feminist dehşet, feminizmin bireysel duygu halleriyle,özellikle de öfkeyle, nasıl kesiştiğini araştıran, cesur ve duygusal bir anlatı. toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ve ataerkil şiddetin kişisel hayatlardaki tezahürünü inceleyen bu eser, feminist literatürde uzun süredir kendine yer bulamayan bir hissi,kadın öfkesini hem teorik hem de deneyimsel düzlemde merkezine alıyor.
sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde kitap, öfkenin bir kadın için ne zaman “haklı” ve “meşru” sayılabileceği sorusunu irdelerken, duyguların nasıl toplumsallaştırıldığını açıkça gözler önüne seriyor. irene’ye göre kadınlar yalnızca incelikli, sevecen ve sabırlı olduklarında makbul sayılıyor. öfkeleri ise ya histerikleştiriliyor ya da marjinalleştiriliyor.
metni özellikle duygular sosyolojisi açısından önemli buldum. kitapta feminist öfke bir isyan biçimi olarak değil, bir uyanış hali olarak ele alınıyor. kadınların maruz bırakıldıkları mikro saldırılar, örneğin sürekli bölünmek, küçümsenmek, görmezden gelinmek, zamanla biriken bir hayal kırıklığına ve öfkeye dönüşüyor. akademik bir çerçevede yazılmamış olsa da, kişisel anlatıların gücüyle feminist teoriye katkıda bulunduğunu düşünüyorum. her bir bölüm, okurun kendi hayatında benzer bastırılmışlık duygularını tanımasını sağlıyor. bireysel hikâyelerin ardındaki toplumsal yapıyı göstermede oldukça başarılı.
kitabın bazı bölümlerinde kavramsal netlik eksikliği dikkat çekiyor ama bu okuma zevkimi azaltmadı. örneğin “erkeklik krizi” veya “kadın düşmanlığı” gibi ifadeler bazen betimleyici olmaktan öteye geçemiyor, kavramsal derinlik açısından daha sıkı bir çerçeve kurulabilirdi. belki başka çalışmalarda, 96 sayfalık bir metin için yeterliydi bana kalırsa. kaldı ki metnin amacının akademik bilgi üretiminden çok, sezgisel ve duygusal bir paylaşım olduğu da göz önünde bulundurulursa eserin gücünü zayıflatmıyor.