeşitli dergilerde yayımladı. 1989 yılında gazeteciliğe başladı. Sokak dergisinde, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalıştı. 1989 yılında "Saklı" başlıklı öyküsüyle Cumhuriyet gazetesinin verdiği Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. 1999-2004 yılları arasında Yapı Kredi Yayınları'nda yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2001 yılında yayımlanan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek başlıklı yapıtı, 2003 yılında altı Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Balkanika Ödülü'nü kazandı ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verildi. 2003 yılında Sait Faik'in öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut başlıklı senaryosu filme çekildi ve TRT'de gösterildi. Aliye ve Binbir Gece dizilerinin senaryo ekibinde yer aldı.
Eserleri
* 1989 - Saklı, Cem Yayınları, 1989, Öykü * 1992 - Kapak Kızı, Simavi Yayınları, 1992, Roman * 1995 - İkiyüzlü Cinsellik, Altın Kitaplar, 1995, Araştırma (Oya Ayman ile) * 1996 - Mağara Arkadaşları, Yapı Kredi Yayınları, 1996, Öykü (ISBN 978-975-3635-16-5) * 2000 - Aziz Bey Hadisesi, Yapı Kredi Yayınları, 2002, Öykü (ISBN 978-975-3635-68-4) * 2001 - Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Yapı Kredi Yayınları, 2004, Yaşantı (ISBN 978-975-0806-63-8) * 2003 - Taş - Kağıt - Makas, Yapı Kredi Yayınları, 2004, Öykü (ISBN 978-975-0806-85-8) * 2006 - Evvelotel, Can Yayınları, 2006, Öykü (ISBN 978-975-0706-30-1) * 2007 - Ömür Diyorlar Buna, Can Yayınları, 2007, Yaşam Dizisi (ISBN 978-975-0707-77-3) * 2009 - Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, Can Yayınları, 2009, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0710-24-7) * 2010 - Yeşil Peri Gecesi, Can Yayınları, 2010, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0712-18-0) * 2011 - Suzan Defter, Can Yayınları, 2011, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0712-97-5) * 2014 - Dünya Ağrısı, Can Yayınları, 2014, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0719-28-8) * 2018 - Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Yayınları, 2018, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0736-80-3) * 2020 - Osman, Can Yayınları, 2020, Roman (ISBN 978-975-0745-52-2)
Senaryo Düş, Gerçek, Bir de Sinema (1995) Usta (2008) 72. Koğuş (2011)
yani ayfer tunç'un öyle bir tarzı var ki, benim sıradan çinkokarbon hayatımı bile şu harika hikayelerin arasında sırıtmayacak şekilde yazabilir gibime geliyor bazen. lütfen yeni romanı hemen, acil çıksın, çok lazım, acil.
Çok keyifli başlayan, çok sürükleyici hikayelerle dolu bu kitap son iki bölümde biraz sıkıcı ve durağan hale gelmese 5 yıldızı tereddütsüz verirdim ancak son iki bölüm aldığım okuma keyfini bir nebze düşürdü maalesef. Yine de çok beğendim.
Resmen ömrümü yedi bu kitap. Ayfer Tunç'un çok daha güzel kitaplarını okudum. Çok gereksiz geldi bana. O iki yıldız da içindeki özel bir kaç yazı için.
Farklı tarihlerde kaleme alınmış ve günlük gazetelerden ve dergilerde yayınlanmış metinlerden oluşuyor. Bazılarını tekrardan elden geçirmiş, bazılarını da olduğu gibi kitaba koymuş Ayfer Tunç. Bir solukta okunuyor.
İçerisinde farklı dünyalara ait olan insanların hikâyeleri mevcut. Bazen mecburi olarak Türkiye’ye yerleşmiş yedi dil bilen Fatma’nın hikâyesine, bazen de şapkacı Arlet’in hikâyesinde kendinizi buluyorsunuz. Mina Urgan ile edebiyat dünyasına girerken, Nil Göncü ile Metin Erksan’ın dünyasına girip Nil Göncünün kısacık hayatına tanık oluyorsunuz.
Ayfer Tunç gerçek ile kurmacayı birbirine çok iyi bağlayan bir yazar. Zaten bunu kendisine de sordukları zaman; mümkün ama muhtemel değil diyor.
Bu kitaptaki karakterleri de okuduğunuz zaman kesinlikle mümkün ama muhtemel değil diyecekseniz.
Konu Ayfer Tunç olunca beklenti de yüksek oluyor haliyle bende. O sebeple çok aman aman değil ama keyifli bir okuma oldu benim için. 5 bölümden oluşuyor kitap, daha önce dergilerde ve gazetelerde yayınladığı yazıları toplamış sevgili yazarımız. Özellikle Yedi Kadın adındaki ilk bölümdeki hikayeleri çok sevdim. Son bölüm Üç Portre Denemsi ise benim için biçilmiş kaftandı. Yıldızlara takılmayın, canınız kafa yormayacak hafif yazılar çektiğinde okuyun derim ♥
Ayfer Tunç en sevdiğim yazarların başında geliyor. Tüm kitaplarını hayran olarak okudum. Bu kitabı, bir kalıba sokulamayan, kimi anı, kimi öykü, kimi düz yazı olarak kaleme aldığı; edebi gücüne ek olarak farklı bakış açıcısıyla aktardığı gözlemlerini okuyucusuyla paylaştığı çok bir güzel kitap. Bittiği için üzüldüklerimden…
Ayfer Tunç gibi bir kurgu ustasının gerçek hayattaki tanıklıklarını yazıya döktüğünde ortaya çıkan kitabın bu denli farklı olması ne tuhaf. “Öyküleşmiş söyleşiler” olarak ifade edilmiş gerçek hayata dayalı insan hikayelerinde anlattığı kişiler ve olaylar ilgi çekici fakat bana başka bir yazarın kitabını okumuşum gibi hissettirdi. Kötü diyemem ama Ayfer Tunç’un alışık olduğum parıltısından çok uzak bir kitap. (Yaratıcımız Yusuf’u çok sevdim, bu değerlendirmeden ayrı tutuyorum, zaten kitabın geneline de uymuyor)
Ahmet Mithat Efendi Hüseyin Rahmi'nin Şık adlı romanını okuduktan sonra şöyle demiş: " Oğlum, yalan söyleme. Bu roman çocuk yazısına benzemiyor, kime yazdırdınsa söyle.."
Kaç çeşit yaşam, kaç çeşit öykü vardır? Bu sokakta, bu şehirde Bu ülkede, bu dünyada Yüz bin mi, milyon mu? Milyar mı, trilyon mu? Ya çoktan buralardan gidenlerin öyküsü...
Ayfer Tunç’un müthiş kaleminden, 22 seçilmiş yaşam öyküsünü okuyor, okumaya doyamıyorsunuz.
Keşke kalan öyküleri de yazda bu dünyadaki... Acaba sıra bana da gelir mi? Acaba yazılsa benim nasıl bir öyküm olurdu?
Yaşanmış ve bu hayatta tam yaşanacakken pas geçilmiş özlemlerden, Gerçekler ve gerçeklerle araya ‘birazcık’ mesafe konmuş az gerçeklerden Oluşan bir yaşam öyküsü olurdu herhalde.
Ayfer Tunç benim korunaklı limanım, kitap seçerken risk almak istemediğimde ilk düşündüğüm yazarlardan birisi. Bu kitapla da hayal kırıklığına uğratmadı beni. En çok yedi kadın bölümündeki öyküleri sevdim. İde ağacı öyküsü de ağlattı, çok beğendim. Okumadığım Ayfer Tunç kitaplarının konforuna sığınmaya devam👻
“Öyküleşmiş Söyleşiler” ya da “Söyleşilmiş Öyküler” diye tanımlanan kitapta en sevdiğim bölüm yedi ayrı hikayenin yer aldığı “Yedi Kadın” oldu. “Şapkacı Arlet” ise benim favorim.
İnsan hikayeleri. Yedi dil bilen ''biliyor musun ki iyi yaşanmış hayat bir hazinedir diyen Fatma Bayraşevski'nin, doktor Manuk beyi ararken yoluna çıkan, 6-7 eylülde dükkanı yağmalanan şapkacı Arlet'in, adı neonlarla yazılmayan taverna şarkıcısı Aylin Işık'ın, güzellik kraliçesi Efsun'un, kuyu filminin talihsiz oyuncusu Nil Göncü'nün, kemikleri cam gibi kırılan Çarli'nin, Nazımsever küçük komünist'in, Zebercet'in aylak adamla birlikte cenazesine katıldığı Yusuf Atılgan'ın, dinozor Mina Urgan'ın, ölmeden önce son sözü ''kedilerimi iyi doyurunuz '' olan, yün örmeye, yastık başlarına nakış işlemeye ve erik reçeli yapmaya meraklı, cenazesini mezarlığa dek izleyen sarı adlı bir köpeği olan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, ''adım Mesut, göbek adım Bahtiyar/ yıllarca bunu böyle bildiniz siz/Mesut Bahtiyar'dan şarkılar dinlediniz '' diyen ama mezar taşına ''gerçek mutluluğu tadamadan ölen yazılmasını isteyen Zeki Müren'in öyküleri. '
İlk defa Ayfer Tunç’un kalemiyle tanıştığım kitap. İlk bölüm kitaba açık ara aşık oldum. Biyografi seven biri olarak kısa kısa o hayat öyküleri çok güzel şeyler kattı ruhuma.
İkinci bölüm, bazı yazım türlerini denediği yer gibi geldi ve bu konuda çok daha başarılı yazımlar okuduğumdan çok açmadı beni ve biraz zorlama hissettirdi.
Sonraki bölümlerde ara ara okumaktan pişman olmayacaksam da okumasam da olurdu öykülerle, birkaç da arada hazine gibi çıkan öyküler oldu.
Özellikle zaman ayırıp elime almadan da bir kahve yanında üç (kahvede) seferde yine üç günde bitti.
Getirisi olduğu için ve tam da arada kaldığım için 3* verdim. Hop, çerez gibi okunur 😉
Bir de, özellikle teşekkür ederim, uzun zamandır medium.com’da yazmıyordum ve ilk bölüm bana feyz verdi. Geçen sonbaharda kaybettiğimiz, rahmetli Ünsal Teyze’nin öyküsünü ölümsüz kılmaya niyet ettim okurken. Her şey bir vesiledir, görmesini bilene.
Ayfer tunç ne yazık ki geç keşfettiğim bir yazar oldu. Yeşil Peri gecesi kitabı ile başladığım yolculuğuma bu kitabı ile devam ettim. Gerçek hayat hikayelerinden oluşan (ki aralarında yazar şair ve şarkıcılar da var) öyküler hem şaşırtıcı hem hüzünlü hem de çok akıcı. Zevkle düşünerek hissederek okudum. Kitabın adı da içeriği ile uyum içinde. Gerçekten de ömür diyorlar buna. Tavsiyedir 👍🏻 sırada diğer kitabı kapak kızı var.
Yazarın şu sözlerine bayıldım: "Benim pek sevdiğim bir söz vardır: `Mümkün, ama muhtemel değil.` Hayat 'muhtemel değil'i şaşırtıcı bir sürpriz olarak içinde saklarken bize genellikle 'mümkün'ü sunar. Kurmaca ise 'muhtemel değil' olanla da yakından ilgilidir. Edebiyatın hayata bu noktada kafa attığını söyleyebilirim: İyi edebiyat muhtemeli öyle bir anlatır ki bize, mümkün olduğuna da muhtemel olduğuna da inanırız."
Ayfer Tunç un anlatım dilini beğendiğim için bu kitabını da beğenerek okudum. Hikayelerin bazıları ise haliyle diğerlerinin önüne geçiyor. Bazıları hakikaten etkileyici ancak bana öyle geliyor ki Ayfer Tunç hikayelerdeki ana karakterlerin içine girmeyi, daha koyu, daha kurgulu bir anlatımı tercih etmemiş. Sade ve çok fazla betimleme yapmadan okunası kolay ancak etkisi az kalacak şekilde yazmayı tercih etmiş.
Köşe yazısı derlemeriyle oylumlanmış kısa, akıcı bir kitap. Ayfer Tunç'tan yüksek beklentim nedeniyle düşük puan aldığını belirtmem gerekir. Yine de ömürlerin içerdiği öyküleri dinlemek için okunması gereken kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim.
1. basımı Mayıs 2007 de yapılmış harika bir Ayfer Tunç kitabı. “Öyküleşmiş Söyleşiler” veya “Söyleşilmiş Öyküler” alt başlığı önerilmiş arka kapakta. Her birimizin ömürlerinden birer sanat yapıtı, dokunaklı hikayeler çıkar mı bilinmez ama “Ömür Diyorlar Buna” da seçilenler öyle.
Ayfer Tunç yaptığı gözlemler, söyleşiler üzerinden gerçek hayat hikayelerini öykü tadında anlatıyor. Hakikaten Ömür diyorlar buna diyeceğimiz, ağzımızda buruk bir tat bırakan, bazen de boğazımıza düğümlenen bir yumru olan hayat hikayeleri.
Okuduğum her bir hikaye için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki. İyi ki diyorum iyi ki okumuşum. Her bir hikayeyi gözümde canlandırabildim, olayın içinde bir köşede sesini çıkarmayan bir biblo gibi hikayelerin içinde gezdim. Yusuf Atılgan, Zeki Müren daha bir çok tanınmış insanların hayatlarına dokundum. Bu kitap için " İyi ki" den başka bir şey söylenmesine gerek yok bence.