Jump to ratings and reviews
Rate this book

Individual & Society: A Study Book of the Teachings of J. Krishnamurti

Rate this book
By focusing on the fact of our entrenched conditioning and the necessity for the psyche to undergo a revolution, Krishnamurti brings us to the interface, to the source of both the individual and society.

132 pages, Paperback

First published January 1, 1992

1 person is currently reading
48 people want to read

About the author

J. Krishnamurti

1,323 books4,288 followers
Jiddu Krishnamurti was born on 11 May 1895 in Madanapalle, a small town in south India. He and his brother were adopted in their youth by Dr Annie Besant, then president of the Theosophical Society. Dr Besant and others proclaimed that Krishnamurti was to be a world teacher whose coming the Theosophists had predicted. To prepare the world for this coming, a world-wide organization called the Order of the Star in the East was formed and the young Krishnamurti was made its head.

In 1929, however, Krishnamurti renounced the role that he was expected to play, dissolved the Order with its huge following, and returned all the money and property that had been donated for this work.

From then, for nearly sixty years until his death on 17 February 1986, he travelled throughout the world talking to large audiences and to individuals about the need for a radical change in humankind.

Krishnamurti is regarded globally as one of the greatest thinkers and religious teachers of all time. He did not expound any philosophy or religion, but rather talked of the things that concern all of us in our everyday lives, of the problems of living in modern society with its violence and corruption, of the individual's search for security and happiness, and the need for humankind to free itself from inner burdens of fear, anger, hurt, and sorrow. He explained with great precision the subtle workings of the human mind, and pointed to the need for bringing to our daily life a deeply meditative and spiritual quality.

Krishnamurti belonged to no religious organization, sect or country, nor did he subscribe to any school of political or ideological thought. On the contrary, he maintained that these are the very factors that divide human beings and bring about conflict and war. He reminded his listeners again and again that we are all human beings first and not Hindus, Muslims or Christians, that we are like the rest of humanity and are not different from one another. He asked that we tread lightly on this earth without destroying ourselves or the environment. He communicated to his listeners a deep sense of respect for nature. His teachings transcend belief systems, nationalistic sentiment and sectarianism. At the same time, they give new meaning and direction to humankind's search for truth. His teaching, besides being relevant to the modern age, is timeless and universal.

Krishnamurti spoke not as a guru but as a friend, and his talks and discussions are based not on tradition-based knowledge but on his own insights into the human mind and his vision of the sacred, so he always communicates a sense of freshness and directness although the essence of his message remained unchanged over the years. When he addressed large audiences, people felt that Krishnamurti was talking to each of them personally, addressing his or her particular problem. In his private interviews, he was a compassionate teacher, listening attentively to the man or woman who came to him in sorrow, and encouraging them to heal themselves through their own understanding. Religious scholars found that his words threw new light on traditional concepts. Krishnamurti took on the challenge of modern scientists and psychologists and went with them step by step, discussed their theories and sometimes enabled them to discern the limitations of those theories. Krishnamurti left a large body of literature in the form of public talks, writings, discussions with teachers and students, with scientists and religious figures, conversations with individuals, television and radio interviews, and letters. Many of these have been published as books, and audio and video recordings.

This author also writes under: Jiddu Krishnamurti

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
5 (25%)
4 stars
9 (45%)
3 stars
4 (20%)
2 stars
2 (10%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Benan.
229 reviews30 followers
September 18, 2018
Tanıl Bora’nın Cereyanlar isimli kitabını okurken toplumun gelişmesi, ilerlemesi adına mücadele etmiş, bu dava uğruna hapishanelerde yatmayı, işkence görmeyi göze almış insanların neden bölünüp birlikte hareket edemedikleri üzerine uzun uzun düşünmüştüm. Sorunun cevabının zaten bireysel psikolojide yattığını düşünüyordum öteden beri, Cereyanlar bu düşüncemi pekiştirdi diyebilirim . Hayali kurulan toplumun gerçekleşmesi teker teker bireyler üzerinden nasıl mümkün olur sorusu sadece Cereyanlar değil diğer okuduğum ilgili makaleler ve kitaplarda da kafamı kurcalayanlardandı. J. Krishnamurti ise makalelerine sosyal medyada sık rastladığım, arada bir okuyup merak ettiğim bir düşünürdü. Birey ve Toplum tam da Cereyanların Sol Başlıklı bölümünü okurken çok büyük bir tesadüf eseri karşıma çıktı. İnternet üzerinden tanıştığım genç bir arkadaşla değiş tokuş yöntemi ile karşılığında Spinoza Problemi isimli kitabımı vererek Birey ve Toplum’u edindim. Sol başlıklı bölümden hemen sonra da okumaya başladım. Düşünerek, inceleyerek okudum bu kitabı.

Kitap düşünürün dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığı konuşmalarından yapılan derlemelerden oluşuyor. Değişik yerlerde yapılan konuşmalar olduğu için yer yer tekrar var ancak sıkıcı gelmiyor insana. Farklı sözcüklerle yapılan açıklamalar sayesinde daha önce çok net gelmeyen kısımlar okur için açıklık kazanabiliyor bu tekrarlar sayesinde.

Düşünür, hayalini kurduğumuz özgür ve barışcıl toplumun, ancak ve ancak zihinleri özgür bireylerden oluşabileceğini belirtiyor. Özgür bir zihne kavuşmanın ne kadar zor ve zahmetli bir iş olduğunu anlatırken, gerçeği arayan insanların tahmin edebileceği üzere kesin, genel bir yol gösteremiyor. Böyle kesin bir yol yordam bekliyorsanız kitabı okumanızı tavsiye etmem ancak özgür ve barışcıl bir topluma ulaşmak için tek tek her bir bireyin çabasına dayalı herhangi bir metodun gerekliliği konusunda ikna olmak istiyorsanız kesinlikle okuyun derim. Kitap, toplumda gerçek bir devrim yaratabilmek için her bireyin kişisel devrimini gerçekleştirmesi gerektiği konusunda oldukça ikna edici. Ancak burada sözü edilen kişisel devrim “kişisel gelişim” adı altında bizlere sunulan değerlerden farklı değerleri kapsıyor. Çünkü düşünüre göre günümüzün kişisel gelişim metotları zihni esir alan farklı şartlandırmaları beraberinde getiriyor. Oysa, düşünüre göre kişisel devrim ancak ve ancak özgür bir zihin ile gerçekleşebilir. Özgür bir zihin de düşünmemeyi gerektirir. Düşünceden bağımsız bir zihin fikri başlangıçta çok çelişkili geliyor insana ancak okudukça bahsedilen düşüncenin belirli özelliklere sahip özel bir düşünce tarzı olduğunu düşünüyor insan. Burada yararsız ve boş görülen düşünce belli koşullanmaların (gelenek, kültür vs) sonucu zihnin ürettiği düşünce anladığım kadarı ile. Herhangi bir öğretinin, ideolojinin peşinden gitmek bu sebeple çözüm olarak görülemez. Çünkü her öğreti, ideoloji vs zihinlerde farklı koşullanmalar üretir.

Düşünüre göre, bireyi kişisel devrimine götüren en anlamlı yol geçmişten gelen ve medya gibi çeşitli araçlarla hala taze tutulmaya çalışılan tüm zihinsel koşullanmalarını tek tek fark etmesidir. Hatta bireyin “koşullanma zorbalığından nasıl kurtulurum?” sorusu bile yanlış bir sorudur çünkü cevap yeni bir koşullanmayı getirir ona göre. Bu soru problemin kaynağını dışta arar, oysa çözüm insanın içinde ortaya çıkan farkındalıklardadır. Ancak koşullanmaları fark etmek tek başına bireyde dönüşüm yaratmaya yeterli mi? Örneğin eğitim, kültür, gelenek, medya vs eli ile aşırı milliyetçi olduğunu fark eden bir insan, bunu nasıl aşabilir? Yanlış anlamadıysam, düşünüre göre, güven, hırs, rekabet, kıskançlık gibi duygularını gözlemlemeden, bu duygularını anlamadan birey bunu başaramaz. Bu duyguları gözlemlemek ise, insanın iç dünyasını sorgulamasıyla mümkündür. Sağlıklı bir sorgulama ise, koşullandırmalardan arındırılmış bir zihin ile mümkündür. Kendi içindeki maddi ve manevi hırsın kaynağını keşfetmiş bir birey, zihnini boşaltmış, özgür ve sessiz kılmıştır. Bu şekilde, zihin koşullanmalardan kaynaklanan endişe ve kaygılardan kurtulmuştur.

Koşullanmalarımızın kaynağını araştırma için kesin yöntemlerin olmadığını belirten düşünür psikanalizi de geçerli bir yöntem saymıyor anladığım kadarı ile. Çünkü bilinçdışına bilinç ile yaklaşmak mümkün değildir ona göre. Bu sav mantıklı gibi görünse de, psikolojide ortaya atılan hemen her kuramın insanı keşfetmede anlamlı bir yeri olduğunu düşünen biri olarak düşünüre bu noktada katılmadığımı söylemeliyim. Öte yandan, koşullanmalarımızın ve ilgili duygularımızın tahlili için, meditasyonun belirli bir şekilde yapılmasının da geçerli bir yöntem olmadığı konusunda düşünür ile hem fikirim. Çünkü meditasyon da belirli bir öğretinin sonucu ortaya çıkarılmış, farklı koşullandırmalar yaratan bir yöntem anladığım kadarı ile. Meditasyon bilgisi ve tecrübesi pek olmayan biri olarak bu konuda düşünür ile aynı şeyi düşündüğümü fark etmek hoşuma gitti. Bir mat üzerine bağdaş kurup oturmadan da insanın duygularını inceleyebileceğine inanırım. Yürürken ya da sessiz, sakin bir su kenarında otururken bunu yapmak benim için mümkün mesela. Kendimizle ilgili bazı şeyleri başkaları ile etkileşimde olmadan anlamamız da mümkün değil bana göre. Bu sebeple inzivaya çekilmek falan da çok mantıklı gelmiyor. İnzivadaki bir birey için artık iç ve dış ayrımı da kalmamıştır. Ortada toplum da yoktur zaten. Başkaları ile etkileşim halindeyken hırslarından vs arınmış bireylerin oluşturduğu topluluklar barış içinde olabilir sadece, değil mi?

Anladığım kadarı ile:
ne kadar sık, açgözlü, hırslı, kıskanç vs olduğumuzu fark edersek ve bu duygularımızın sığlığını, kaynaklarını ne kadar iyi anlayabilirsek o kadar düşünmeden yani kendimizi yargılamadan ve suçlamadan çabasız ve kendiliğinden eyleme geçeriz. Üstelik bu eylem düşünürün de belirttiği gibi gıptaya ve elde etmeye de dayanmaz. O zaman “bir şey olmak için” eyleme geçmeyiz de, doğrudan ve kendiliğinden “oluruz”. Özgür düşünce de ancak bu aşamadan sonra açığa çıkar.

Temeli kıskançlık gibi duyguların derin farkındalığına dayanmayan düşünce özgür olamaz. Toplum şartlandırmalar ile düşünceyi kontrol eder ve sınırlar. Böyle bir durumda özgür zihinden bahsetmek mümkün değildir. O zaman düşüncenin böyle bir durumda yeri nedir? Eğer artık dünyevi ve içsel meselelerde açgözlü değilsek ki bu artık daha fazla sahip olmuyor, daha fazla deneyim, duyum, duygu ve vizyon talep etmiyoruz demektir, o zaman düşünceye de yer yoktur. Ancak düşünceden kurtulmuş bir zihin daha derinlere inebilir ve bireyin gerçekte ne olduğunu kolaylıkla görebilir. Burada sanki bir döngü söz konusu gibidir; kıskançlık gibi duygularımızı anlayabilmek için derin sorgulamalar yaparız, bu duygularımızın sığlığını anladığımızda diğer her şeyin ne kadar önemsiz olduğunu kavrar ve düşünceden kurtuluruz. Düşünceden kurtulmuş bir zihin ise, özgürdür ve yargılama, suçlama yapmadan gözleyebilir ve acı, keder gibi pek çok olumsuz duygudan korkmamayı başarır. Birey kendiliğinden, çaba sarf etmeden eyleme geçer.

Düşündüren, sorgulatan iyi bir kitap. Keyifle okudum.
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.