Ünlü ressamın usta kaleminden; Cardonlar ve Yakutiler yıllar sonra yeniden! Ünlü ressam Cihat Burak, hem resimde, hem öyküde üsluplar, kişilikler yönünden tutarsız görünen bir ortamda, kendi tarzını yaratmış ve güvenlik altına almış bir isim. Mimarlığını gölgeleyen resmiyle öne çıktığı bir dönemde Cardonlar'ı yayımlayarak, büyüleyici fırçasının yanına, usta kalemini de ekledi, 1980'lerin başında. Ardından, 1992 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanan Yakutiler'le, bu kanıyı pekiştirdi. Yıllar sonra, pırıltısından hiçbir şey yitirmeyen resimleri gibi öyküleri de hâlâ capcanlı- Cihat Burak'ın zengin anılar ve dikkatli gözlemlerle beslenen öykülerinde duyguya ince bir alay eşlik ediyor. Yazı dilinin alışılmış kurallarına zaman zaman hoş bir biçimde yan çizen Burak, konuşma dilini çok canlı, çok çekici biçimde kullanıyor. Resimlerindeki fantastik öğe; ÒedebiyatÓın dışında olmanın verdiği rahatlık, Cardonlar'daki öykülerinde de sürüyor. Çizgiler, biçimler, renkler, yerlerini sözcüklere bıraktığında, şaşırtıcı, ürkütücü, korku verici, acımasız bir dünyayı ortaya koyuyor. Sanki içinde yaşadığımız nesnel dünyanın fantastik uzantısı. Cardonlar ve Yakutiler; bu kez yazarının elyazısı örnekleri ve desenleri eşliğinde; Ferid Edgü'nün sunuşuyla...
Cihat Burak (İstanbul, 8 Ağustos 1915 - 4 Mart 1994) Öykücü, mimar, ressam. Galatasaray Lisesi'ni ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'nü bitirdi (1943). Tekel Genel Müdürlüğü ve Bayındırlık Bakanlığı'nda mimar olarak görev yaptı. 1952'de Birleşmiş Milletler bursuyla Paris'e gitti. 1955'te Türkiye'ye döndü ve yine Bayındırlık Bakanlığı'nda çalıştı. Gaziantep Hükümet Konağı, İzmit Adliyesi, Ankara Banknot Matbaası, Rize Adliyesi, Beşiktaş Şair Nedim İlkokulu gibi yapıların projelerini çizdi. 1961'de yeniden Paris'e gitti, bu sırada bakanlıktaki görevinden ayrılarak resim çalışmalarına ağırlık verdi. 1965'te Türkiye'ye döndükten sonra yurt içinde ve dışında çeşitli sergiler açtı, karma sergilere katıldı. Yozlaşan değerlere eleştiri ve mizah duygusuyla yaklaştığı yapıtlarında günlük yaşam sahnelerini anılara bağlayarak gerçekleri fantastik bir bağlam içinde ele aldı ve bilinen, tanıdık nesneleri bir düş dünyasının yaratıklarına dönüştürdü. 1970'lerden sonraki resimlerinde ölüm düşüncesini yoğun olarak işledi. Yaşamöykü yanı ağır basan öykülerine de plastik bir tat aktarmıştır, özellikle Cardonlar'da gerçekçi bir yaklaşımla fantastiğin sınırında gezen öğeleri başarıyla iç içe geçirdiği gözlemlenmektedir. Yapıtları: Cardonlar (1981), Yakutiler (1992, Yunus Nadi Öykü Ödülü).
Bir iki aşırı fantastik hikaye dışında tüm hikâyeler Yakutiler kitabi gibi harika. Eski İstanbul hikayeleri, yozlaşan değerler, çirkinleşen insanlar, şehri ele geçiren çirkin apartmanlar, insanlar, evi ele geçiren cardonlar.
Son hikaye Göz'ü bir başka sevdim. Yaşamın başlangıcı ve insanin evrimiyle başlayan, insanların doğayı ve hayvanları nasıl mahvettigiyle devam eden, sonra bir anda yari fantastik yari bilimkurgu hikayesine dönen bir hikaye. Cihat Burak, hikayenin sonundaki notla da bütün kitap boyunca dert yandığı yozlaşmaya tekrar dokunduruyor. Herşeyden biraz içeren ama asla iğreti durmayan harika bir hikâye.
Cihat Burak çok geç keşfettiğim bir yazar oldu maalesef. Kitapta 1940-1970ler arası yazılmış 18 öyküsünü okuyoruz yazarın.
Öykülerin tamamı; geçmişe özlem, bireyin varoluş sancıları, kadınların toplumdaki yeri, siyasi hiciv, insanın doğaya verdiği zarar (yer yer anti-hümanist ya da post-hümanist bir bakış da denebilir), doğum–yaşam–ölüm gibi ortak temalar etrafında şekillense de, her öyküde bambaşka bir anlatım tarzı kullanılmış. Gotik, sürrealist, tarihsel, bilimsel, masalsı ve fantastik ögeler bir araya geliyor.
Anlatı yer yer okuyucunun gözünde bir tablo gibi canlanıyor. Bunda elbette Cihat Burak’ın aynı zamanda çok iyi bir ressam olmasının ve uzun yıllar mimarlık yapmasının da büyük etkisi var diye düşünüyorum.
Bahsettiğim temalar ilginizi çekiyorsa mutlaka şans verin derim. Beni çok etkiledi ama herkese rahatlıkla önerebileceğim bir yazar da değil.
Ressam olarak tanıdığım yazarın resimlerinde hikayeler kurgulamasına, bunları düşsel ve eleştirel düzlemlerde ifade etme gücüne hayrandım. Öykülerini okuyunca öykülerinde de karakter ve mekan betimlemeleri ve öykü akışı içinde bir resmin çizilişini izliyormuş hissi yaratması ile sanatının geçişkenliği ve eleştirel, fantastik , psikolojik derinliği olan anlatımı ile sanatının bütünlüğüne hayranlığım arttı.
Öyküleri, geniş bir zamama yayılan üretimlerinden ilk basımını yapan yayınevinin bir seçkisi. Kendi iç dünyasından hayatından izler taşıyan, toplumsal ve siyasi yozlaşma - ilişkiler - ekoloji konularında eleştirel, gerçeküstücü , bireyin toplum içinde yalnızlığı gibi geniş bir anlatım tarzına sahip.
On parmağında on hüner olan eski nesil sanatçılarımızdan biri Cihat Burak. Başarılı bir mimar ve ressam olmasının yanı sıra meğerse bu alanlardaki başarısını aratmayacak ölçüde iyi bir yazarmış ayrıca. Yapı Kredi Yayınları’ndan olan iki hikaye kitabı Cardonlar ve Yakutiler uzun yıllardır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Şimdi Everest sanatçının bütün eserlerini yeni kapaklarla basınca hepsini tekrardan satın aldım. Bunca zamandır erteledigim için kendime çok kızdım. Bu kadar insana dokunan, böylesine renkli, böylesine büyülü bir dünya beklemiyordum açıkçası. Asıl mesleği yazarlık olan çoğu kişiden daha güçlü bir kalemi varmış Cihat Burak’ın. Hararetle öneriyorum.