19. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'un varlıklı ve seçkin bir ortamında doğan Fatma Aliye, küçük yaştan itibaren babasının memuriyeti dolayısıyla doğudan batıya ülkenin en uzak yerlerini de görme imkanı bulmuştu.
Kendini çok iyi yetiştirmiş olan Fatma Aliye, gerek yetiştiği seçkin ortam nedeniyle sık sık karşılaştığı ve gerekse iyi derecede bildiği Fransızca'nın yardımıyla, okuduğu yabancı eserlerde anlatılanlardan Avrupalıların Türkler ve Türkiye hakkında ne kadar yalan yanlış bilgilerle doldurulduklarına şahit olmuştu.
Fatma Aliye, Batılıların Türklere karşı olan inanılmaz yanlış kanaatleri karşısında sorumluluk duygusu olan bir Türk aydını tavrı sergilemiş; Batılılardaki yanlış bilgi ve kanaatlerin kaynaklarının nedenlerini araştırarak düzeltmek amacıyla eserler kaleme almıştır.
Bu eserler arasında en önemlisi cariyelik, çok eşlilik, kadınların aile içindeki yaşamları ve giyim kuşamları hakkında yazdığı elinizdeki bu kitabıdır.
Fatma Aliye Topuz (Fatma Aliye Hanım) Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınır.
Zafer Hanım'ın 1877 yılında yayımladığı Aşk-ı Vatan adlı bir roman mevcutsa da yazarın tek romanı olduğu için Zafer Hanım değil, beş roman yayımlayan Fatma Aliye Hanım ilk romancı ünvanını almıştı.
9 Ekim 1862'de İstanbul'da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ile Adviye Hanım'ın kızıdır. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey'in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirdi. Fransızca merakının ortaya çıkması üzerine ders alarak bu dili çok iyi düzeyde öğrendi.
Fatma Aliye Hanım, 17 yaşında iken 1877-78 Osmanlı Rus harbindeki Plevne Savunması ile ünlü Gazi Osman Paşa'nın yeğeni Kolağası Faik Bey ile evlendi ve dört kızı oldu. (Hatice, Ayşe, İsmet, Nimet)
Evliliğinin ilk 10 yılında ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye Hanım, eşinin bu konudaki tutumunun değişmesinden sonra onun izni ile tercümeler yapmaya başladı. Edebi yaşantısı 1889 yılında Georges Ohnet'in Volonté adlı romanını Meram adıyla çevirmesi ile başladı. Bu romanı Bir Hanım imzasıyla yayımlamıştır. Bu başarısıyla babasının dikkatini çeken Fatma Aliye Hanım, kendisinden ders almaya, fikir tartışmaları yapma olanağına kavuşmuştu. "Bir Hanım"'ın gösterdiği çabalar, ünlü yazar Ahmed Mithat Efendi tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü ve yazar kendisini manevi kızı kabul etti. Fatma Aliye Hanım, bu ilk çevirisinden sonraki çevirilerinde Mütercime-i Meram takma adını kullandı.
1891 yılında Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat adlı romanı yazdı. Romanın kadın ağzından olan kısmı Fatma Aliye Hanım'ın, erkek ağzından olan kısmı Ahmet Mithat Efendi'nin kaleminden çıkmıştı. Eser, Bir kadın ve Ahmet Mithat imzasıyla yayımlandı. Bu romandan sonra ikili uzun süre mektuplaşmış ve bu mektupları Tercüman-ı Hakikat Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Fatma Aliye Hanım, 1892 yılında Muhadarat adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştı. 1899 yılında yayımlanan Udi adlı romanında görevi üzerine gittiği Halep’te yaşamına tanık olduğu bir kadın udiyi anlattı. Bu kitapta mutsuz bir evlilik yapan Bedia'nın hikâyesini dönemine göre çok yalın bir dille anlatmıştır. Reşat Nuri Güntekin, edebiyata ilgisini güçlendiren yapıtlar arasında lalasından dinlediği romanlardan sonra Fatma Aliye Hanım'ın Udi romanını sayar. Eserlerinde kadın gözüyle evlilik, eşler arasındaki uyum, aşk ve sevgi kavramı, birbirini tanıyarak evlenmenin önemi gibi mühim konuları işleyen Fatma Aliye Hanım'ın diğer romanları Ref'et, Enin, Levayih-i Hayat adlarını taşır. Yazar romanlarında bireyleşme çabasında olan, çalışan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanlar yaratır.
Fatma Aliye Hanım, edebi eserlerinin yanı sıra kadın sorunları ile ilgili de eser vermişti. Kadınlara Mahsus Gazete'de kadın sorunlarına ilişkin makaleler yazdı ve muhafazakâr görüşlerden kopmadan kadın haklarını savundu. 1892'de yayımlanan Nisvan-ı İslam adlı kitabında Avrupalı kadınlara İslam'da kadının durumunu anlattı. Romanlarında daha modern kadın kahramanlar yaratan yazar, bu kitapta, makalelerinde olduğu gibi, eski gelenekleri savunmuştur.
1893 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu (Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti) adlı kitap ününü arttırdı. Bu kitap Ahmet Mithat'ın Fatma Aliye'yi anlattığı yazıları ve Fatma Aliye'nin doğrudan kendisini anlattığı mektuplarından oluşmaktadır. Fatma Aliye mektuplarında bitmek tükenmez bilmeyen öğrenme coşkusunu anlatır.
1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. Bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Resmi tarih tezlerine muhalefet ediyor olması, edebiyat dünyasından dışlanmasına yol açmıştır. (vikipedi)
Tarihçi Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı aynı zamanda ilk Türk kadın felsefecisi ve romancısı olarak tanınan Fatma Aliye'nin yazdığı Osmanli'da Kadın isimli eseri okudum. Fatma Aliye bu kitapta zengin bir Türk evinde ağırlanan Fransız misafirlere anlatılan Türk adet ve geleneklerini konu ediyor. Fatma Aliye paşa kızı olmasından mütevellit su gibi Fransızca konuşabildiği gibi derin bir Islamiyet bilgisine de sahip ve zamanın geleneklerini Islam dini acısından yorumlayarak genellikle savunan bir taraftan anlatıyor. II. Abdülhamit dönemi moda ve adetlerinden bahseden bu eser hem tarih hem de kadın araştırmalarına meraklı kimselerin ilgisini çekecektir.
korkunç, korkunç! öyle bir cariyelik anlatıyor ki insanın anasından babasından ayrılıp tophane rıhtımında satılası geliyor!
islam'da, türklerde kadının ne kadar kıymetli ve özgür olduğunu anlattığı ve eleştiri kabul etmediği ikinci bölümde hırsımdan duvar yumrukladım. fatma aliye hanım, eşiniz izin vermediği için 10 yıl kitap okuyamadınız, ne kıymeti ne özgürlüğü kuzum? kimsenin dini inancıyla da yaşam tarzıyla da derdim yok ama biraz dürüstlük isterim yani hahahaha.
*he bir de aynen kanka inandık avrupalı özgürlükçü kadınların cariyeliğe, dört eşe ve örtünmeye senin gevezeliğin 'sayesinde' çok ikna olduğuna. atmış da atmış.
neden ahmet mithat tarafından bunca sevildiğini iyice anladım. ikisi de olmadık şeylerin yılmaz savunucusu, çarşı ahlakçısı.