Hol karanlıktı. Evin bütün perdeleri indirilmişti. ürkütücü bir sessizlik vardı içerde. ikisi de farkında olmadan soluklarını tutmuşlardı. ilhan, Sahirin kolunu bırakmamıştı. Ayaklarının ucuna basa basa holü geçtiler, salona girdiler. Perdelerin aralığından sızan loş aydınlıkta çevreyi görmek mümkün oluyordu. Salon ve yemek odası biçiminde döşenmişti burası. Büyük, gösterişli, eski moda ama değerli eşyalarla tıklım tıklım doluydu. Duvardaki, Maidenin ölmüş kocasının yaptığı çıplak kadın resimleri loş aydınlıkta, bir genelevin bekleme salonundaki görünütüleri andırıyordu.
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.
Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.
Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.
BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.
Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.
Okuduğum en iyi Erhan Bener romanlarından biri oldu. Henüz okumadığım ve başyapıtı sayılabilecek Yalnızlar adlı romanında nasıldır bilmem ama bu kitabında “psikolojik roman” ustası oluşunu gayet iyi yansıtmış oluyor. Polisiyenin sınırlarında hafifçe gezen ama asla polisiye olamayan bir roman.
... Bir ağabey ne kadar özverili olsa, her zaman yanıbaşında bulunamaz insanın. Artık kırk yaşını geçtim ben, bir gün pat diye ölüp gidecek olsam, ne yapacak bu? İnsan kendisini yalnız kalacağı günleri düşünerek hazırlamalı. Ağabey olarak kendisine düşen görev, kardeşini insanı yavaş yavaş çökerten yumuşak yürekliliklerden, ince, kemirici, boş duygululuklardan korumak, zamansız, köksüz, hastalıklı sevgilerin, kokmuş bağlanışların, afyonlu tutkuların tutsağı olmaktan kurtarmaktı. Bu dünyada ancak tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü olanların yaşama hakkı vardı. Gerçi zor bir meslekti yalnız yaşama mesleği, bu anlayıncaya kadar insan çok acılar çekiyordu. Selçuk da bunu zor anlayacaktı ama er geç anlayacaktı. O anlamazsa, anlatacak bir ağabeysi vardı. ... (syf.36)
Erhan Bener’in romanı (1960). Mâhide’nin ölümü üzerine daha da artan gerilimiyle heyecanlı bir polis romanı niteliğine bürünen eser, başarısını, daha çok, kişilerin iç dünyalanm ustalıkla çözümlemesinden alıyor.