Sonra bin sekiz yüz kalmıştı. Sonra bin altı yüz. Ve sonra hiç kalmadı...
"O sıralarda, yani bundan üç ilâ beş yüz yıl önce daha iyi başka diyarlar olabileceğini düşünen her aile, her grup, her inanç sahibi ya da her klik yıldız yollarına düştü. Tedirginler, hırslılar, halinden hoşnut olmayanlar, garip kişiler, topluma uyum sağlayamayanlar, kıpır kıpır kurtlu kaşarlar ve sadece meraklı turşucular: düzinelerle, yüzlerle, binlerle gürül gürül gittiler."
Dünya İmparatorluğu, uzun bir kaos döneminden sonra yeniden toparlanıyordu. Uzayın dört bir yanına dağılmış, her biri kendi başına gelişmesini sürdürmekte olan yüzlerce gezegenin yeniden imparatorluğa dahil edilmesi, disiplin altına alınması, çeki düzen verilmesi gerekiyordu.
Askerler, bürokratlar, büyükelçiler ve yönetmeliklerle dolu bir gemi Gand gezegenine indi. Barışçıl, sakin, teknolojik olarak oldukça geri bir gezegendi burası. Gezegen sakinlerinin ne silahı vardı, ne de direnecek bir örgütleri. Çok kolay bir iş gibi görünüyordu başta. Ama Dünyalıların Gand sakinlerinden aldığı tek cevap "Skib!" oldu!...
Eric Frank Russell was a British author best known for his science fiction novels and short stories. Much of his work was first published in the United States, in John W. Campbell's Astounding Science Fiction and other pulp magazines. Russell also wrote horror fiction for Weird Tales, and non-fiction articles on Fortean topics. A few of his stories were published under pseudonyms, of which Duncan H. Munro was used most often.
The galactic patrol battleship bulging with 500 military men finally reaches a planet colonised 300 years ago by people who had some odd ideas about how society should work. They don’t use money, they barter. They think money is a terrible idea that enslaves everyone. So, for instance, if I go to your restaurant and eat a nice meal then I have an obligation to you to do something in return, like fix your roof. Everyone is busy putting obs (obligations) on other people and getting rid of the obs put on them. They call themselves Gands, from an ancient Terran philosopher named Gandhi. They also demonstrate their inalienable individuality (aside from the eccentric dress, men wearing four foot long pigtails and nose rings) by saying “Myob” very frequently to the pompous military types trying to get to meet with the president of this ridiculous planet. Finally the penny drops that “Myob” mean mind your own business.
So this is a pleasant social satire full of 1950s blokeish humour (“you dumb galoots!”…”Zipping meteors!” he exclaimed) about an anarchic society which just can’t be organised and controlled, the soldiers find it’s like trying to herd cats. They are always trying to locate the capital city but their isn’t one, the whole planet is just small towns and villages where everyone knows everyone else. There’s no government.
Oh and the soldiers ask – what if a person collected lots of obs, got free meals, free clothes, etc, but then refused to pay back. Answer is that all of society would ghost that reprobate, they would be frozen out of everywhere and eventually they would starve. So nobody does that. Hmmm…
I couldn’t help thinking though – this barter society might possibly work if everyone has a great memory of who owes who which type of ob; and is a meal the equivalent of wallpapering a room or delivering a baby? How do they work out who owes how much labour? Also, there seemed to be a secondary market in obs, so that you could deliver a lot of obs to somebody (such as when the local firefighters put out a fire in a clothes shop) and then the shopkeeper can work off all these new obs by supplying clothes to other people the firefighters owe obs to, so he doesn’t have to keep giving the firefighters clothes they don’t need.
So it seemed to me that in order to make this whole barter system manageable, they should write down these obs, then they could use the official obs record to swap obs with anyone they wanted to, and life would be so much simpler, you wouldn’t have to have a perfect memory. But of course the paper obs records would be…. Money.
Müthiş bir yeni dünya kurgusu. İnsanın içinde yaşayası geliyor. Süper bir kitapçı açardım orada. Tek yapman gereken okumak istemek olurdu. Parayla satın alamayacağın şeylerin dünyasına buyurmaz mısın?
Metis iyi ki var. Klasik olmamasını geçiyorum bu kadar kıyıda köşede kalmasına daha fazla hayıflanacağım bir yapıt olamaz. İnsanlığın durumunu böylesine esprili ve zekice gözler önüne sermesi hayranlık uyandırıcıydı. Bu kadar kısa olup da böyle dolu bir kitap daha okumadım. Ben de bir Gand olmak istiyorum. Ö. O.
Bugünlerde piyasada bulunmayan (ve en kısa zamanda yeni baskılarını beklediğimiz) Metis Bilim Kurgu serisinin ilk kitabı. Bilim Kurgu'nun Altın Çağı'ndan kalma çok hoş bir öykü. 1951 yılında Astounding'de yayımlanmış. Dili ve kurgusu çok eğlenceli. Kitabı 1995 yılında satın almışım. O günden beri okunmayı bekliyordu. Geç de olsa, iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri.
A Terran ship, whose crew generally ascribe to social hierarchies and capitalist principles, land on a planet inhabited entirely by matter-of-fact anarchists. In many ways, this can be called a farce and a satire.
...And Then There Were None is one of four short stories I read for our book club this month and I found it to be quite a fun read. A spaceship lands on a planet that has never been visited by one, and to the surprise of the crew the local population couldn't care less and tell them to myob. The crew doesn't know what myob means and that it is a word derived from the acronym for MYOB (mind your own business). The misunderstandings in communication between the ship's crew and the people on the planet reminded me a little of Amelia Bedelia at times and had me laughing out loud.
Now don't get me wrong, this book is funny at times, but it also has a more serious message as well, one that I've pondered before. What would the world be like if everyone just said no, or like in the book "I won't"? How many atrocities could be avoided if we just wouldn't do it? Generals can't command unwilling armies. Imagine if all of Germany had told Hitler no. Just food for thought, and most certainly a fantasy since there will always be those who are evil that will go along with it, people who are just plain too scared to say no, or people who think they are doing the right thing when they are not; but people really do underestimate the power they have as a whole.
The author eventually expanded upon this story in the full length novel The Great Explosion. I'm mildly curious about it, but not sure if I really feel the need to read more, which is odd for me since I usually end up wanting more after reading a short story. This one ended up being long enough that it covered everything that really needed to be covered and the end was perfect.
Eric Frank Russell’ın Metis Bilimkurgu dizisinden çıkan tek kitabı. Hikayemiz, emir komuta zincirine ölümüne bağlı insanların, bir uzay aracı ile farklı bir gezegene inmesiyle başlıyor. Daha evvelki yıllarda da Dünya’dan birçok insanın ziyaret ettiği bu gezegende yaşayan halk kendilerini “Gand” ırkı olarak adlandırıyorlar. Uzay araçlarıyla gezegenlerini ziyaret eden Dünyalılar’a ise “Antigand” diyorlar.
Özgür bir halk olan Gandlilerin dünyasında kimse kimseden üstün değildir ve hiç kimse bir diğeri için çalışma zorunluluğuna sahip değildir. Herkes içinden geldiği gibi hareket etmekte ve kimse bu durumu bir anormallik olarak görmemektedir. Tabii ki baskıcı bir toplum olan ve mevkilerle birbirinin üstüne çıkmaya çalışan aç gözlü Dünyalılar’ın haricinde.
İlk izlenimimiz, gezegenin halkının hümanist düşünceye yakın olduğu yönünde. Russell, bu harika novellasında okurları etkisi altına alabilecek çok güçlü fikirler empoze etmeyi başarıyor. Biz “Antigandler”e yaşadığımız dünyayı ve içerisinde bulunduğumuz düzeni sorgulatıyor. Bu sebeple, bir kez hızlıca okunup geçilecek bir öykü değil, üzerinde uzunca düşünülecek güçlü bir esere imza atılmış.
Russell’ın anlatım tekniği Douglas Adams ve Ray Bradbury’yi andırıyor biraz. Esprili dille gerçekleri anlatan yazar, okurunu güldürürken düşündürüyor. Hicivsel bir yaklaşım sergileyerek anlatıyor bize hikayesini. Kıvrak bir zekanın ürünü olan eser için Russell’ın başyapıtı demek mümkün.
Bürokrasiye, kapitalizme ya da kısaca dünya düzenine "olmaz" diyerek karşı koymanın mümkün olabileceğini gösteren şahane bir kitap okudum. Yazarın eğlenceli anlatımı ile su gibi akıp gidiyor. Herkese ısrarla okumasını tavsiye ederim
Pure genius. I have read countless 'classic' SF stories and this one sets itself apart. It might have some slightly dated bits here or there as compared to how we view space travel now versus the view of it in the '50's but that doesn't impact the merit of the story at all. This is just plain great and appeals to me in so many ways. Utopian? For me it would be.
I will be harassing all my friends into reading this - for their own good. Of course, they could always say "I won't."
Great story of a free or anarchist society. Really appeals to my distaste for being told what to do. A friend suggested I read this. I consider her a good influence while those who aren't willing to consider saying "I won't" might not agree.
I have an inherent distrust of stories that try to make a point or teach a lesson, that's why I could never bring myself to read Ayn Rand's novels, despite my libertarian views. This, however, was a delight. It reads fast and light and, despite it's predictable course, never fails to entertain.
Okumaktan bu kadar çok keyif aldığım başka bir kitap olmamıştı."Gand"lara hayran olmamak elde değil.Keşke bize de bu boktan para düzenine hapsolmuş dünyadan gidip başka gezegenlerde kendi düzenimizi kurma şansı verilebilse . Özellikle "mec" kavramına bittim para yerine ihtiyacı olan birinin işini yapmanız ve ona "mec"buriyet yüklemeniz ve eğer ondan alabileceğiniz bir şey yoksa onun sizi mec yüklediği başka birine yönlendirmesi... Herkes istedigini yapmakta veya yapmamakta özgür sivil itaatsizligin el kitabı gibi hayran olunası daha ne diyebilirim bilmiyorum gerçekten bu kadar etkileyici bir bilimkurgu okumamıştım. Umarım bir gün artık istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda olmadığımız gerçeğini kabullenebiliriz ve bu dünya bize ayak uydurmak zorunda kalır. Tasmalarımızı elinde tutanlara... Skib.
Sivil itaatsizlikle ilgili çok güzel, hiciv dolu bir kitap. Birçok yerde çok da eğlenceli. Her şeyi reddeden ve "üst" kavramına tamamen yabancı bir topluluğa ne yapabilirsiniz ki? Yok etseniz bile işinize yaramaz.
"Matt masanıza geldi mi?" "Evet. Ama bize servis yapmayı reddetti." Omuzlarını silkerek "Onun hakkı bu," dedi kadın. "Herkesin reddetme hakkı var. Özgürlük bu işte, değil mi?" "Biz ona isyan deriz," dedi Gleed. "Çocukluk etme," diye payladı kadın.
Ayrıca bunu seven "Katip Bartleby"yi de sevecektir, eminim.
Anarşist bir ütopya, özgürlük düşü. Ve belki de doğası gereği saf ve çocuksu. Yazar, eğlenceli ve esprili bir dille adeta oyun oynayan çocukların gezegenini kurmuş. Sanki bu dünyanın “büyüklere göre” daha gerçekçi versiyonu Le Guin’in Mülksüzleri; gerçeğe yaklaşıp derinleştikçe mizahın azaldığı, daha karanlık bir dünya.
Russell'den harika bir Yeni Dünya betimlemesi. Paranın olmadığı, özgürlüğün öncelik olduğu, herkesin eşit olduğu okurken gidip orada yaşayabilsem dediğim bir dünya ... Harika anlatımı ile bir solukta okuyup bitirilen bir kurgu olmuş. Bitirilen derken sadece sayfalar bitti sanırım bu dünya çok uzun bir süre kafamın içinde dönüp duracak... Hiç bir zaman kuramayacağımız bir dünya olacak belki ama hayali bile güzel bir dünya ...
Originally read a Telugu translation but recently read the English original. I get it, but the anarchist angle of this book, as suggested by several reviews here, is new to me. Having read this while growing up in India, the Gandhian principle of non-cooperation to an autocratic authority seemed quite normal to me.
Bu kitap muhteşem. Fazla bir şey söylemeye gerek yok bu kitapta kafamızı kurcalayan ve ilerlememizi engelleyen birçok sorunun tek bir cevabını buluyoruz. Çok güzel ve kesinlikle okunmalı.
Bilim kurgunun en sevdiğim yanı gelecekte geçen bir olayı anlatırken toplumun şuanki sorunlarına da zekice cevap vermesi. Çok kısa ama çok büyük bir kitap. Okunmalı ve son olarak Metis iyiki var
Bradbury ve Adams tarzı bir espritüel anlatım tarzı vardı tabi ben Bradbury'e daha çok benzettim.Aynın onun gibi en sıradan olayları gülünç bir hale sokarken göndermek istediği mesajı alttan alttan bilinçaltımıza yerleştiriyor E.F.R. de . Kindle'imi alır almaz diğer öykülerine de bakacağım.
Economics for Forteans, aka socialists, aka morons who don't realize that an easily transferable, and translatable "ob" is known as currency. . . . A kind of reverse Animal Farm for people who can't learn from history.
And Then There Were None” by Eric Frank Russell, is a story that feels both ahead of its time and oddly timeless: “…And Then There Were None” first appeared in 1951 in Astounding Science Fiction, yet its satirical bite and subversive humor still resonate today. Russell takes what could have been a typical space exploration narrative and turns it into a clever, anarchic thought experiment about freedom, bureaucracy, and human nature. In the story, a spaceship from the Terran Empire arrives on the planet Gand, expecting to bring its proud interstellar civilization to this outlying world. But instead of grateful colonists, they find a society that has quietly shrugged off centralized authority altogether. The Gandians live by a simple motto: MYOB — Mind Your Own Business — and they’ve designed their entire culture to make hierarchy and coercion impossible. The story’s dry humor comes through as the Terran crew, representatives of an immense imperial bureaucracy, are repeatedly outwitted by ordinary people who politely but relentlessly refuse to be governed. Russell’s gift is in showing how ideas like freedom and non-cooperation can be more powerful than any weapon. His Gandians aren’t idealized utopians — they’re ordinary folks with sharp tongues and a stubborn streak. The story is short but layered: on the surface, it’s an amusing standoff between hapless space bureaucrats and anti-authoritarian locals; underneath, it’s a radical vision of how human beings might thrive when left alone. Read today, “…And Then There Were None” feels uncannily relevant. Its jabs at imperial overreach, mindless regulation, and the absurdities of power speak to modern readers just as they did to 1950s fans of John W. Campbell’s magazine. For fans of science fiction that dares to poke fun at authority while asking big “what if?” questions, it’s a gem that still deserves to be passed around.
This entire review has been hidden because of spoilers.
* Hiyerarşi, otorite ve bir asker edasıyla emir komutaya sıkı sıkıya bağlı olan insanların oluşturduğu uzay aracı kendilerine "Gand" diyen halkın topraklarına gelir. Dünyadan gelen bu halk "Antigand" halkı ziyaret amaçlı gelmişlerdir.
** Gand halkı her türlü özgürlüğü yoğun olarak yaşamakta, hiyerarşi gibi özgürlüğü ve yaratıcılığı engelleyen şeylere rastlanmamaktadır. Kimse kimseden üstün değildir. Gand halkının herhangi bir ferdi diğeri için bişey yapmak zorunluluğu ve baskısı yoktur. Herkes gönüllü olarak kendilerine düşeni yapmaktadırlar. Tabi ki dünyadan gelenler bunu büyük bir anormallikle izlerler.
*** Dünyaların gezegendeki varlığı Gand halkı için yabancılık vasfını taşır. Gand halkı dünyalılarla herhangi bir iletişim kurmamakta ve istememektedirler. Bu yaklaşım her ne kadar dünyalıların hoşuna gitmesede yapabilecekleri pek birşey yoktur.
**** Dünyalılar için en garipsenecek davranış Gand halkının herhangi bir para birimine sahip olmamasıdır. Gand halkı temel ihtiyaçlarını "mec" adını verdikleri ile karşılıyorlar. Yükledikleri meclerle yaşamlarına devam etmektedirler.
***** Barış ve huzur içinde yaşayan Gand halkı diğer yandan ise Dünyalıların kurallarla, asker tavırlarıyla diğer gezegenleri bünyeleri altına alma ve kontrol, disipline etme gibi bir amaçları vardır. Dünyalıların kendilerine biçtikleri misyon modernleştirme ve rehabilite etmektir. Bu bize sömürgeci ve yıkıcı güçlerin özellikle İspanyol ve Portekizlilerin Coğrafi keşiflerle yerli halkı talan etmesini hatırlatıyor...
******* Russel bu kısa novellasıyla Gandi halkının eşit ve özgür dünya görüşü karşısında, dünyalıların baskıcı ve otoriter yapısı , para felsefesine olan mesafeleri... Dünyalıların tahakkümleri, boyun eğdirme isteği ve sivil itaatsizlik... 1984 ve Cesur yeni dünya kitaplarına göz kırpan tarafıyla dünyaya ve insanlığa ders ve eleştirisi... Okuyun...