ali teoman'ı daha önce hiç okumamıştım, horasan elyazması'nı aybüke, seveceğimi düşünerek hediye etti, o vesilesiyle okudum ve çok sevdim hakikaten.
öykülerin hemen hepsinde bir tekinsizlik var, ki ucu kaçtığında bu benim için çok yorucu, metne yabancılaştığım bir şeye dönüşür; horasan elyazması'nı tersi biçimde tam da bu tekinsizliği, bulanıklığı sebebiyle sevdim, teoman'ın dilinin lezzeti de yabana atılacak gibi değil tabii. maskeler ve buluşma öyküleri, kafamda, içimde dönüp durmaya devam edecek.
bir de öykülerde daha evvel hiç duymadığım birkaç kelimeye rastladım, "elgin" de bunlardan biri. insan bazı kelimeleri her deftere, her kitaba, her yere yazmak istiyor.