Aleksandr Ivanovich Kuprin rodilsya 7 sentyabrya 1870 goda v gorode Narovchat Penzenskoj gubernii. Uchilsya snachala v kadetskom korpuse, a zatem v Aleksandrovskom uchilische. V 1890 byl zachislen v pehotnyj polk, v kotorom prosluzhil 4 goda. Vyjdya v otstavku, poselilsya v Kieve, pozdnee pereehal v Peterburg. Pervyj svoj rasskaz "Poslednij debyut" Kuprin opublikoval v 1889 godu v "Russkom satiricheskom listke." Pozdnee on sotrudnichal s gazetami "Zhizn' i iskusstvo" i "Kievskoe slovo." Priehav v Peterburg, Kuprin stanovitsya redaktorom snachala "Zhurnala dlya vseh," a pozdnee "Mira Bozh'ego." V Peterburge pisatel' publikuet svoi naibolee izvestnye veschi: "Poedinok," "Granatovyj braslet." Povesti "Moloh" i "Olesya" vyshli v Kieve. V 1919 godu Kuprin emigriroval v Parizh. Tam vyshel v svet roman "Zhanneta," byla napisana povest' "YUnkera." V 1937 godu Kuprin vernulsya na rodinu i 25 avgusta 1938 goda umer.
Aleksandr Kuprin (Russian: Александр Иванович Куприн; 7 September 1870 in the village of Narovchat in the Penza Oblast - August 25, 1938 in Leningrad) was a Russian writer, pilot, explorer and adventurer who is perhaps best known for his story The Duel (1905). Other well-known works include Moloch (1896), Olesya (1898), Junior Captain Rybnikov (1906), Emerald (1907), and The Garnet Bracelet (1911) (which was made into a 1965 movie). Vladimir Nabokov styled him the Russian Kipling for his stories about pathetic adventure-seekers, who are often "neurotic and vulnerable."
Kuprin was a son of Ivan Ivanovich Kuprin, a minor government official who died of cholera during 1871 at the age of thirty-seven years. His mother, Liubov' Alekseevna Kuprina, Tatar princess (of the Kulunchakovs), like many other nobles in Russia, had lost most of her wealth during the 19th century. Kuprin attended the Razumovsky boarding school during 1876, and during 1880 finished his education in the Second Moscow Military High School (Cadet Corps) and Alexander Military School, spending a total of ten years in these elite military institutions. His first short story, The Last Debut, was published during 1889 in a satirical periodical. "In February 1902, Kuprin and Maria Karlovna Davydova were married, their daughter Lidia born in 1903." Kuprin's mother died during 1910.
Kuprin ended military service during 1894, after which he tried many types of job, including provincial journalism, dental care, land surveying, acting, circus performer, church singer, doctor, hunter, fisher, etc. Reportedly, "all of these were subsequently reflected in his fiction." His first essays were published in Kiev in two collections. Reportedly, "although he lived in an age when writers were carried away by literary experiments, Kuprin did not seek innovation and wrote only about the things he himself had experienced and his heroes are the next generation after Chekhov's pessimists."
Although the 1896 short story Moloch first made his name known as a writer, it was his novel The Duel (1905) which made him famous. "Kuprin was highly praised by fellow writers including Anton Chekhov, Maxim Gorky, Leonid Andreyev, Nobel Prize-winning Ivan Bunin" and Leo Tolstoy who acclaimed him a true successor to Chekhov. After publication of The Duel he paid less and less interest to fancy literature and began to spend time in pubs and brothels. His sensationalist novel about the lurid life of prostitutes, The Pit (1915), was accused by Russian critics of excessive Naturalism.
Although not a conservative, he did not agree with Bolshevism. While working for a brief time with Maxim Gorky at the World Literature publishing company, he criticized the Soviet regime. During spring 1919, from Gatchina near Petrograd, Kuprin left the country for France. He lived in Paris for most of the next 17 years, succumbing to alcoholism. He wrote about this in much of his work. He eventually returned to Moscow on May 31, 1937, just a year before his death, at the height of the Great Purge. His return earned publication of his works within the Soviet Union.
Kuprin died during the spring of 1938 in Leningrad and is interred near his fellow writers at the Literaturskiye Mostki in the Volkovo Cemetery (Volkovskoye Memorial Cemetery) in Leningrad. A minor planet 3618 Kuprin, discovered by Soviet astronomer Nikolai Stepanovich Chernykh in 1979 is named after him.
Reportedly, "even today, Alexander Kuprin remains one of the widest read classics in Russian literature", with many films based on his works, "which are also read over the radio", partly due to "his vivid stories of the lives of ordinary people and unhappy love, his descriptions of the military and brothels, making him a writer for all times and places."
"O zaman, kâinata nüfuz eden o altın huzmelerini anlattım ona. Bana sarıldı ve bir kez daha öptü beni." (s.80)
Geri döndürülemez zamanın içinde, melankoli ve şehvetin birbirine karıştığı buruk bir aşk hikayesi bu. Total müde -çok yorgun- iki ruhun birbirinde yaşam bulması belki de. Bir aşk hikayesi ile iç içe felsefe, psikoloji de var.
Kitap keşkelerin de kitabı. Ancak insan hatalarından ibarettir belki de.
İsminin anlamını henüz girişinde öğreniyoruz; "Ah, ne yazık ki o günlere geni dönmek mümkün değil... dönüş yok; zamanın tekerleğini geri çeviremezsin." (s.5)
Geri dönüşsüz bir maceranın hikayesi.
Nâzım bir şiirinde diyor ya, "ayrılık parmaklarımızın birbirine ilk değişinde başlamıştı çoktan". ve ekliyor, "ama yine de ansızın yitirdim seni" (N.H, Bütün Şiirleri, 1754-1755)
Nasıl anlatılır bilemiyorum ama çok değişik duygular içerisindeyim bu kitaba karşı. Aslında başlarda umduğum aşk ve kitapta Maria’nın olduğu kadar bizim de Mişika’mız olmuş ana karakterin ağzından anlatılan aşkın uyuşmadığını fark etmiştim. Bu bakımdan biraz sıradan diyebilirim. Tabi sonra fark ettim ki burada dışa yani olaylar üzerinden bir tahlil yapmak gerçekten yanlış olacak. Çünkü asıl amaç yazılanlardaki gibi erkek ağzından bir kadının aşkına yolculuk etmek.
Başlarda aşırı tutkulu bir şekilde yükselen, her şeyini adamaya kararlı bir adam varken karşımızda sona doğru o Tanrıça olarak nitelendirilen kadına karşı aşkı giderek renksizleşiyor. Belki de ortak yaşam sonrası kadının kendisini tamamen erkeğe adamasından kaynaklı bir durumdu. Çünkü Maria, Mişika’sı için bir sürü alışkanlığından vazgeçiyor, ona olan aşkını, artan tutkusunu her fırsatta dile getiriyordu. Bu durum adamın bir tavus kuşu gibi iyice kabarmasına ve Maria’nın işlemelerindeki o ihtişamlı hayvana dönüşmesine sebep oldu. Bir kadın vardı ve bu kadın sevdiği adam için kendi entelektüel seviyesi yanında insani özelliklerini de değiştirmeye başlamıştı. Burada bunun doğruluğunu yanlışlığını değerlendirmeyeceğim. Zira bu,aşkı bitirmenin yanında kişilik sorunu olduğu için bu derece bir adanmışlık ve başta okuduğumuz gizemli Maria için yakıştıramamam ibreleri olumsuz eleştiri yönüne çekiyor. Erkeğin otoriteyi elde ettikten sonra kendi iç hesaplaşmaları ve yanında aşkının nasıl söndüğü, kendi içinde nasıl çatıştığı ve kontrolcülüğünü nasıl yansıttığı... Bunların hepsine Mişika’nın ağzından tanık oluyoruz ve bence aşka kadın ve erkek tarafından(özellikle erkek ağzından okumak) tanık olabilmek kitabın en güzel yeriydi.
Üslubuna geleyim. Bence çok güçlü bir anlatımı yoktu. İçerik bakımından da Turgenyev ve Tolstoy tartışmalarına sona doğru yer vermesi çok keyif vericiydi. Fakat bu isimlerle karşılaştırdığımda daha geri sırada geliyor benim için. En azından bu kitabıyla. O zaman Kuprin’i biraz daha tanımaya bakalım 🙋🏼♀️
Marselle ve çevresini gezerken rehberiniz Kuprin. Sevenleri için kırık dökük bir aşk hikayesi. Ruslarla ilgili bilinmeyebilecek ayrıntılar. Biraz mitoloji. Hepsi bu kısa hikayede.
Fark etmeden yakın çevreden çok kitap okuduğum bu ay Rus edebiyatının iki farklı kalemiyle tanıştığım için mutluyum. Kuprin kesinlikle dönemine ait olan kalıpları yıkıp geçen bir zihne sahipmiş diyorsunuz. Bir ilişkinin anatomisini okuyacağınız bu kısacık kitap zamanına bir eleştiri metni gibi. Sanıyorum yayınlandığı aralıkta algılanmamıştır. Belki de tersine eleştiriler de almıştır uçarı bulunmuştur. Okuması da üzerine düşünmesi de keyifliydi. Akılda kalanlara baktığımda bir ilişkinin z raporunu ele alır gibi geriye doğru okuyabiliyoruz. İki insan arasında heyecanın başlangıcı ardından hissedilen tutkunun elde etme fikriyle birlikte alışkanlıklara dönüşü ve buna bağlı olarak umarsızlığın sahneye çıkışı… İşte burada beklenenin aksine susup devam etmek yerine özgürlüğünü bu tutuk umarsızlığa heba etmemeyi seçen kadın figürü. Arka planda yapılan betimlemeler, basit detayların dahi ustaca aktarılması okuru kurguya nakşediyordu. Sevgili dostum Şeyda’ya önerisi için minnettarım.
Любовь приходит, неизменно уходя, изредка снова возвращаясь, опять покидая человека. Наполняясь трепетным чувством, человек пропускает его через себя и опустошается, делая изрядное количество промахов, мешающих желаемому новому наполнению. Израненная душа не способна напитаться в прежней мере, пропуская сквозь любовь и не умея ею наполнить, как то бывало прежде. Самое тяжёлое в такой ситуации то, что наполниться любовью у человека больше никогда не получается, по причине тех самых ран.
Zamanın Tekerleği ünlü Rus yazar Kuprin’in kaleminden çıkmış şiirsel diliyle sizi hiç sıkmayan bir aşkın romanı. Romanda yazarın döneminin çok ötesinde bir tavırla hikayesini kurguladığını söylemek mümkün. Kuprin novellasında kendi milletini eleştirmekten geri durmadığı gibi kadının özgürlüğünün altını çizen bir kurguyu da bizimle buluşturmaktan kaçınmamış.
Kuprin’in hayatına yakından baktığımızda hayatında yer alan ve yazma sürecini yakından etkileyen karakterler olarak annesini ve anneannesini görüyoruz. Annesinin dil yeteneği ve anneannesinin anlattığı masallar ile beslenen Kuprin belki de bu yüzden kadınlara karşı duyarsızlık yarışında olan bir çağda böylesine farkındalığı yüksek ve duyarlı bir roman yazabilmiştir. Kitapta dikkat çeken bir diğer unsur ise Rus milletinin geleneksel yaklaşımlarına yönelik eleştiriler. Kuprin’in bu konudaki fikirlerini rahat bir şekilde ifade edebilmesini ise Zamanın Tekerleği’ni Fransa’da geçirdiği sürgün yıllarında kaleme almış olmasına bağlıyorum.
Kitabın bütününe baktığımızda ise kaybedilen bir aşkın arkasından yaşanan hüznü ve özgür ruhlu bir kadını anlamayarak onu kaybeden bir adamın içine düştüğü pişmanlığı görüyoruz. Bu kitabın dönemi için eğitici bir yönün de olduğunu düşünüyorum. Belki de bazı erkeklerin kafasındaki kadın profilinin değişmesine sebep olmuş ve toplumsal yapıda kadının yerinin bir nebze de olsa ilerlemesine katkıda bulunmuştur.
Kitapla ilgili eklemek istediğim son detaysa kahramanımızın son sözleri olan “Zamanın Tekerleğini geri çeviremezsin.” olacak. Konusu eğer ki ilginizi çektiyse kitabı okumanızı kesinlikle öneriyorum.