Ödlekler Cesurdur, William Saroyan dizisinin ilk kitabı, Saroyan ile Türkiyeli okuru buluşturma gayesinin ilk adımı. Yüreği Bitlisli ninelerinden, dedelerinden dinleyerek öğrendiği Anadolu toprağında, Bitlis'te kalmış bir Amerikalı Ermeni'nin dünyasını merak edenlere eşsiz bir fırsat...
Ödlekler Cesurdur öykülerinde anlatılan kendilerini yaşadıkları yere ait hissetmeyenlerin dramıdır. Saroyan'ın öykücülüğü öylesine özgün, dili öylesine akıcı ve iğneleyicidir ki, bu tarz zamanla edebiyat eleştirmenlerince «Saroyanesk» diye adlandırılmıştır. Yapıtlarındaki yalınlık, içtenlik benzersizdir.
Bir solukta okuyacağınız 14 öyküden oluşan William Saroyan'ın bu kitabı, sizi yüzyılın başından alıp Bitlis, Erzurum, Trabzon, Marsilya, New York, Fresno yolunda yaşanan açlık, yoksulluk ve güvensizlik içinde bile yaşama sevinçlerini kaybetmeyen küçük insanların dramı ile günümüze taşıyacaktır.
William Saroyan was an Armenian-American writer, renowned for his novels, plays, and short stories. He gained widespread recognition for his unique literary style, often characterized by a deep appreciation for everyday life and human resilience. His works frequently explored themes of Armenian-American immigrant experiences, particularly in his native California, and were infused with optimism, humor, and sentimentality. Saroyan's breakthrough came with The Daring Young Man on the Flying Trapeze (1934), a short story that established him as a major literary voice during the Great Depression. He went on to win the Pulitzer Prize for Drama in 1940 for The Time of Your Life, though he declined the award, and in 1943, he won an Academy Award for Best Story for The Human Comedy. His novel My Name Is Aram (1940), based on his childhood, became an international bestseller. Though celebrated for his literary achievements, Saroyan had a tumultuous career, often struggling with financial instability due to his gambling habits and an unwillingness to compromise with Hollywood. His later works were less commercially successful, but he remained a prolific writer, publishing essays, memoirs, and plays throughout his life. Saroyan's legacy endures through his influence on American literature, his contributions to Armenian cultural identity, and the honors bestowed upon him, including a posthumous induction into the American Theater Hall of Fame. His remains are divided between Fresno, California, and Armenia, reflecting his deep connection to both his birthplace and ancestral homeland.
Saroyan ne güzel bir adam. Harika bir öykücü zaten, ama bir de insan olma yeterliliğini her zaman ön plana koyuyor. "Öteki" oluşunu asla bir kart olarak sürmüyor ileri, yalnızca hakikatleri dürüstçe anlatıyor. Benzer tarzdaki Etgar Keret'i bu yüzden fazla sevememiştim mesela. Ama Saroyan asla öyle değil. İnsan.
En iyi insanlar ödleklerdir. En ilginç, en kibar, en has ve suç işleme ihtimali en az olanlar gene onlardır. Asla bir banka soymayı düşünmezler. Akıllarından bir başkana suikast düzenlemek gibi bir şey geçmez. Yolda yürürken, çukur kazan bir amelenin gözüne kazara kum sıçratsalar, amele de onlara küfretse, ödlekler onurlarının lekelendiğini düşünmezler ve onun için de ameleyle kavga edip bir araba dayak yemelerine gerek kalmaz. Onun yerine, “Özür dilerim, isteyerek olmadı” der, yollarına devam ederler.
Cesareti yüzünden kötü muamele gören Kristofor için. Şüphesiz o bir ödlek; ama bir erkek, ödlek olabilmek için çok daha fazla cesur olmalı. Arkadaşlarınla birlikte hükumetin emrinde asker olmak kolaydır. Ama asıl zor olan kendin olmaktır, annenin evindeki yatağın altında olsan bile.
Ödlekler iyidirler, ilginçtirler, kibardırlar; bir kuleden insanların üzerine ateş etmeyi asla düşünmezler. Yaşamayı arzularlar, böylece de çocuk sahibi olacak kadar uzun yaşayabilirler. Ödlekler cesurdur.
"Delirmek bizim ailenin özelliklerinden biriydi. Bir erkek delilik geçirinceye kadar hala çocuk sayılırdı. Eğer hiç geçirmemişse, geçirenle bir olmazdı. İçimizde deliliğe yakalanmadan otuzunu bulan pek azdı. Yüzyıldan fazla bir süredir ailede hayatını hiç delilik geçirmeden tamamlayanların sayısı iki veya üçtü. Birçokları bu yolculuğa birkaç kez çıkmışlar, akılları gidip gelmişti. Ondan sonra da onlara bilge kişi, hatta ve hatta kutsal kişi gözüyle bakılmıştı, sanki Kudüs'e hacca gitmişlerdi. Aslında bir bakıma öyle de denebilirdi."
Bende uzun zamandır merak uyandıran bu kitabı ve yazarı nihayet okuyabildiğim için mutluyum. Saroyan belli ki orijinal bir insan. Ailesinin hikayesi ilginç, fertleri enteresan. Saroyan da onlardan nasibini almış. Kendisi benim sevdiğim roman/hikaye karakterleri gibi biraz sıkıntılı, biraz içe kapanık, biraz da arıza. Hal böyle olunca bana sempatik geldi. Bu kitapta yer alan, genellikle yakın çevresinden ve kendi yaşamından hikayeleri öyle çok aşırı sevmedim ama samimi buldum. Sıkılmadan, keyifle okuyabildim. Yazarın dili öyle yalın ki 136 sayfalık bu kitabı bir oturuşta bile bitirebilirsiniz. Merak ediyorsanız şans verin.
William Saroyan’ın öykücülüğü ile lisede tanıştım. 50 Great Short Stories’de yer alan öykülerinden biri, elli öykü içinde en sevdiğim öykü idi. Detaylardan kaçınan, öyküyü betimlemelerle boğmayan, ana fikre, öykü karakterlerine odaklanan Saroyan, onunla tanıştığım ilk günden beri en favori öykü yazarlarımdan biridir.
Seçilmiş öykülerden oluşan Ödlekler Cesur’u da büyük bir keyifle okudum.
"Bir yandan Fresno'daydık, bir yandan hiçbir yerde. Ölüm içimizden birini yakalamadığı, biz de onu gömüp orada yattığını bilmediğimiz sürece nasıl herhangi bir yere ait olabilirdik ki?"
Bitlis'li Ermeni bir ailenin Amerika'da doğan oğlu William saroyan. Ermenice, Kürtçe, Türkçe ve İngilizce konuşan biri. Amerika'da doğmasına rağmen köklerinden kopmaması bana çok muvizevi geldi.
Öykülerindeki samimiyetin, anlatılarının tamamına yansıyan aile, kök ve bellek kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Tabii geçmişi dürüstlükle anlatmasının yanı sıra iyi niyetli, hoşgörülü yaklaşımını da mutlaka konuşmalıyız.
Bu kitaptaki tüm öykülere bayıldım. Ama en çok beni etkileyen iki öykü oldu. Biri 'zavallı bağrı yanık arap' diğeri 'içinde şiir ve başkaca her şey olan eski moda hoş bir aşk hikâyesi'.
Zavallı bağrı yanık arap isimli öyküden
“Sözsüz konuşursun. Biz daima sözsüz konuşuyoruz.” “Öyleyse kelimeler ne işe yarıyor?” “Çoğu zaman hiçbir şeye. Çoğu zaman da asıl söylemek istediklerini gizlemeye ya da bilinmesini istemediklerini saklamaya yararlar.” “Peki onlar da konuşuyor mu?” “Sanırım konuşuyorlar. Oturup kahve ve sigara içiyorlar. Ağızlarını hiç açmıyorlar, yine de devamlı konuşuyorlar. Birbirlerini anlıyorlar, bunun için ağızlarını açmaya ihtiyaçları yok, çünkü saklayacak bir şeyleri yok.”
Eski moda hoş bir aşk hikayesi öyküsünü okurken metrodaydım. Öykü o kadar komik ve o kadar akıcı ki birden üzerimde insanların bakışlarını hissettim. Meğer okurken sesli gülmüşüm.
Bizden öyküler okumak ve gurbet kokusu almak istiyorsanız mutlaka okuyunuz efendim
Saroyan edebiyatı ile geç tanıştım ama iyi ki de tanıştım. Çok sevdim öykücülüğünü, anlatım tarzını. Özellikle ilk hikaye Ailede Delilik> dönüp dolaşıp tekrar tekrar okuyacağım öykülerden birisi olacak. Ayrıca yaşadığı döneme ilişkin çok değerli bilgiler vermiş Saroyan. Sadece o dönemin günlük hayatına dair ayrıntılar değil, hem iç siyaset hem de dünya siyasetine dair müthiş detaylar var. Misal, 1930'lar Amerikasına dair çok bilgim olmasına rağmen Huey Long isimli politikacı hakkında hiçbir bilgim yoktu. Oliver Stone'un -hadi amerikayı anlarım ama- ülkemizde nedense hiç ilgi görmemiş The Untold History of the United States isimli muhteşem belgeselinde bahsi geçmiyordu, atlanmıştı.
Saroyan'ın öykücülük hikayesi de ilginç. Çok çabalıyor, uzun süre geçit vermiyorlar Saroyan'a, hatta vazgeçme noktasına gelmişken birden edebiyat dünyasının kapıları açılıyor. Bu olmasa önemli bir kayıp olacakmış. Bu topraklardan göç ile amerikaya gidip orada sanat dünyasına değer katmış ne çok isim var: Elia Kazan, William Saroyan, Ahmet Ertegün vb..
Bu öykü seçkisinin yaklaşık 3'te 1'lik bir kısmı «Aram'da» basılan öykülerden oluşuyor. Bundan hemen önce onu okumuş olduğum için bu ince kitabı girmeli miyim emin olamadım. Ancak hem Aram'dan gelen öyküler o kitabın en iyi öykülerinden birkaçı, hem de başka derlemelerden alınan öyküler kendi başlarına gerçekten muazzam parçalar. O yüzden giriyorum. Hovagim Saroyan gerçekten birinci sınıf bir anı edebiyatı parçası, internette de var, öykünün başlığıyla beraber Tlaxcala diye aratırsanız İngilizcesini de, Türkçesini de bulabilirsiniz, okumanızı öneririm. Bunun dışında kitaba adını veren Ödlekler öyküsünde de büyük savaş karşıtı potansiyel var.
Dünyanın diğer ucuna gitsen ve bir daha geri dönemesen de o Orta Doğululuk asla geçmiyor ve bence bu bazen* çok güzel 💙 *(Orta Doğulu olmanın Müslüman terörist demek olmadığı zamanlar)