Istemiyormus gibi gÖründüklerine düskünlügü, tam da ortadan yarilmasinin en temel nedeni. Hesaplasmaktan kaçinmasinin da. Bu mütereddit, bu endiseli, bu ikircikli hal Türkiye'nin gerçekte en büyük avantaji. Berzahta olmak onun yazgisi çünkü. Arafta kalmak. Bu nedenle dogu ile bati, geçmis ile simdi, din ile dünya, akil ile kalb, kuram ile eylem arasinda çirpinmak zorunda olmayi bir zaaf olarak gÖrmemeli, ikisinden birini tercih etme, tatmin olma, huzura kavusma kolayciligina kapilmak yerine Türkiye bu kendine Özgü çeliskilerin içerisinden dünyaya bakabilme ayricaliginin hakkini vermeli. Diyalektigin hakkini.Sayfa 168Baski 2014 Türkç Kapi Yayinlari
2 Nisan 1980’de başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981’de Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten itibaren Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.
Yazar bir video'sunda (bu olabilir: https://www.youtube.com/watch?v=kAvMJ...) "güncel düşüncemi en iyi yansıtan kitaplarım bu üçlemedir" benzeri bir sey söylemişti. Ben de bir fırsatta okurum diye düşünerek almıştım.
Dücane Cündioğlu ilginç birisi. İfadesi ve hatta duruşu genelde karamsar, ama öne sürdüğü fikirleri umut vadediyor ya da umudu elden bırakmıyor diyeyim. Biraz dağınık konuşuyor gibi görünse de aslında kendi deyimiyle konunun etrafında dolanıyor. Bunu bilerek ve özellikle yaptığını da ekliyor.
Başı sonu yokmuş gibi dinliyor, okuyorsunuz, ama sona geldiğinizde kafanızda bir fikir oluşmuş oluyor ya da olan bir fikir yıkılmış da olabiliyor. Hatta bir adım daha ileri gidersem, eserleri (kitap, video) kendi içlerinde bütün değil bile diyebilirim. Oysa onu takip ettikçe kendi pozisyonunu sizin zihninize parça parça işlemiş oluyor.
Bu felsefe üçlemesi de, ne her biri ayrı ayrı, ne de üçlemenin bütünü, kendi içinde bütün olmayan bir görüntü çizse de, diptoplamda olgunlaşmış bir düşüncenin izdüşümleridir diyebilirim.
Mesela bir bölüm şöyle bitiyor: "...Kapitalizm seni betona gömüyor ey talib, farkında bile değilsin!..". Fakat bu fikri, ne betonu ne de kapitalizmi ne de ikisinin bağlantısını yeterince tartışmıyor. Dahası, çoğu zaman tamamen kel alaka konulardan (üstünkörü) bahsedilmiş. Bu mimarlık felsefesi kitabı değil, resmen ahlak felsefesi kitabı! Mimari tarihimiz konusunda okumak isteyenlere, Sibel Bozdoğan ve Murat Gül'ü öneririm.
Yok, bu yazar bana göre değil.
Cündioğlu'ndan okuduğum ilk eser. Kentleşme ve mimari kavramları üzerine okumak istiyordum. Kitabın başlangıcında Gündüz Vassaf'ı hatırlatan bir tarz vardı, fakat sayfalar çevrildikçe iş çığrından çıktı.
Bir kere yazarları tanımak kolay, bunlar derdini basitça anlatmak isteyenler ve istemeyenler diye ayrılabilir. Nedense bu felsefe konularında ahkam kesmeyi sevenler, genelde ikinci türde yazıyorlar. Kimi insan anlaşılmaz kargacık burgacık eski kelimelerle yazılmış metinlere, bunlara kafa yormaya bayılır. Ben böyle değilim.
Ben mesela, estetik kavramımız ile ilgili tartışmalar, şu an bir mimari erozyonun olup olmaması, var ise bunun değerlendirilmesi gibi daha somut konular üzerine okumak istiyorum (kitap kapağındaki görsel de beni etkiledi, itiraf ediyorum). Oysa yazar, sokak röportajında mikrofon uzatılan amca gibi, hazır okuyucuyu bulmuşken, aklından geçen ne varsa sayıyor döküyor. Kitabın son kısımları da son derece sıradan geçiyor.
Doğan Kuban'ın "Batıya Göçün Sanatsal Evreleri"'nde Kuban da oturup rakip akademisyenlere laf çakıp durmuş. Cündioğlu da, aynı yöntemle Kuban'a geçiriyor. Bu entellerin savaşının bedelinin okurların zamanı ile ödenmesi ne fena.
Yazarla ilgili şöyle bir yorum yapılmış https://www.dunyabizim.com/polemik/du... : "...Birinci tür okuyucular Cündioğlu’nun herhangi bir kitabını okuyup bitirdikten sonra başka eserlerin peşine düşerken, ikinciler okumaya ara verirler. Veya çok alakasız, Cündioğlu’nun eserinden derece bakımından fazlasıyla düşük bir kitap okumaya başlayabilirler. Cündioğlu’ndan aldıklarıyla yetinebilirler. Başka şeylerle Cündioğlu’nun söyledikleri arasında bağlantı kurma gereği duymazlar. Entelektüel bir faaliyet göstermiş olmanın hazzıyla iktifa ederler. Ne bir derinliğe ne de bir genişliğe ulaşırlar. Oldukları yerde kalırlar. Birinci tür okuyucular ise Cündioğlu’nun her eseriyle birlikte, zihinsel ve hissi değişim yaşarlar. O kitabı okumadan önceki halleriyle, okuduktan sonraki halleri farklıdır. Değişime açıktırlar. Her değişimin gelişim olmadığını da bilirler..."
Evet evet, ben kesinlikle ikinci türdenim; eğer bu beni ök-küz yapacaksa da, bundan hiiiç gocunmuyorum. Yine de, yazarın, üstteki metindeki yorumdaki kadar büyük bir kibri olduğunu sanmıyorum. Bu kötü yorumlarım, sadece, hatalı bir okuyucu-yazar eşleşmesinden dolayı oldu.
Sinema ve Felsefe ve Sanat ve Felsefe kitaplarının ardından üçlemenin diğer kitabı da evvelkiler gibi anlam dolu idi. Göz ve gönül perdelerini biraz olsun aralamaya çalışan, pek kimselerin bakmaya dahi cesaret edemediklerinin tespitini gözler önüne seren hikmet tâlibi Dücane Cündioğlu'na yazmış olduğu bu eserlerinden ötürü teşekkür ederim.
"Evet, isterim ki hakikati görünce değil, sezince bile, hemen yüreğim boyun eğsin, bir ömürdür peşinden koştuğu o nazla sevgiliye direnmesin, cilvelerinden yılmasın, yaklaşınca da lüzumsuz gayretkeşliklerle onu incitmesin, hemen benliğini yere çarpıp kendini bütünüyle sevgilinin ayaklarının dibine bıraksın. Çaresizim, belki de nasipsiz, bilemiyorum ama bir ömürdür böyle olsun diye çırpınıyorum."
"Sonradan-görmeliğin tezahürü pornografiktir, yani güya bir zuhur vardır ortada ama o zuhurun özü yoktur. Çünkü sonradan-görmelik, her defasında kendini teşhir aracılığıyla ifade eder, etmek zorundadır. Bu ifade ihtiyacı nedeniyle sonradan-görmeler, geç görmenin acısını gösterişle bastırmaya çalışırlar. Çaresizdir; zira kendilerini her defasında, bakın bende neler var, demekten alıkoyamazlar. Zavallıların asıl varlık sebebi teşhir ve gösteriştir. Böyleleri gösterdikçe varolurlar."
"Bir vicdana sahip olduğu tasavvur edilmedikçe bu iskeletin, bizatihi iskelet olmak itibariyle ne kıymeti var?"