Jump to ratings and reviews
Rate this book

Türkiye'de Sınıf Mücadeleleri #1

Türkiye'de Sınıf Mücadeleleri - Cilt 1: 1908-1980

Rate this book
Kemalizmin günümüz Türkiye’sine devrettiği resmî tarih, bugün hem burjuva dünyasında hem de solda yaygın biçimde sorgulanıyor. Türkiye tarihinin, resmî ideolojinin taşlaşmış kalıplarının kırılması temelinde yeniden ve özgürce değerlendirilmesi tartışma gündeminin yakıcı maddelerinden birini oluşturuyor. Sorun, bu yeniden değerlendirmenin hangi temellerde yapılacağı. Resmî ideolojinin bugün solda yaygın kabul gören eleştirisi liberal burjuva teorisinin kategorilerini temel alıyor. Sungur Savran, bu eleştirinin 20. yüzyıl boyunca yaşanan toplumsal ve politik mücadelelerin gerçek doğasının kavranması bakımından, resmî ideoloji kadar yanıltıcı olduğunu ileri sürüyor. Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri, gerek Kemalizmin ve onun bugünkü mirasçısı ulusalcılığın, gerekse sol liberalizmin 20. yüzyıl Türkiye tarihinin bütün dönüm noktalarını (Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluşu, çok partili yapıya geçiş, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül vb.) yanlış yorumladığını ileri sürüyor. Doğru bir kavrayışa ancak Türkiye tarihinin bir sınıf mücadeleleri tarihi olarak yeniden okunması yoluyla varılabileceğini ortaya koymaya çalışıyor. Kitabın 1980’e kadar uzanan ilk cildi, daha önce 1992 yılında basılmıştı. Bu yeni basım, Savran’ın kitaptaki tezlere yöneltilmiş eleştirilere cevabını da içeren uzun bir Önsöz ile başlıyor. 1908 Jön Türk devrimi konusunda yeni bir bölümü de içeriyor. İkinci cilt ise 1980’den günümüze Türkiye’nin gelişimini sınıf mücadeleleri temelinde inceleyecek.

254 pages, Paperback

First published January 1, 1992

6 people are currently reading
77 people want to read

About the author

Sungur Savran

35 books10 followers
Lisans eğitimini siyasal bilim, doktorasını iktisat dallarında yaptı. 1973-83 arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesin’de önce asistan, daha sonra yardımcı doçent olarak görevde bulundu. 1983’te YÖK’ü ve 1402 sayılı yasaya dayanılarak çeşitli öğretim üyelerine işten el çektirilmesini protesto ederek üniversitedeki görevinden ayrıldı. Değişik zamanlarda yurtdışında çeşitli üniversitelerde araştırma ve misafir öğretim üyeliği yaptı. Kurucularından olduğu Bilar İstanbul’da uzun yıllar seminerler verdi. Başta Petrol-İş, Hava-İş, Birleşik Metal, Eğitim-Sen, TMMOB ve TTB olmak üzere, birçok sendikanın işçi eğitim programlarına ve kitle örgütlerinin eğitim faaliyetlerine eğitmen olarak katkıda bulundu.

Yapıt, Onbirinci Tez, Sınıf Bilinci dergilerinde yayın kurulu üyeliğinde bulundu. Özgür Gündem geleneğinde yayınlanmış çeşitli gazetelerde uzun süre düzenli köşe yazıları yazdı (1993-2004). Türkçede ve çeşitli dillerde yayınlanan dergilerde ve derleme kitaplarda yayınlanmış çok sayıda makalesi vardır. Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri (Cilt 1, Kardelen Yayınları, 1992) ve Avrasya Savaşları (Belge Yayınları, 2001) başlıklı iki kitabı yayınlanmıştır. Nail Satlıgan ile birlikte Dünya Kapitalizminin Bunalımı (Alan Yayıncılık, 1987), Neşecan Balkan ile birlikte The Politics of Permanent Crisis: Class, Ideology and State in Turkey ve The Ravages of Neo-Liberalism: Economy, Society and Gender in Turkey (her ikisi de Nova Science Publishers, 2002) başlıklı derleme kitaplar yayınlamıştır. Son iki kitabın Türkçeleri 2004 yılında Metis yayınları tarafından iki cilt olarak 21. Yüzyılda Türkiye başlığı altında yayınlanmıştır.

Halen Praksis dergisinin Danışma Kurulu üyesidir. İşçi Mücadelesi gazetesinin ve Devrimci Marksizm dergisinin yayın kurullarında görev yapmaktadır. Devrimci İşçi Partisi Girişimi’nin kurucularındandır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
21 (38%)
4 stars
22 (40%)
3 stars
8 (14%)
2 stars
3 (5%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Ebru.
99 reviews19 followers
April 22, 2020
Bu kitap 30-70 arasının Sol Kemalizmi ve 80 sonrasının anti-Kemalist sol liberalizmine cevap olarak yazılmıştır. Bu iki yaklaşım da devlet tipini, sorunsallaştırmıyor, burjuva devrimlerini tarihselleştirmiyor, merkeziyetçiliği süreklilik kurmak için yeterli görüyor.

Sol Kemalizm: Bu yaklaşımda çürüyen Osmanlının istibdadına ve WWI sonrası emperyalist paylaşıma karşı toplumsal sınıflardan bağımsız bir toplumsal gücün önderliğinde anti-emperyalist savaş verilmiştir. Bu toplumsal güce bürokratik küçük burjuvazi, aydın küçük burjuvazi, küçük burjuva radikalizmi, sivil-asker bürokrasi gibi isimler verildi, sınıflar üstü bir devlet, bağımsız küçük burjuva yaklaşımı ile açıklandı. 30'lar Kadro, 60'lar Yön bu yaklaşıma örnek ama bununla sınırlı değil. Bugün bu damar ulusalcı oldu (2000'lerden sonra).

Sol Liberalizm: Bu yaklaşım ise Osmanlı ceberut devlet geleneği devam ediyor diyor. (İdris Küçükömer sol liberalizmin en derinlikli teorisyeni diyor). Bu yanlışa burjuva devrimini tarihselleştirmedikleri için düşerler. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında burjuva devrimi demokratik olmaz.

1908 burjuva devrimi 1923'ün koşullarını hazırlayan ilk ve yarım kalan burjuva devrimidir. Tamamlanmamış niteliğe sahiptir. İTC burjuvazinin ilk devrimci örgütüdür. ITC'de Enver/Cemal/Talat üçlüsü Osmanlı'yı burjuva devleti kurmak için yıkmak yerine yeniden güçlü imparatorluk kurmak istediler ve emperyalist kamplardan birine girip yayılmacı planlar yaptılar. Bunun bedeli Ermeni Katliamı, Sarıkamış ve milyonlarca sivil ve askerin ölümüne yol açtı.

Cumhuriyet burjuva toplumuna doğru atılan kesin bir adımdır ve kopuştur, evrimsel bir dönüşüm değildir. 1919-23'te yaşanan kitlesiz burjuva devrimidir. Ancak burjuva demokratik devrimi değildir. 1920-30'lu yıllar sosyal devrim yılları 1919-23'te yaşanan (kitlesiz) politik devrim (burjuva devrimi) sonucudur. Rejim değişikliğinin yanı sıra iktidarın sınıf niteliği de değişmiştir.

20-30 arasında yaşanan sosyal devrimdir, yüzeysel değildir (sol liberalizmin iddia ettiği gibi). Toplumu kapitalizm öncesi ilişkilerden kurtarmada önemli rolü olmuştur. 1919-23 yabancı güçlere karşı verilen savaş yanında iç savaşa da sahne olmuştur.

İlk dönem sadece ulusal çıkarları emperyalist dünyaya karşı savunan, toplumu modernleştiren bir devletin kurulduğunu söylemek yanlış olur. Burjuva toplumunun kuruluşunda yer alan işçileri ve Kürtleri ezen, anti-demokratik bir devlet olmuştur. Ticari sermayeden sınai sermayeye geçiş büyük oranda 30'ların devlet kapitalizmine dayanmıştır.
Profile Image for Bulent.
1,003 reviews65 followers
August 23, 2019
Sungur Savran'ın ismini Marx'ın "Fransa'da Sınıf Mücadeleleri" kitabından yola çıkarak koyduğunu düşündüğüm bu çalışma, Türkiye'de bir döneme damgasını vuran sol liberal/ikinci cumhuriyetçi/yetmez ama evetçi gelenek ile sol kemalist/ulusalcı gelebeğin tezlerini eleştiren, bunun için de Türkiye'nin yakın tarihini yeniden ve oldukça sağlam bir şekilde ele alan bir çalışma.

İttihatçı hareket ile Kemalistlerin bağını sergileyen, bu bağlamda Kurtuluş Savaşının (ve tabi 1908'deki meşrutiyet ilanının) bir burjuva devrimi olduğunu anlatan; ele aldığı konuları bir tarihçi yetkinliğinde ve oluşturduğu kuramsal yaklaşım bağlamında bir duvar örer gibi, boşluk bırakmadan üst üste yerleştiren bir yazar Savran.

Kitabın "Sınıf Savasları sadece işçi ve burjuva sınıfları arasında yaşanmaz. Burjuvazi kendi içinde de savaşır" tezi Marx'tan bize miras kalan ve bugune değin Türkiye'de İsmail Cem'in 12 Mart kitabı dışında karşıma çıkmayan bir yaklaşımdı. Savran bu çalışması ile bu tezi net bir şekilde vurguluyor.

Kitabın tek eksiği (bence) 1980 sonrasını ele alan ikinci cildinin bir türlü yazılmamış olması değil, islamcı hareketin dayandığı taşra burjuvazisinin rolü ve anlamı hakkında bir şey içermiyor oluşu. Kitap ele aldığı içeriği çok başarılı şekilde yorumluyor ama bu günümüz Türkiyesi için eskimiş bir tartışma.
1 review1 follower
May 6, 2021
“Yeni olan her şey eskinin içinden çıkar, onun çelişkilerinin bir ürünü ve çözüm tarzıdır ve eskiyi aşmakla birlikte onun damgasını bir doğum izi gibi yaşamı boyunca taşır.”
Profile Image for Efrahim.
57 reviews2 followers
April 2, 2025
Kitabın 1992 yılında yazıldığını düşündüğümüzde, Türkiye tarihi tartışmalarına dair önemli bir teorik/metodik müdahale olduğunu düşünebiliriz. Zira SSCB ve Doğu Bloku'nun henüz yıkıldığı, dünya solunun muazzam bir depresyon içerisinde debelendiği, "tarihin sonu" tezlerinin dillere pelesenk olduğu bir tarihsel momentten bahsediyoruz. Sınıf demenin ve toplumu sınıf mücadeleleri üzerinden tahlil etmenin bir tür dinozorluk olarak görüldüğü ülkemizde de, tarih okumalarının o dönemde sol kemalist ve sol liberal tezler arasında sıkışıp kaldığını söylemek mümkün. Tuttukları taraflar farklı olmakla birlikte, bu akımların her ikisi de, Osmanlı ve Cumhuriyet'in tarihsel kırılma noktalarını; devleti sınıfsal temellerinde soyutlayarak, sınıfsız aydınların ve bürokratların kavgaları üzerinden okuma konusunda ortaklaşıyordu. İşte Sungur Savran'ın temel derdi de, bu ikiliği yarıp üçüncü bir yol açmak olarak görülebilir.
Günümüze geldiğimizde ise, kitabın geç Osmanlı ve Kemalizm okuması bence epey sorunlu görünüyor. 1919-1923 arası tepeden/kitlesiz bir burjuva devrimi olarak görülüyor ve politik devrimin sonrasındaki yıllarda sosyal bir devrimle tamamlandığı iddia ediliyor Savran tarafından. Yeni gelişen literatürle birlikte ise; Osmanlı'nın da 18/19. yüzyıllardan beri kapitalist bir toplum olduğunu, işçi sınıfının bir fail olarak kapitalistleşme sürecinde yer aldığını, bu sürecin tüm cemaatleri az ya da çok yatay biçimde kestiğini, burjuva devrimi tezinin Marksist tarihçiler arasında tartışmalı bir hal aldığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla son yıllarda giderek sayısı artan ampirik bulgularla birlikte, geçmişe dair bazı ezberlerimizi de sorgulamamız gerekiyor.
"Tüm darbelere karşıyız" deyip geçmenin ve bunu yapmayanı darbecilikle suçlamanın geçer akçe olduğu bir alıklık karşısında, darbeleri sınıfsal dinamiğiyle birlikte okumanın değeri tartışılmaz. Her ne kadar Savran, işçi sınıfını bir fail olarak ancak 1960'larla birlikte düşünebiliyor ve 27 Mayıs öncesi işçi sınıfı mücadelesini es geçiyor olsa da, 27 Mayıs ve 12 Eylül'ü birbirlerinin karşısına koyması, sol liberal saçmalıklara cephe alabilmek adına o dönem için değerli.
1992 yılında, Bahar Eylemler ile birlikte arkasına rüzgarı alıp koalisyonda kendisine yer bulabilmiş olan SHP'nin varlığı ve 12 Eylül sonrası kuraklığında bazı sosyalistlerin de kendisine SHP içerisinde yer açma çabası düşünüldüğünde, CHP geleneğinin partilerinin işçi sınıfı partileri olarak görülemeyeceği yönündeki tezi savunan bölüm ise bugün de hala dikkatle okunmaya değer bence.

Profile Image for ehk2.
369 reviews
June 22, 2021
Türkiye'de sol gelenekte ağırlığı olmuş iki tarih anlayışına (sol Kemalizm ve sol liberalizm) karşı toplumsal sınıf mücadelelerini tarih açıklamasının merkezine koyan Marksist çalışma. Örneğin önceki dönemlerde etkisi çok daha fazla olan, bir Doğan Avcıoğlu (Türkiye'nin Düzeni) tarzı sol Kemalist anlatıyla, yine Çağlar Keyder'in (Türkiye'de Devlet ve Sınıflar) çalışmaları karşısında alternatif ve düzeltici bir çaba. Ayrıyeten 80'lerin kimi sol figürleriyle polemiksel teorik tartışmalara girilmiş. Yalnız, konu bu kadar geniş ve iddialı olunca, çoğu yerde detaylı bir incelemeye girmek yerine biraz özet geçilme durumunda kalınmış, sadece ana hatlarıyla ele alınmış bazı şeyler. Çoğu yerde de bunların yazılacak bir ikinci ciltte daha detaylı ele alınacağından bahsedilmiş.

Bence, kitap güncelliğini yitirdi, denilemez. Günümüz siyasi tartışmaları açısından halen öğretici ve kafa açıcı, karışıklığı giderici. Mecburen bazı yerler kısaca geçilmiş olsa da Türkiye tarihinin Marksist açıdan değerlendirilme teşebbüsleri içinde, okunması gereken birkaç eserden biri bana kalırsa. Yazarın daha sonraki yazılarıyla beraber de düşünürsek, epey tutarlı ve haklılığı zamanla kendini daha da fazla göstermiş yazılar. Belki birazcık katı (rigid), eğilip bükülmeyi fazla kabul etmeyip hep altta birtakım farz edilmiş dinamikler arıyor. Ehh, o kadar da olsun.

Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.