KEDİ VE ÖLÜM, Erhan BENER'in en ilginç romanlarından biridir. İlk baskısı 1961'de yayımlanmış, 1962'de Fransız Türk Kültür Derneği'nin Büyük Ödülünü almıştır. KEDİ VE ÖLÜM, Erhan BENER - J. P. Dorian'ın çevirisiyle, Paris'te Albin Michel Yayınevince yayımlanmıştır (1965). Fransızca konuşan ülkelerin iletişim araçlarından KEDİ VE ÖLÜM için birçok değerlendirme yapılmış, eleştiri yazıları çıkmıştır. Bunlardan birinde, '...bu romanın övülecek yanı konusu değil, sanat yönüdür. Yazar Erhan Bener sanatıyla bizi büyülemesini, tasalandırmasını bilmektedir' denilmektedir.
KEDİ VE ÖLÜM sanat yönüyle olduğu kadar, konusuyla da dikkat çekici bir romandır. Cumhuriyetin ilk yıllarında resim öğrenimini Avrupa'da yapan Ressam Zahit, üç ay sonra öleceğini öğrenir. Erhan BENER, ölümü bekleyen bir insanın sarsıntılarını ustalıkla anlatır. Romandaki, yalnızca Ressam Zahit'le bir sokak kedisi arasındaki korkunç çatışma bile, KEDİ VE ÖLÜM için söylenecek sözü okura bırakmamızı gerektiriyor. Bu nedenle KEDİ VE ÖLÜM 'ün yeni baskısını, yazınımızın önemli yaptılarından biri olarak sunuyoruz.
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.
Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.
Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.
BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.
Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.
Sevmediğim tarzda bir roman. Diyalog yok ve başından sonuna değin kişinin kendi buhranlarına odaklanan anlatım. Anlatım tarzı boğucu değil aslında, konu boğucu. Bu romandan 35 yıl sonra buna benzer ama hiç de sıkmayan bir roman yazmıştı Erhan Bener (Bknz: Böcek) Zaten bu kitabın finali de Böcek'in finaline benzer anlatımla yazılmış. Yazarın yurtdışında, Fransızca konuşulan bir ülkede yaşarken yazdığı bir roman. Ve bu roman için "varoluşçuluk felsefesi ekseninde yazılmış" yorumunu da okuyunca iki bilgiyi bağdaştırdım.. (Sartre ve Camus) Bu romana dair düşüncelerim, Erhan Bener'in romancılığına dair olumlu düşüncelerime engel değil. Roman kahramanının psikolojisini, buhran ve devinimlerini her zamanki gibi başarılı şekilde aktarmış. Ama konu beni çekmedi.
Türk Edebiyatının benim gözümde en kıymetli yazarlarından Erhan Bener’in, yine benim gözümde en kötü romanı. Erhan Bener okumaya başlamak için çok kötü bir tercih olur; fazla basit ve tekdüze bir anlatımı var kendi çıtasına göre. Bunu okuyup sevmediyseniz kesinlikle yazara bir şans daha verin derim.
Erhan Bener'den okuduğum ilk kitap. Baştan sona zorlama ve sıkıntılı bir tempoyla ilerledi roman. Varoluşçulardan etkilenmiş, özenti bir hikaye ve doğal olarak özenti bir karakter. Özenti bir varoluş. Tıpkı bugün çoğumuzun altyazılı diziler vs ile özentili postmodernler olmalarımız gibi.
Başkarakter çirkin ressam Zahit İloğlu üç ay ömrü kaldığını öğrenir. Ölecektir. Düşüncelere sürüklenir. Kısa Avrupa günleri, gençliği, çocukluğu, ilk karısı gelir aklına. Bilinç akışı biraz, iç monolog biraz. Yer yer, özellikle şehveti anlatırken canlanacakmış gibi olan dil, Zahit İloğlu'nun da yakındığı yavanlıktan muzdarip. Büyük eserler yaratmaya göz dikmiş ama büyük maceralara, büyük hesaplaşmalara giremeyecek kadar ortalama bir ruh (benimki de böyle değil mi?) ömrünün sonu ansızın geldiğinde bir iki debeleniyor işte. Hala kendisini kıymetli görmek istiyor ama hamle yapamayacak kadar alışmış uyuşukluğa. Bütün bu söylediklerim bir yere kadar Erhan Bener'i de kapsıyor sanırım.
Baktım da hayat hikayesine, üst sınıf bir ailede gelme, iyi tahsil görmüş, bürokraside yükselmiş bir adam. Yurtdışında görevlerde bulunmuş, genel müdürlükten emekli. Risk almış mı hiç? Büyük hesaplaşmalara cesareti var mıydı? Sanmıyorum. Benim gibi bir ortalama insan. Yine de çok disiplinli ve çalışkan olmalı. Bir sürü eseri var, hemen hepsi de ödüllü. Öykündüğü Fransızlar da iltifat etmişler ona.
Vüsat Bener'in kardeşiymiş. Vüsat abi tam bir yırtıcıdır oysa. İşte kabına sığmaz tuhaf ruh onda var. Vüsat Bener Niagara şelalesiyse Erhan Bener yapay fıskiye. Bilmiyorum ölümünden sonra bir yazarı böyle aşağılamak alçakça bir tavır mı, fakat eserinin sıradanlığı, çünkü ruhunun sıradanlığı açıkça söylenmemeli mi?
Romana dönelim. Çılgın bir son atılım yapmaya kalkacak gibi duran Zahit Bey sonunda pıs pıs eve döner, hiçbir şey yapamaz. Keşke o şekilde de ölseydi. Kendi macerasızlığını romanda kurduğu karakterle aşmaya çalışan Erhan Bener tutup adamcağıza kediyi öldürttü, karısını boğazlatacaktı da az kalsın. Bunlar işte hep özenti. Hep yapay varoluşçuluk. Hüzünlü görünüp kız tavladığımız o pozculuk çağlarımızda ve hep, daima süregiden bir melankoliden, karanlıktan ekmek yeme beleşçilikleri.
O eve girelim şimdi, iki katlı, bahçeli. Duvarlara sinmiş ağırkanlı zamanı hissedelim. Cemrelerin düştüğü, kurbanlıkların alındığı, içinde belki binlerce kez kurufasülye pilav pişmiş bu evi anlayalım. Burada fon müziği yok. Arkadan geçen bir mobilet sesi, uzaklardan bir matkap sesi falan var. Belki o sene meşhur olmuş bir Ferdi Özbeğen. Buraya varoluşçuluk sokmanın alemi yok. Bırakalım Türk gibi ölsün gitsin adamcağız.
Her neyse. Nesnele geçecek olursak, batılı roman tekniklerini iyi takip etmiş Bener, bunları romancılarımızın favori çatışması: doğulu-batılı çatışması içinde bocalayan bir başarısız ressamın hayat muhasebesini vermekte kullanmış. Ortanın biraz üstü bir roman denebilir. İnsana dair samimi bir şey sunmamış, ortalama itiraflar, herkesinki kadar alçak alçaklıklar.
"Kedi" dedi birden. "Göğsümün üstünde bir kedi var." İnsanın ne zaman öleceğini bilmesi insanın yüreğinde bir yük gibi.
Ölümle yüzleşen, yaşamı kıskanan, geçmişin iç hesabını yapan ressam Zahit İloğlu'nun ruh hâlini anlatıyor bu kitap. Kendisine üç aylık sancılı bir ömür bırakan hastalığının etkisiyle hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöküş yaşayan Zahit'in tecrübeleri Gregor Samsa'yı anımsatmıyor değil. Kitabın Dönüşüm adlı eserden ne kadar ekilendiğini bilemem, fakat bol mecazlı anlatımını okumaktan büyük keyif aldım. Yazar yazdıklarıyla her ne kadar Zahit'in iç dünyasını ayrıntılarıyla veriyormuş hissi uyandırsa da okuyucuya kelime bulmacaları bırakıyor. Önemsiz gibi duran betimlemeler aslında başka bir sayfada yeniden karşınıza çıkarak sizi değişik bağlar kurmaya itiyor. Yazarın mecazî dilini kendince özgün bulsam da önemli varoluşçu eserlerden etkilenerek onlarla benzer bir dil kullandığı hissine kapıldım.
Kitabı 1981 basımından okuduğum için cümleler yer yer günümüz imlâ kurallarına uymuyor. Bunu rahatsız edici bulmasam da ardarda gelen cümlelerin kiplerindeki farklılıklar gözümü oldukça tırmaladı.
Adı vesilesiyle aldığım bu kitap kısa ve akıcı, ama akılda kalan bir eser. Kedi'nin öykü içindeki yeriyse yazarın okuyucuya sunduğu bir başka rahatsız edici metafor. Bu bağlamda kitabın adının hakkını verdiğini düşünüyorum. 3.5/5
Hikaye sıkıntılı ve karanlık olmasına rağmen etkileyici. Ancak bu baskıda bol bol yapılan imla hataları okurken insanın sinirini bozuyor. O harfi yerine 0 basılması, 'rı' yerine 'n' basılması alakasız harflerin birbirine yerine basılmış olması yayınevinin özensizliğini gösteriyor.
Yeni tanıştığım Erhan BENER, 3 Aylık ömrü kalan ve ölümü bekleyişi ile artık ölümle iç içe yaşayan Ressam Zahit'in doğu-batı çatışması ekseninde ölüm izleği etrafında geçmiş muhasebelerinin ortaya serildiği, ruh çözümlemelerinin, iç monologların, kısıtlanan zamanı içinde karakterini eleştirisini ustalıkla işlediği Avrupa’dan -özellikle öykündüğü Fransa’dan- övgüler alan bir yapıtı. Ressam Zahit hayatı seven, huzurlu ve akışında giden bir hayatı varken, hayatının nihayete ereceği gerçeğiyle yüzleşince ve geldiği noktadan yaşayabilmiş saymaz kendini.
kitabı okurken aklıma uzaktan yada yakından tanık olduğum bir şekilde benimle temas kuran ölmek üzere bir hastalığın pençesinde olan insanlar geldi. Yeterince sarsıcı ve iyi bir gözlemin ürünü olan bir kitap. Kedilere duyduğum garip korkuyu arttırmayı başaran ikinci kitap bu arada. sıkıcı değil sadece biraz fazla gerçekçi
ben bu tip kitapları sevemiyorum. durum betimlemeleri. uzun uzun. birtakım metaforlar var ama beni açmadı.Ancak şu var ki; hastalanmak - ölmek üzerine derinlemesine hissettiriyor, düşündürüyor bu açıdan güzeldi yine de hakkını teslim edeyim. ayrıca AYRINTI yayınlarından çıkmış bu baskıyı epey özensiz buldum. birçok yerinde kelime hataları vardı.
Kapaktan, isminden ve arka kapaktan dolayı kitabın içeriği hakkında başka beklentiler içine girdim. kitap için kötü diyemem ama iyi de diyemiyorum. sevdiğim ve nefret ettiğim yerler oldu.
Kuvvetini Ressam’ın yaşama ümidiyle ölüm korkuları ekseninde, ruh tahlillerinden alan roman, önce Ara Kapı adıyla yayımlanmıştı (1962); ikinci baskıda ismi, İstanbul Türk-Fransız Derneği’nin ödülünü kazanarak, Paris’te basılmış Fransızca çevirisindeki (Le chat et la mort, 1965) gibi, Kedi ve Ölüm oldu.