Bahriye Üçok, ilk ve ortaokulu Ordu'da, liseyi İstanbul Kandilli Kız Lisesi'nde bitirdikten sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile Devlet Konservatuvarı opera bölümündeki öğrenimini aynı zamanda yürüttü. Samsun ve Ankara' da onbir yıl süren lise öğretmenliğinden sonra İlâhiyat Fakülte'sinde asistan oldu. 1957 yılında doktora, 1964 yılında doçentlik sınavını verip bu fakültenin İslâm Tarihi bölümüne öğretim üyesi tayin edildi. 1971'de Cumhuriyet Senatosu'na kontenjan Senatörü olarak atandı. Altı yıl süreyle bu görevde çalıştı. 1983'te Halkçı Parti kurucu üyesi olarak Ordu'dan milletvekili seçildi. 6 Ekim 1990 günü hain bir suikast sonucu hayatını yitirdi. İslâmdan Dönenler ve Yalancı Peygamberler, İslâm Devletinde Kadın Hükümdarlar ve İslâm Tarihinde Emeviler-Abbasiler adlı yapıtları bulunan Üçok, birçok makale ve araştırma yazısı kaleme aldı. Aly Mezaheri'nin "Ortaçağ'da Müslümanların Günlük Yaşayışları" adlı ilginç yapıtını da Türkçeye kazandırdı. Yayınevimiz, Bahriye Üçok'un Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin 50. Yılı için hazırladığı "Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu" adlı kitabını sunmaktan onu duymaktadır.
İlk ve ortaokulu Ordu'da okuyan Üçok, Kandilli Kız Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü'nden alırken, aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera Bölümü'ne de devam etti ve bu bölümü de bitirdi. Samsun ve Ankara'da on bir yıl lise öğretmenliği yaptı.
1953 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi oldu. Aynı zamanda bu fakültenin ilk kadın öğretim üyesidir.
1957 yılında doktor, 1964 yılında "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar" adlı çalışmasıyla da doçent olmuştur. Arapça ve Farsça'yı iyi derecede bilen Üçok, Kur'an-ı Kerim'e bağlı kalarak İslam dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960'lı yıllardan itibaren tehditler almaya başladı ve kendini güvende hissetmediği için akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.
1971 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjandan senatör seçildi ve böylelikle aktif siyasi yaşama atılarak beş yıl boyunca Cumhuriyet Senatosu divan üyeliği yapmıştır. Siyasi tercihini CHP'den yana kullanan Üçok, 1977'de CHP'ye katıldı. 12 Eylül'den sonra açılan Halkçı Parti'nin 1983'de kurucu üyesi oldu. Daha sonra 1983 seçimlerinde de bu partiden Ordu milletvekili olarak TBMM'ye girdi. 1986'dan itibaren Sosyaldemokrat Halkçı Parti üyesi oldu ve 1990 Eylül'ünde bu partinin parti meclisi üyesi seçildi.
Kasım 1988'da televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslam'da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığı" iddialarına dayanan açıklamalarından sonra üzerine birçok tepki çekti ve tehditler almaya başladı.
Üçok, 6 Ekim 1990 günü Ankara'nın Çankaya ilçesindeki Köroğlu Caddesi'nde bulunan evine, Ekspres Kargo tarafından ulaştırılan ve gönderici olarak İlmî Araştırmalar Vakfı'nın göründüğü kitap paketini saat 16.30'da aldı. Bomba olabileceği şüphesiyle paketi kapısının önünde açmaya çalışırken, paketin içine yerleştirilmiş olan bomba patladı. Ağır yaralı olarak Hacettepe Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne kaldırılan Üçok, saat 20:00 sularında burada yaşamını yitirdi. Cenazesi 9 Ekim günü Maltepe Camii'nden kaldırılmış ve Karşıyaka Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Gerçekten çağının çok ötesinde. Ne yazık ki Türkiye’ye 10 beden büyük... Yine Devrim Arabalarında geçen replik gelir aklıma; “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz”😔
Herkesin mutlaka okuması gereken bir eser. Bahriye Üçok, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesi. Laiklik, Atatürk ilkeleri ve kadın haklarının savunucusu! İslamı ve Kuran'ı Kerim'i bir de onun çağdaş yorumu ile anlamaya çalışın!
Kitap, Bahriye Üçok'un makale, gazete yazısı ve bazı konuşmalarının derlemesi olarak hazırlanmış. Çok değerli bir kitap olmakla birlikte bizim gibi sıradan okuyucular için fazlaca akademik ve bilimsel kalıyor. Islam'da kadın hakları gibi bazı bölümlerini ilgiyle okuduysam da bazı bölümleri fazlaca teknik detay içeriyor. Daha çok araştırma yapanlar için faydalı bir kitap. Yine de okuduğuma memnunum; Bahriye Üçok'un derin bilgisi ve zarif üslubu hakkında fikir edinmiş oldum.
Bahriye Üçok, 2018 yılının sonunda Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yeniden basılan kitabında her şeyden önce 1937-1988 arası Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal, ekonomik ve politik durumuna ışık tutuyor ve özellikle genç okura birçok noktada ''Eski Türkiye dedikleri demek ki böyleymiş...'' dedirtiyor. Üçok, kitabının başlarında genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında yaşanan ayaklanmaları ve iç isyanları konu ederek bu aktivitelere net bir karşı duruş geliştirdiğini ortaya koyuyor. İlerleyen kısımlarda Üçok, üçe ayırdığı kitabının ilk bölümünde ilahiyata, din ve ahlak bilgisine yönelik görüşlerini bildirerek ilerliyor ve bu noktada ilk olarak Hz. Muhammed'in davranışları üzerinden 'dinde hoşgörü' olgusunu ele alıyor. Bu noktada Üçok için 'Atatürk devrimlerine bağlı bir dindar cumhuriyet aydını' tanımı rahatlıkla yapılabilir hale geliyor. Üçok daha sonra ise ''Zenofobi yanlış din eğitiminden kaynaklanır.'', ''Halifelik, Arap-İslam devletinin başkanından ibarettir. Halife atamak İslam'da zorunlu olmadığı gibi bu konuya dair herhangi bir metod da belirtilmemiştir çünkü halifelik dini değil, siyasi bir eylemdir.'' ve ''Alevilerin veya şiilerin dışlanması marjinal bir yaklaşım olmakla birlikte İslam'a da Cumhuriyet ilkelerine de aykırıdır.'' şeklindeki görüşlerini sağlam temellere dayandırarak, bilimsel ve tarihi veriler ışığında aydınlatıyor ve kanıtlıyor. Üçok sonraki bölümde ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın o döneme ait olan hatalarını ve yanlış adımlarını çoğunlukla TBMM Genel Kurulu'nda dile getirdiği konuşmalarına yer veriyor. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın Cumhuriyet Senatosu'nda bulunduğu yıllara dair anılarını ve anektodlarını kitabının bu bölümüne ekliyor. Üçok, kitabının bir sonraki bölümünde, kitabının genelinde de sıklıkla vurguladığı gibi Kadın Hakları, Türk Kadın Topluluğunun Cumhuriyet ile Birlikte Elde Ettiği Kazanımlar, İslam ve Musiki, İslam ve Resim, İslam ve Heykel Sanatı, İslam ve Sevgi, Atatürk Devrim, İlke ve İnkılaplarının Savunulması Zorunluluğu gibi çeşitli başlıkları işliyor. Bu başlıklar bağlamında Üçok'un şeriat isteyenlerin belli çevrelerce desteklenerek dallanıp budaklandığını anlatıp bu kitlenin taleplerine karşı Cumhuriyet'i savunması ve şeriatçıların cihad adı altında terörizme, anarşizme ve anayasayı ihlal eylemine hizmet ettiğini ifade ederek bunu somut verilere dayandırması dikkat çekicidir. Tam da bu noktada Üçok'un 1985 yılında kaleme aldığı bu kitapta devletin içine tarikatlara mensup olan insanların sızmaya başladığını tespit ederek yazması oldukça takdire şayan bir noktadır. Kitabın sonlarına yaklaşırken karşımıza çıkan bir diğer nokta Doçent Üçok'un 1980 darbesinin belli yönlerini savunmasıdır, aslında kitaba dair tek çelişkili nokta da budur çünkü dinin özüne sadık kalınıp dindar bir yaşam süren müslüman Türklerin Atatürk'e ve aziz hatırasına saygı duyarak, tarikat benzeri yapıları reddetmeleri gerektiğini, bunun da İslam'da Hristiyanlık'ta olduğu gibi bir din adamı (dinde aracı kimse) bulunmadığından kaynaklandığı savunan Üçok, tarikat ve benzeri yasadışı yapılanmaların devlette belli kademelere gelmesini mümkün kılan 1980 ihtilalini tümüyle olmasa bile kısmen savunması ciddi bir paradoks olmuştur. (Bahriye Üçok'un 1980 Askeri Darbesi'ndeki rolü: Kenan Evren cuntası tarafından ilan edilen Milli Güvenlik Kurulu'nun sivil üyelerinden birisi olması.) Üçok değerli kitabının sonunda kadın haklarını savunma misyonunu üstlenerek şu veciz açıklamayı yapıyor: ''İslam dini kadını toplumsal hizmetlerden alıkoymamış, tersine ona sosyal hakların en önemlilerini tanımıştır. Bunu pek iyi bilen ulu önder Atatürk, Ortaçağ'dan beri çeşitli sosyal nedenlerle gasp edilmiş olan bu en doğal kadın haklarını kanunlarla yeniden saptamış ve çağdaş dünyaya uygun kılmıştır. Şu kabul edilmelidir ki Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı'nın kadınların elinden aldığı hakları gayet iyi bilmekteydi.'' Bahriye Üçok 1990'da evine gönderilen paket ile Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları tarafından katledildi. Kendisini saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
kitapta söyleşilerin bağlamları yeterince açıklanmadığı için çoğu bölüm havada kalıyor. devrimlere sahip çıkmak için cepheleri daha ilerde açmalıyız, bu şekilde karşı devrimci gerici hareketler devrimin köklerine ulaşamaz bunun farkındayım fakat bahriye üçok bunu yapmak isterken biraz abartmış gibi geldi. olguları tek 1 olayla genellemeye çalışmış fakat bu da haliyle çoğu olgunun havada kalmasına sebebiyet vermiş. bunlarla birlikte, geçmişte, radyo çaldığı için öldürülen çocuktan, uzun saçlıların cezalandırılmasını isteyenlere kadar 1çok gerici harekete maruz kalmamızı anlatması da kitabı okunmaya değer kılıyor.
Bahriye Üçok'un, cumhuriyete olan sevgi ve bağlılığı için canını feda eden değerli aydınlarımızdan sadece biri olduğunun altını çizerek kitabın vatansever herkes tarafından mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Yıllar öncesinden bugün yaşadığımız büyük sıkıntı ve yobazlıkların kaynağını işaret ediyor. Bununla kalmayıp, doğru yolu gösteriyor bizlere. Bahriye üçok'un çeşitli yerlerde yayınlanmış makalelerinin bir derlemesi olan kitapta, yazarın İslam ve sosyal hayat üzerindeki engin bilgisini kolayca ayırt edebiliyoruz.
Ülkenin nasıl adım adım bu hale getirildiğini, gerici akımların nasıl desteklenerek palazlandığını çok iyi anlatan bir kitap. Karanlığın gelişini ve önlemek için nelerin yapılması gerektiğini, nelerin yapılmadığını gösteriyor. Bahriye Üçok'un ne kadar değerli bir aydın olduğunu da bir kere daha anlıyoruz.