...Sayfa hesabına vurulduğunda, Yaşar Kemal’in öyküleri, romanları yanında oylumca küçük bir yer tutar. Ama ilk gençlik yıllarındaki sevgilisi şiirden sonra el attığı alan öyküdür. İlk öyküsüyse bugün okunduğunda bile hiçbir acemilik izi taşımayan “Pis Hikaye”dir... 1946’da yazmıştır bu öyküyü... İlk öykü kitabı Sarı Sıcak 1952’de basılmıştır... Bugün, toplu öykülerinin yer aldığı kitabın adı da Sarı Sıcak’tır. Bu kitabından yaptığımız bu küçük seçki Yaşar Kemal’le ilk karşılaşacaklar için, büyük bir dünyanın kapısını aralamaktadır...
Yaşar Kemal, asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer.
Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.
Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerini kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı. 28 Şubat 2015 tarihinde vefat etti.
Yaşar Kemal was born as Kemal Sadık Gökçeli in 1926 in the Hemite village of Kadirli, Osmaniye, where his family, originally from the village of Ernis (present-day Ünseli) near Lake Van, had settled after a long period of immigration caused by the Russian occupation during World War I. With his amazing imagination, grasp of the inner depths of the human soul, and lyrical narrative, Yaşar Kemal became one of the leading name not only of Turkish literature, but of world literature as well. Translated into more than forty languages, Yaşar Kemal is the recipient of many awards in Turkey and more than twenty international awards including Prix mondial Cino del Duca, Commandeur de la Légion d'Honneur de France, Commandeur des Arts et des Lettres of the French Ministry of Culture, Grand Officier de la Légion d'Honneur de France, Premi Internacional Cataluña, Peace Prize of the German Book Trade, as well as seven honorary doctorates—five in Turkey and two abroad. The last award Kemal received was the Bjørnson Prize given by the Norwegian Academy of Literature and Freedom of Expression (Bjørnson Academy) on November 9, 2. Yaşar Kemal died in İstanbul on February 28, 2015.
Yaşar Kemal sen ne büyük insansın ve ben bu cümleyi okuduğum her kitabından sonra kurmaktan bıkmayacağım. Öykülerine bayıldım ve o bildik tadı aldım. Ancak bir öykü var ki mahvetti beni. "Kalemler" isimli öyküyü okurken birkaç damla yaşa mani olamadım. Bu dünyadan bir Yaşar Kemal geçti." İyi ki"den başka diyeceğim bir lafım yok. İyi ki.
"Hemite dağıyla Anavarza arası geniş, düz bir ovadıŕ. Savrun çayı Ceyhan nehrine tam Anavarza'nın dibinde karışır. Çayın Ceyhana karıştığı yerden ta Vayvaylı köyüne kadar bir sazlık uzanır. Akçasaz. "
Çukurova’nın yakıcı sıcağında, göz alabildiğine geniş ovalarda, güneşin ve rüzgarın sesi yada sessizliğini bolca hissettiriyor Yaşar Kemal. Özlem duyulana gitmek imkanı olmasa da şu günlerde, bir parmak bal çaldığı su götürmez bir gerçek. Öykülerinden derleme olan bu kitap bir solukta bitiveriyor. İçlerinde bazısı durağan, sakin mizaçlı; bazısıysa durup düşündürüyor insanı. “Beyaz Pantolon”, “Yolda” ve “Kalemler” en sevdiklerim oldu. Bazen kısa hikayeler bile olsa, uzun roman tadında dalıp gidiyor insan.
Bunu amaçlamıyordum ama yolda bitirdim gerçekten. Adından da tahmin edilebileceği gibi, başka bir eserden (Sarı Sıcak) derlenen hikayelerden oluşuyor. Çok başka olaylar anlatılsa da, hikayelerin ortak yönü Anadolu insanının vahşi yanı. Bu vahşilik hem beyaz pantolon hayaliyle harap olan Mustafa'da, hem de köydeki tek saatin aslında çalışmadığını ölümünden sonra bile saklayabilen Hacı'da görülebilir. En çok Kalemler'i sevdim bir de.
Yaşar Kemal'i nasıl ifade edebilirim diye düşünüyorum şuan ve aklıma sadece geçmiş de olan saf,yoksul,yorgun ve kızgın bizim Anadolu yaşamını şuan ki milenyum çağının gençlerine hatırlatma görevi üstlenen muazzam bir köprü vasfını taşıyan duayen bir Anadolu yazarı demek bir nebze açıklayıcı olabilir.
✳️
Sade bir dil anlayışı ile yazan Yaşar Kemal'in eserlerini okurken Anadolunun özüne inmek o kadar kolay ki bilinçsiz ve duyarsız bir şekilde yaşayan biz insanların çocuk yaşta Mustafa'nın beş lira ile alacağı bir pantolon uğruna 3 gün Tuğla Ocağı yakma gayretini izlememize Kalemler öyküsünde ise İstanbul'un çöplerinden bulduğu kalemleri çaldığı iddiasıyla okuldan atılan Neriman'ın çaresizliğine kadar her öyküsünde yaşamdan bir kesit sunan fakat yaşanamayan o yaşamdan kesitleri sunan o öyküleri en az okuyanlarsa öykülerde ki var olan karakterlerin günümüz hayattaki benzerleridir yiyecek ekmek dahi bulamayan insanların Yaşar Kemal'in Kalemler öyküsünde anlattığı gibi o şehirlerin zenginlerinin çöplerinde hüküm süren insanların özellikle çocuklarının kendi öykülerini okuyamamaları en acı olan şeydir. Yoksul anlar yoksulun halinden maddiyat yönü iyi olan insanlar ellerinde tutup okudukları Yaşar Kemal kitaplarından empati kuramazlar bu konuda çünkü empati kuracak oldukları insanların çoğunun ellerinde okuyacak olacakları bir Yaşar Kemal kitabı geçmeyecek yahut geçse dahi okumayacaklar o yüzden kitapları değerli olan Yaşar Kemal'in kişileri hep maddi değerleri manevi değerlerine oranla daha düşük olan insanlar olmuştur bilinçli bir manevi devlet anlayışında yaşasaydık bakamadıkları insanların alanından gelişip filizlenen toplumsal gerçekçi yazarların başta Yaşar Kemal'in eserlerinin barındırdıkları kişilerin alım gücü kadar bir fiyata dağıtılması gerekirdi yani bedevaya ...
Yaşar Kemal eleştirmek haddime düşmez ama kitapta iki üç öykü dışında okumaya değer pek bir şey bulamadım maalesef. Sanki Yaşar Kemal'in daha sonra üzerinde çalışmak için sağa sola karaladığı satırları derleyip yayınlamışlar gibi...
Kısa süren hikayelerden uzun kurgu romanlara geçiş yapacakken sanırım oldukça yanlış bir seçim yapmışım.
Yaşar Kemal’in Yolda adlı eseri, beni oldukça zorladı ve bitirmekte güçlük çektim. Kitap, farklı hikayelerden oluşsa da, her biri kendi içinde ağır ve bunaltıcı bir atmosfer barındırıyor. Yazarın edebi dilini, güçlü betimlemelerini ve toplumsal duyarlılığını liseden beri biliyorum. Ancak bu kez hikayeler beni içine çekmekten ziyade sıkıştırdı. Her bir hikaye, yaşanan zorlukları, acıları ve insanın toplumla mücadelesini gerçekçi bir biçimde işliyor. Fakat bu gerçekçilik beni bir noktadan sonra boğmaya başladı.
Kitapta karşılaştığımız karakterler, Yaşar Kemal’in eserlerinde sıkça rastlanan hayatın zorlukları karşısında ayakta kalmaya çalışan, toplumdaki zorba insanlara karşı sürekli bir savaş veren insanlar. Fakat bu karakterlerin iç dünyalarındaki karanlık, onların yaşadığı trajediler ve hikayelerin sonunda okuyucuyu çıkmaza sürükleyen anlatımlar, okuma sürecimi oldukça ağırlaştırdı.
Karakterlerin yaşadıkları her bir olay, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde, insanın çaresizliğiyle, kayıplarla ve içsel çöküşle bağlantılıydı. Yazarın bu tarzı elbette takdir edilesi, ama kişisel olarak bu tür bir edebi yaklaşım beni fazlasıyla yordu.
Kitaptaki hikayeler, insanın zorba toplum karşısındaki zayıflığını, yaşam mücadelesini ve toplumun ağır yüklerini anlatıyor. Yaşar Kemal, her zaman olduğu gibi toplumun alt kesiminden karakterlerle çalışıyor, onların sesini duyuruyor. Fakat hikayelerin atmosferi o kadar yoğun ve karamsardı ki, bir süre sonra her bir hikayede aynı karamsar havanın tekrar ettiğini hissettim. Hikayeler derin, çok katmanlı ve eleştirel, ama bu derinlik, okuyucuya nefes alacak bir alan bırakmıyor. Özellikle kısa öykülerde bu kadar ağır bir atmosferin hakim olması, bir hikayeden diğerine geçerken bir çeşit boğulmuşluk hissi yaratıyor. Bu yüzden, eserin çoğu yerinde kendimi tekrar tekrar dışarı atmaya çalıştım ama sonuna kadar okumayı zor da olsa başardım.
Ayrıca, hikayelerdeki psikolojik çözümlemeler ve toplumsal meselelerin bu kadar yoğun bir şekilde işlenmesi, okuma deneyimimi daha da ağırlaştırdı. Yaşar Kemal, karakterlerin ruh dünyalarına derinlemesine iniyor; onları hayatın sert rüzgarlarına karşı savunmasız bırakıyor. Bu derin içsel sorgulamalar, bir noktadan sonra insana karamsarlık ve içsel bir sıkışmışlık hissi veriyor. Olaylar o kadar yoğun ve karanlık işlenmiş ki, hikayeleri okurken sürekli bir ağırlık hissettim. Bu ağırlık, bir süre sonra beni kitaptan uzaklaştırdı. Ama yine de dişimi sıkıp kitabı bitirmeyi başardım.
Sonuç olarak, Yolda, benim için zor bir okuma süreciydi. Bu kitapla birlikte fark ettim ki böylesine ağır, insan ruhunu derinlemesine inceleyen ve toplumsal meseleleri trajediye dönüştüren hikayeler bana pek uygun değil. Belki bu türü sevenler için Yolda etkileyici ve unutulmaz bir eser olabilir; ancak benim için oldukça yorucu ve bunaltıcı bir okuma deneyimi oldu.
Muhteşem bir kitap. Okuyucuyum diyip de şu yaşıma kadar hiç Yaşar Kemal okumamanın utancını çok net hissediyorum. Neymişsin be Yaşar abi... Tez zamanda bu eksikliğimi gidereceğim.
Yaşar Kemal, malumunuz öyküleriyle öne çıkan biraz yazar değil. Romanları edebiyatımıza damga vurmuş. Fakat bu demek değil ki öyküleri tırt... İnanılmaz öyküler var. İnsanı canevinden vuruyor, boğazını düğümlüyor, afallatıyor.
Üslubuna diyecek hiçbir lafım yok zaten. Yazıldığı yıllara göre enfes, oldukça anlaşılır ve estetik bir dil kullanılmış. Sefaleti zerafet ile anlatmak zor olsa gerek. Yaşar Kemal çatır çatır yapmış.
Kitaba yönelik iki eleştirim var. Birincisi, bazı öyküler diğerlerinin yanında bir parça zayıf kalıyor. Mesela bana kalırsa, kitaba adını veren "Yolda", "Avcı" gibi öyküler nispeten zayıf. Ama çoğunlukla harika öyküler var. Bir diğeri de, tarım işçisi temalı öykülerin arka arkaya gelmesi sebebiyle yer yer insanı sıkması. Yani öykülerin yerleri daha iyi ayarlanabilirmiş bence.
Bu eleştiriler de eleştiri değil zaten, birazcık 9 puana kulp bulmak istedim. :) Özetle, Yaşar Kemal edebiyatımızın en önemli parçalarından biri. Benim gibi, daha önce Yaşar Kemal okumayan ama bir yerden başlamak isteyen insanlar için harika bir başlangıç olduğu kanaatindeyim.
Yaşar Kemal'in öyküleri bu kadar başarılıysa, romanlarını tahmin edemiyorum. Bekle beni İnce Memed!
“…bir damarı doğrudan doğruya halk kültürünün, halk edebiyatının içinden taşımaktadır yazarlık malzemesini…” (8)
“Yas çekme…” (26)
“Mavi beş liralığın üstünde uçarcasına koşan, dili bir karış dışarda bir kurt resmi vardı o zamanlar.” (52)
“Balıklar derinlerde kuş gibi uçarlar.” (67)
“Martılar geçimsiz, dövüşçü, Allahın belası, tuttuğunu koparır yaratıklardır.” (81)
“…attığım taş, dediğim kuşu vurmadı.” (103)
Çoğunluğu yoksul Çukurova köylülerinin öykülerinden oluşan bir seçki. Umudunu yitirmiş, ezilmiş, ezen, birbiriyle bağ kuramamış karakterler. Arka arkaya okudukça benzer ifadeler daha göze batıyor.
Yaşar Kemal romanları için kitabın önsözünde “… romanların geçtiği yörenin özel kelimeleriyle Anadolu Türkçesinin zengin dil hazinesinin harmanlanmasından oluşmuştur.” deniyor. Yazarın verdiği her eserde yöresel kelimeleri, özel tabirleri kullandığını görüyorsunuz. Gençler için yapılan bu seçkide anlamı bugün bilinmeyecek kelimelerin açıklamasını not düşmek gerekirdi.
"Şehirlerin en önemli yerlerinden birisi de çöplükleridir. Çöplüklerin şehirler için gerekli değil, bu kadar önemli olduğu hiç aklınıza geldi mi? Bir büyük şehir çöplüğünü görünceye kadar bunu ben de bilmiyordum. Bir çöplük, bence bir şehir demektir."
Öyküler, okuyucunun içine doğru bir şekilde bütünleştirerek, kahramanların iç dünyasına ve yaşadıkları zorluklara odaklanırken, Yaşar Kemal'in sadece roman türünde değil, aynı zamanda öykü türünde de usta bir anlatıma sahip olduğunu bizlere gösteriyor. Acıyı, sevinci, özlemi, mutluluğu, heyecanı ve daha nice duyguları olabildiğince gerçek bir şekilde, sanki yanıbaşımızda yaşanmışcasına hissediyoruz.
This collection of short stories reflect on topics typical in Kemal's writing -- the plight of the Turkish peasantry and under-class, especially their relationships with those who have power over them. Some of the stories are deeply pessimistic but not all. Sometimes there's a bit of a twist at the end of certain stories that give the reader a sense of hope, or at least, a sense that the characters have some control over their lives.
Yaşar Kemal'in yazar karakteri olmuş masalsı gerçekçi anlatımlar bu kitapta da var. Hayatta pek yer edinemeyen,geri planda kalmiş insanların iç dünyasını,yaşanmışlıklarını anlatırken başvurduğu akıcı ve yalın anlatım beni hızlıca Çukurova'ya at arabasinin üstüne,çiftliğin müštemilatına götüruyor. İnsanları görerek yazmak böyle bir şey olsa gerek
Özellikle "Sarı Sıcak", "Beyaz Pantolon" ve "Hırsız" muazzam. Dünyaya gözlerinizi bir köyde açmışsanız okurken en az üç kere o gözleriniz yaşaracaktır. Toplumcu - gerçekçi kalıbı hiç bu kadar kanlı - canlı olmamıştı. Yazarla tanışmak için biçilmiş kaftan.
İstanbul'da geçen Kalemler (Çöpçübaşı Rüstem Çavuş ve kızı Neriman'a getirdiği kalemlerden bahseden) ve Hırsız (Güvercin isimli sandala aşık Çakır isimli ilginç adamı konu alan) öyküleri oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Yeşil Kertenkele öyküsündeki (Babasız İbrahim'in konuşmalarının çerçeveyi oluşturduğu) betimlemelerden oldukça etkilendiğimi (özellikle deniz altındaki hayatı düşsel öğelerle birlikte anlatması yönüyle) eklemek isterim.
Yaşar Kemal’in kalemi hakkında ne söylesem az gelir. Türk edebiyatının en iyi romancılarından. Benim de en sevdiğim yazarlardan. Bu kitabında yazarın kısa öyküleri toplanmış. Beğeniyle sıkılmadan okudum ama her zaman romanlarını tercih ederim. Hatta yakın zamanda seri halinde yazdığı kitaplarına başlamak istiyorum. Onun kalemini uzun uzun tadını çıkararak okumak istiyorum.