Hiç kimse kaybolmak istemiyor bu karanlık denizde, ama bu deniz son, hatta tek hakikat. Geminin sulara gömülmesinden önceki anların tasavvuru her zihnin kaçınılmaz meşguliyetidir. Sonucu belli bir meşguliyettir bu, bir gün bitecektir. Ama edebiyatta ölüme giden yolu, ölüm ânını ve ölümün kendisini düşünen karakterler ölümsüzlüğün ta kendisidir.
Murat Gülsoy Nisyanda bunu yapıyor, ölümü ölümsüzleştiriyor. Alışılmadık bir Gülsoy kitabı bu, müthiş çekici ve sarsıcı. Anbean karanlık denizin sularına batan, giderek parçalanan bir aklın girdaplarını ve karanlık denizi dalgalandıran sonu, edebî bir şiddet olarak gözlerimizin önüne seriyor. Doğduğumuz an o karanlık denize adım atmış olduğumuzu ve ömür denen geminin önünde sonunda sulara gömüleceğini biliyoruz. Murat Gülsoy bu bilgiyi edebiyatın doruğuna çıkarıyor.
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamladı (1989). Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde “Face-Specific Evoked Brain Potentials”(İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri) başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. (1992). İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde tez yazarak doktorasını tamamladı.
Öykü, roman, inceleme türlerinde eserler vermiştir. Eserleri Sait Faik Hikâye Armağanı (2001), Yunus Nadi Roman Ödülü (2004), Notre Dame de Sion ödülü (2013), Sedat Simavi Edebiyat Ödüllerine (2014) layık görülmüştür. 2004-2021 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin genel yayın yönetmenliği görevini yapan Gülsoy 2014 yılından beri de Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi müdürlüğü görevini sürdürmektedir.
Kitapları: * Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul, 1999, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Kitabı Çalın, 2000, CAN Yayınları, öyküler. (2001 Sait Faik Hikâye Armağanı) * Belki de Gerçekten İstiyorsun, 2000, altkitap.com, öyküler. * Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler, 2002, CAN Yayınları. * Binbir Gece Mektupları, 2003, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004, CAN Yayınları, roman. (2004 Yunus Nadi Ödülü) * Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım, 2004, CAN Yayınları, öyküler. * Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık, 2004, CAN Yayınları, inceleme. * Sevgilinin Geciken Ölümü, 2005, CAN Yayınları, roman. * Kâbuslar, 2006, altkitap.com, öyküler. * İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, 2007, CAN Yayınları, roman. * Bize Kuş Dili Öğretildi, 2008, altkitap.com, resimli-roman. * 602. Gece Kendini Fark Eden Hikâye, 2009, CAN Yayınları, inceleme. * Karanlığın Aynasında, 2010, CAN Yayınları, roman. * Tanrı Beni Görüyor mu?, 2010, CAN Yayınları, öyküler. * Baba, Oğul ve Kutsal Roman, 2012, CAN Yayınları, roman.(Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü) * Nisyan, 2013, CAN Yayınları, roman. * Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, 2014, CAN Yayınları, roman.(Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) * Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, 2016, CAN Yayınları, roman. * Öyle Güzel Bir Yer ki, 2017, CAN Yayınları, roman. * Ve Ateş Bizi Tüketiyor, 2019, CAN Yayınları, roman. * Belirsiz Bir Anın Kıyısında, 2021, CAN Yayınları, öyküler. * Ressam Vasıf'ın Gizli Aşklar Tarihi, 2023, CAN Yayınları, roman.
"Nisyan bir tür zorunlu yas sürecinde ortaya çıkmış bir kitap. 2011 yılında ailemde arka arkaya yaşanan hastalıklar ve kayıplarla başa çıkabilmek için yazmaya başladım. O yıl ölüme doğru yol alan bu yaşlı bedenlere ve ruhlara eşlik ederken neler hissettiklerini anlamaya çalışıyordum. Elbette insan bir başkasını anlamaya çalışırken onun yaşadıklarını kendi üzerinde deneyimliyor. "
Demiş Murat Usta bu kitabı için, tam da dediği gibi o Yaşlı Adam'ın tüm yaşadıklarını, hissettiklerini, unuttuklarını, hatırlamaya çalıştıklarını , kitabı okurken ben de iliklerime kadar yaşadım!!!
Murat Gülsoy bu kısa romanıyla bambaşka bir şey denemiş. Bu derinden gelen, güçlü metaforlarla dolu sayıklamaları, unuturken unutmama çabalarını, rüya içinde gezinir gibi kayıp hüzünlü halleri çok etkileyici buldum, beğendim. Hele Storytel’de kendi sesinden dinlerseniz vurgular, esler, hızlanıp yavaşlamalar..müthiş. Bazen yazdığı kadar seslendirme de yapsa keşke demişimdir. Bu kitabı sevmeyenleri, okurken sıkılanları anlıyorum. Yazarın katıldığım bir atölyesinde kendisi de herkese hitap etmeyeceğini söylemişti. Naçizane en iyi eserlerinden biri diye niteledim.
Murat Gülsoy'un farklı bir yazım tarzı denediği bir yazarın son günlerini puslu zihinden anlattığı kitabı. Yazım tarzı biraz şiirsel ama çok beğenmedim. Belki kişisel nedenlerle anlattıkları beni çok etkiledi. Yaşlı yazarın etrafı algılayışı, oğlu ve bakıcısı ile olan ilişkileri, geçmişi hatırlama şekli çok vurucu idi. Herkesin sevebileceği bir iktap değil. Anlatımdan çok anlatıkları beni etkiledi.
Unutuşu, kelimelerin, anlamların, bilincin yok oluşunu anlatan bir kitabın anlatım tarzı da anımsananlar ve yaşarken farkında olunanlar gibi kısa, sayıklamalar, geçmişle bugün arasında savrulmalar, kafası karışmış, hüzünlü ve öfkeli bir dille ifade edilebilirdi. Benim gibi alzheimer ile çok yakın bir deneyiminiz olduysa, kelimelerin azalmasının anlaşılamamak olduğunu, hafızanın kaybettiklerinin kişiye ve çevresine verdiği acıyı, zamanın içinde bir yerde kaybolmuş olduğu hissini deneyimlediyseniz anlatılanlar geçmeyen bir acıyı uyarabilir. Anlatım da anlatılanlar da unutuşun ihtimalleri içinde; dipsiz bir kuyudan sesleniyormuş gibi söyledikleri anlaşılmayabilir, kendi içine kapatılmış hissediyor olabilir, unutulanların acısını hissediyor olabilir… Bedeninin, anılarının, kendisini var eden kelimelerin yavaş yavaş kendisini terk ettiğini deneyimleyen yazarın yazarak kelimelerine ve geçmişine sahip çıkmaya çalışması, ölümü kabullendiğinde ise kendi hikayesinin sonuna kendisinin karar vermesi “ ben hala varım” diye duyulan bir çığlık. Ebeveyn çocuk ilişkisi açısından ise oğlunun şefkatsizliği ile babanın hatırladığı tek kişinin oğlunun 6 yaşındaki mutlu hali olması çok etkileyici.
Kitabı Murat Gülsoy'un Erimtan Müzesi'ndeki bir konuşmasının ardından edindim, o gün uzun uzadıya unutmaktan da bahsetmişlerdi. Kişisel tarihimizde olan bir şey bizi şartlandırıp belli bir kitaba yönlendiriyor; Gülsoy'un ağzından dinlediğim kadarıyla bu kitabı da okumalıyım dedim. Dedim ama unutma ve bunamaya dair kendi biriktirdiklerim halen o kadar ağır basıyormuş ki Nisyan'ı okurken durup ne olduğunu tam çözemediğim bir akışı sorguladığım oldu. Herhalde kelimelerin samimiyetiyle süslülüğü arasında kaldım. Aynılık bekleyemezdim, zaten aradığım da sanırım edebiyatta bunamaya yaklaşım nasıldı'ya biraz daha cevaptı. Bir de şu var, Gülsoy'un konuşması yazısından daha yakındı hicve. Kitabı onu dinledikten sonra okumam beni şaşırtmış olmalı. Kitapla umduğum bağı kuramadım bu yüzden demek ki.
Nisyan; Unutma, Unutuş anlamına geliyor. Bir yazarın son günlerini anlatıyor, ama öyle bilindik cümleler ya da kurgu ile değil tabi ki. Murat Gülsoy farkı ile kelimelerin arasında depresif, hayata tutunmaya çalışan fakat hiçbir şey gerçekleştiremeyen geçmişe saplantılı bir yazarı okuyucu yorumuna bırakarak anlatıyor. Benim yorumum, torunu ile geçmişe dönmeye çalışan felçli bir yazarın son aylarını anlatmasıydı. Baba-oğul ilişkilerinin temelinde, karanlık atmosferi çok sağlam anlatmış. Eğer hayal gücünüz geniş ise kitabı okurken ürkebilirsiniz. Zira zaten elinden bir şey gelmeyen bir adamın sığındığı tek liman hayal gücü oluyor.
"Ayna puslu, kirli bir göl kıpırtısız. Kapkara gümüş bulutlarının arasından yüzümün ayrıntılarını göremiyorum. Gözlerini kısıp bakan biri var bana doğru. Taklitler aslını yaşatır. Başkalarının cümleleriyle konuşuyor aynanın içindeki adam. Sesi yabancı, titrek, pürüzlü. O konuşurken boğazıma biriken tükürükleri temizlemeye çalışıyorum, öğürtü geliyor. Safra çağında bedenim koyu sarı. Ağzımdan incecik bir köprü lavabonun karadeliğine inip kayboluyor. Kafamı kaldırdığımda o da kaldırıyor. Gümüş gölünün yüzeyinde dalgalanıyor. Bir şey anlatmak ister gibi bir hali var. Umutsuz. Ne diyeceğini biliyor ama ilgili sözcükleri bulamıyor sanki. Yardımcı olmak için soruyorum: Kimsiniz?"
1-2 paragraflık yazılardan oluşan bir kitap. Serbest çağrışımla yazılmış gibi duruyor. Ancak farklı konulardan bahseden öyküler aslında bir bütüne gidiyor. Yaşlı bir insanın kendisiyle ve çevresiyle kendi bütünlüğü içerisinde kurduğu iletişime tanık oluyoruz. Yaşlı kişinin bilinci ve gün geçtikçe boşalan beyni yavaş yavaş kaçınılmaz sona, ölüme yaklaşmaktadır. Değişik bir tarz denemiş yazar ve çok hoş olmuş.
Murat Gülsoy’un erkileyici dili her zaman şahane ama Nisyan konu olarak, insanı pekte düşünmeyi sevmediğimiz yaşlılık,alzheimer ve ölüm gibi karanlığı ile zorluyor. Okuma zamanının haleti ruhiyesine göre yorumların farklı olacağı bir yapıt.
"Hayat birilerinin eksikliği olarak çoğalıyor. Zaman geçmiyor, boşluk çoğalıyor sadece."
Çağdaş edebiyatımızın en üretken isimlerinden Murat Gülsoy'un yazdığı, unutuş kadar muğlak, karanlık ve yaralayıcı bir eser "Nisyan".
Şahsıma göre, aksi olması da pek mümkün değil. Ölümlü olmanın yükü, yaşlanmanın kaçınılmazlığı ve bu yolculukta hem doğrudan, hem de dolaylı olarak yiti(ri)şle yüzleşmek.
Yıllar hem kendimizden, hem çevremizden eksiltirken zalim ve nankör belleklerimiz kedinin fareyle eğlenmesi misâli oyuncak ediyor bizleri.
"Sabah ezanlarını hep mi severdim? Ses ışığa dönüşüyor sabahları..."
"Nisyan"da, yorgun ve yıllanmış bir belleği aynalayan kısa ve kesintilere uğrayan, (y)akıcı ve etkileyici bir anlatı dili mevcut.
“Unutulan ne kadar güzelse o kadar acıyor boşluk.”
Genelde bizi huzursuz, rahatsız eden şeylerden kaçınır, pek bulaşmak istemeyiz. İşte "Nisyan", yaşlı bir zihinden kopuk kesitlerle bizi bu kaçınılmaz olanla yüzleştiriyor.
Aşağı yukarı hepimizin çevremizden tanıklık ettiği, gelecekte de büyük olasılıkla da bilişsiz bir başrol kaptığı zihin sahnesi, okuyucuya bir düş perdesinin ardından gösteriliyor. Defalarca, belki milyonlarca kez sahnelenecek. Oynadığımızı bilmeden.
Unutan belleğin yönetiminde gerçekleşen bu acı anlatıyı tüm yetişkin okuyuculara tavsiye ederim.
Belâgât ve hitâbeti muazzam olan Murat Gülsoy'un kendi sesinden dinlemek isteyenler için Storytel'de sesli kitap olarak da mevcut.
"Zamanın geçmediğini biliyorum. Giderek yavaşladı. Durdu. Ben baktıkça isteksiz ilerliyormuş gibi yapıyor. Akrep ve yelkovan kireçlenmiş. [...] İçimde bir yerlerde kayboluyor. Zaman ve kalbim. Ellerim titreyerek yazıyorum. Kelimeler kâğıt üzerinde ölüyor. Bir atın hayaleti koşuyor içimde. Nal sesleri kurguyu canlandırıyor. Zaman ne ki? Bedenime göm��lü bir saat."
Hafıza-i beşerin nisyan ile maluliyeti beni çok düşündürmüştür. Böyle güzel bir kitabı alan kardeşin elinden kitap hemen çalınır ve okunmaya başlanır, unutulmak üzere. En büyük marifetimiz ve kusurumuz..
kitap bitti. zor bitirdim. sıkıldım. muhtemelen norolojik bir hastaligin -tahminim alzheimer yonunde- progresif ilerleyisi sirasinda hastanin, hasta odasinda, adem'inden evinden uzakta yitmesini, yavasca olmesini serdi ortaya yazar. ama elimden birakmak istedim her sayfasinda. sevemedim. belki sonraki karsilasmaya.
murat gulsoy ile boyle tanidmayi hayal etmemistim.
Murat Gülsoy'un şiirsel dilli, zannımca bir türlü birleşemeyen cümlelerin olduğu fakat imgelemin yoğun bir şekilde sizi ele geçirdiği, yine bana göre de biraz yavaş okunması gereken romanı. Kitabın başında türünü roman olarak belirtmişler fakat bu romanın, alışık olduğumuz klasik roman tekniği ile de yazılmadığı bariz. Son olarak çağrışım gücünün oldukça kuvvetli olduğunu söyleyip; okunmasını eşe dosta salık vereceğim bir roman olarak kaydediyorum Nisyan'ı zihnime.
"Kelimelerin ağzından çıkıp bana doğru gelirken eriyip buharlaşmasını izliyorum. İyi ki. kelimeler öldürür bu zayıf bedeni." Biraz hayal kırıklığı yarattı. Gülsoy'un okuduğum ilk kitabıydı. İçinde etkileyici birkaç cümle var ki zaten bunları genelde başlık yapmış, ölüme adım adım yaklaşmayı iyi anlatmış.