Zonguldak'ta lise öğrenimi sırasında Behçet Necatigil'in öğrencisi oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremedi. Zonguldak'ta çalışmak zorunda kaldı.
O da arkadaşı Rüştü Onur gibi veremden öldü. O dönem yayınlanan şiirleriyle en iyi şairlerden biri kabul edilmiş, yaşamındaki acılara karşın, gizli bir üzgünlük içinde yaşamanın güzelliğini yazmıştı. Şiirlerini Şimdilik adlı bir kitapta topladı (1945). Ölümünden sonra Necati Cumalı şiirlerini ve yazılarından seçmeleri Muzaffer Tayyip adlı bir kitapta topladı (1956).
Bu kitabı Kelebeğin Rüyası'nı izledikten sonra Edirne İl Halk Kütüphanesi'nin deposunda arayarak buldum! (Kelebeğin Rüyası'nı izleyip etkilenmemiş olsam ne haberim olacaktı bu şiirlerden ne de 3 yıldız verecek kadar sevecektim!) Sararmış, kıvrılmış, solgun yapraklar 68 yıl öncesine ait! Ve kitabı şimdiye dek hiç kimse ödünç almamış!! Öyle ki kütüphanedeki görevli içine yazı bile yazmadı kayıt için, "Günah şimdi, yazmayalım!" dedi. Kitabı burada bulmam bile mucize çünkü yerel baskı, hatta kitap formatı bile değil, bir nevi fanzin gibi basılmış, sayfalar bir zımba ile tutturulmuş! İçinde pek çok imla hatası var, arkasında "Fiatı 1 Liradır" yazıyor.
Lise edebiyat derslerinden beri Garip akımına daha yakın olduğumu biliyorum ve bu kitabı beğenmemde Muzaffer Uslu’nun şiirlerinin Orhan Veli tiplemesinde olması etkili oldu sanırım. Ama şiirleri, hayatı ve Rüştü Onur’la ilişkisiyle birlikte düşündüğümde duyguların ve bildiğimiz kadarıyla yaşadıklarının bana ne kadar geçtiğini ve hayatımda nasıl bir yere konduğunu yeterince anlatamam. Sadece çok seviyorum diyebilirim.
Muzaffer Tayyip Uslu, yaşamı çoğunlukla taşrada (Zonguldak) geçmiş, şiir sevgisiyle o muhitte yaşamış bir genç şair adayıymış. Aday diyorum çünkü yaşama 25 yaşındayken gözlerini yuman biri için, üstüne bir de şiirlerini okuduktan sonra, aday demek daha doğru olacaktır. Şiir yazmaya başladığı dönemde, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday 'ın önayak olduğu Garip akımı şiirlerinin rüzgarına hem tarz hem fikren kapılmış, bütünüyle o rüzgarda şiirler yazmış biri. Hatta Orhan Veli'nin bazı yazı ve mülakatlarda adını andığı, başarılı bulduğu, daha doğrusu potansiyel gördüğü bir isim Uslu. Kitaptaki şiirleri okuduğumuzda, o potansiyeli gerçekten görebiliyoruz ama alacağı çok yol varmış da demeden olmuyor. Çünkü şiirlerin yarısından çoğu biraz amatörce ya da olmak isteyip olamamış şirin meyveler gibi. Enteresandır; kitabın sonunda yer alan makalelerini okuduğumuzda ise, o yaşa göre çok iyi tahliller yapabildiğini farkettim. Yaşasaydı, belki şiir yazmayı bırakıp şiir tahlilleri, deneme yazılarına ağırlık veren bir edebiyatçı olacaktı. Ya da en azından 30'lu yaşlarında şiiri belli bir olgunluğa erişebilecekti. Yine de şiirlerinin bir araya toplanıp basılmasını taktir ediyorum. (Not: Bu bir yeniden okumadır. Bu şiirleri ilk kez okumuyorum. 1997 yılında, henüz Kelebeğin Rüyası adlı film ortada yokken, Muzaffer Tayyip Uslu ve onunla aynı kaderi paylaşan Rüştü Onur adlı bu genç şairleri henüz kimseler bilmiyorken, bu iki ismin peşine düşmüş, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, Elif Kitabevinde bu iki şairin kitaplarını sormuştum. Her iki şairin de birer kitabının bulunduğunu ama elinde başka olmadığı için sadece fotokopisini satabileceğini söylemişti. O genç yaşımdaki heyecanla o fotokopiler bile benim için gayet mutlu ediciydi.)
Etkili veya etkisiz, Türk edebiyatının kara tahtasına küçük de olsa bir çizik, bir işaret bırakabilmiş bu şair için saygıyla...
Muzaffer Tayyip Uslu ilk defa okuduğum bir şairdi. Şiirlerinin hayatından çok fazla şey yansıttığını görüyorsunuz. Ben bazı kısımlarda Özdemir Asaf ve Orhan Veli etkisi çok gördüm 🙈 Ayrıca yazar ve şiirlerinden esinlenerek Yılmaz Erdoğan’ın yapmış olduğu “Kelebeğin Rüyası” adlı bir film varmış. Şairi ilk okuduğumda her şey bu kadar net değildi. Ama bugün internetten hayatını araştırdığımda şiirler çok daha anlamlı oldu 😍❤️🙏🏻
Güzel, çok güzel. Muzaffer Tayyip Uslu, Türk edebiyatında hak ettiğinden oldukça geç farkındalık sahibi olmuş bir şair. Daha geniş kitlelere ulaşmasında pay sahibi olan sinema filmi ve kopyalarına zor ulaşılan Şimdilik adlı kitabı yeniden basan Yapı Kredi Yayınları'na büyük bir teşekkür borçluyuz sanırım.
Garip akımından ve özellikle Orhan Veli'den oldukça etkilendiği aşikâr. En sevdiğim iki şairden biri olması dolayısıyla Orhan Veli'den izler taşıması ayrıca hoşuma gitti.
Hayat hikayesi ile kalbimde yer etmiş bir şairin hayatı gibi kısa ve öz şiir kitabı. Çok beğendim. Yazılarında ve şiirlerindeki ölüm korkusunu ve yaşamanin verdiği dayanılmaz hafifliği ve avareliği her satırda hissettim.
tamamen rastgele aldığım bir kitap, ama diye bilirim ki her kelimesine aşık oldum. kader böyle bir şey midir acaba? herkes kelebeğin rüyasını izleyip bu kitabı okumaya karar verdi ama ben bu kitabı okuyup kelebeğin rüyasını izleyeceğim:)
Muzaffer Tayyip'teki sadelik şiirini inceltiyor ve güzelleştiriyor, samimiyetse metne sıcak bir hava katıyor ve onu somutlaştırıyor. Ancak üslubunun özgünlüğü tartışmaya açık durumdadır. Kitabı elime aldığımdan andan itibaren Orhan Veli okuyor gibi hissetmedim değil.
Ne olursa olsun okunmaya değer bir eser. Özellikle önerdiğim şiirleri: Öldükten Sonra, Güneşli Gün, Bu da Bir Sevda Şiiri, Remzi Bey'e Şiirler ve İsterdim.
24 yaşında veremden ölen, Zonguldaklı şairin tek şiir kitabı. Okurken, şu dizelerde bahsettiği hayali bir kişinin ölümü: s. 20: "Belki veremden öldüm Belki ölmezdim Sıkıntım olmasaydı Paradan yana"
Kendi hüzünlü akibetini dile getirmiş; belki de haberi yok başına geleceklerden. Beş parasız, sokaklarda dolaşmış. Önce zatürre, sonra da verem...
siir hakkında bazı gazeteler ve dergilerde çıkan yazıları da ayrıca çok güzeldi. böylesine yasam dolu dizeleri kaleme alıp erken yasta dünyadan ayrılmak. ne bileyim bu iste bi terslik var.