Paperback. 14,00 / 21,00 cm. In Turkish. 480 p. Bu kitap son yillarda adindan çokça bahsedilen, kimi zaman horlanan, agir hakaretlere maruz kalan, pek çok kez dislayici ifadeler ve alayvari cümlelerle tanimlanan bir gençlik akiminin, "Apaçi Gençlik"in gerçek hikâyesine isik tutmaktadir. Kimilerine göre "islak odunla dövülmeleri" gereken, kimilerince "modifiye" kiro, maganda, zonta, hirbo sayilan, genellikle varos ve yoksul çocuklar diye anilan, adlari ‘tacizci'ye çikmis, rengarenk kiyafetleri, çogu zaman havaya dikilmis saçlari, façalari ve dövmeleri ile kimdir bu gençler? Nerelidirler, ne yer ne içerler, niye okuldan atilirlar, hangi islerde çalisirlar, isyerinde neden tacize ugrarlar ya da neden taciz ederler, nasil eglenir, en çok hangi mekanlara takilirlar, arabalari neden Sahin-Dogan'dir, façali kollari ile ne anlatmak isterler, aileleri ile aralari nasildir, Polis'le aralari neden bozuktur, niçin kavga eder ve kavgalarinda hangi aletleri kullanirlar, hangi partiye oy verir, hangi siyasi lideri severler, uyusturucu maddeler ile aralari nasildir, neden argoyu çok kullanilar, "Allah ve Peygamber dendiginde" ne derler, kendi aralarindaki dayanismanin boyutlari ne düzeydedir, Devlet'e bakislari nasildir, kendilerine apaçi diyenler hakkinda ne düsünürler? Bu ve daha pek çok sorunun cevabini bizzat "apaçiler" ve onlara "apaçi" diyenlerin anlatimlariyla kitabin sayfalari arasinda bulacaksiniz.
Kitap, Esenlerde kafelerde zaman geciren, uyusturucu kullanan, yoksul, egitimsiz, ‘silik aile’lerde yetismis, siddet ve suca meyyal bir genclik altkulturunu anlatiyor. Temel tezi, apaciligin yeni bir fenomen olmadigi, yoksul gocmenlerin kentin yerlesik sakinleriyle arasindaki sorunlu iliskinin on yillar suren seruveninin yeni bir tezahuru oldugu seklinde. Toplumsal otekilestirme, dislanma ve kriminalizasyon’a karsi genclerinki bir itibar mucadelesi (in search of respect). Genclerin yaptigi pek cok tercihi, yazar, aileleri, okul, devlet gibi farkli otorite sahibi toplumsal aktorler ve akranlari tarafindan fark edilebilmek, degerli birer birey olarak gorulenilmek icin gelistirilmis birer strateji olarak yorumluyor. Kitap fenomenolojik bir yaklasima sahip, sahaya onceden belirlenmis kavramsal sorularla cikmiyor. Arastirmanin baslangicinda hosgorulebilecek bu gorece esnek tavir, maalesef veri analizi ve tez gelistirme asamalarinda yogun bir degerlendirme ve tematik soyutlamayla telafi edilmiyor. Sosyal politika konusunda pek cok onerisi olan bu kitabin guclu bir sosyolojik tezi yahut kavramsal bir onermesi yok. Cok fazla empirik meseleyi ayni anda masaya yatirmaya calismasi sebebiyle her birinin ayri ayri analizleri doktora tezi duzeyinde olmasi gereken derinlige sahip degil. Kitabin bazi metodolojik sorunlari da var. Yazar kendisinden 3. tekil sahis olarak, ‘arastirmaci’ seklinde bahsediyor ve pek cok yerde edilgen ifadeler (passive voice) kullaniyor: degerlendirilmistir, gorulmustur, anlasilmistir vb. Bu yonleriyle cagdas etnografik calismalara hakim olan, arastirmacinin arastirma sahasiyla kurdugu iliskileri ve konumunu irdeleyen self-reflective yaklasimdan alabildigince uzak. Bazi noktalarda mulakatlarin kendisini zorladigini ifade ediyor, ancak bunlarin mahiyetini okuyucuyla paylasmiyor. Yazarin sahaya ne kadar ‘immerse’ oldugu, olabildigine dair de bazi soru isaretleri var. Torbacilardan bahsederken, hicbir torbacinin kendisiyle gorusmeyi kabul etmedigini ifade edip, hemen sonrasinda bunu torbacilarin ketum olduguna ve cok yakinlariyla dahi meslekleri hakkinda konusmamalarina bagliyor. Oysa yazar bir soylesisinde sahaya girdigi ilk zamanlarda kafe isletmecileriyle tanismaya polis memurlari esliginde gittigini ve bunun guven tesisi konusunda cok hatali bir tercih oldugunu kabul etmis. Keza uyusturucu kullanimi hakkindaki bolum de buyuk oranda ‘tovbe etmis’ genclerin beyanlarina dayaniyor. Bu gibi ipuclari, arastirmacinin sahada sucla icice bulunan bazi gruplara erisiminin kisitli olup olmadigi sorusunu akla getiriyor.
Her şeye rağmen alanında emsalsiz bir çalışma olduğunun hakkını vermek lazım.
Türkiye'de az muadili olan, çok kapsamlı bir araştırma. Apaçi gençliği göç ve dışlanma kontekstine yerleştirerek analiz ediyor. Apaçi alt kültürünü anlamak için bu gençleri şehir merkezine getiren otobüs şoförlerinden, saçlarını traş eden kuaförlere kadar onlarla temas halinde olan farklı insanlarla görüşmeler yapılmış. Bunu çok orijinal buldum. Gençlerin gittikleri kafelerden, arkadaşlık kültürlerine, kavga adetlerinden, okullarına kadar hayatlarına dair çok detaylı bir inceleme yapılmış. Çalışmayı övmeye uzun süre devam edebilirim, çok beğendim. O yüzden çalışmanın nazar boncuklarına dair birkaç şey yazayım.
Yaman'ın metne kendisini 3. tekil şahıs olarak dahil etmesi, sahadaki pozisyonunu metnin organik bir parçası olarak sunmaması araştırmanın refleksivite anlamında gücünü zayıflatıyor. Örneğin kendisinin sınıfsal, dini, siyasi, kültürel, cinsel pozisyonunun araştırmaya nasıl dahil olduğuna dair ancak akıl yürütebiliyoruz ve yazar bu konuda pek yardımcı olmuyor.
Çalışmada rehber öğretmen, emniyet çalışanı, kafe sahibi gibi insanların apaçi alt kültürünün ne olduğuna yönelik fikirleri ile apaçi alt kültürünün gerçekte ne olduğu arasındaki sınır bazen belirsizleşiyor gibi geldi. Buna ek olarak, zaman zaman "kurtarma" odaklı bir tür "toplumsal sorun" perspektifi araştırmaya hakim oluyor . Gençlerin yaşadığı derin sorunlar dolayısıyla bunun nedenini anlamak kolay. Ama bunun çalışmayı raporlaştıran bir etkisi de oluyor. Örneğin gençlerin bir konfeksiyon atölyesinde asgari ücretle 7 gün ve 12 saat çalışmak yerine hırsızlık ya da torbacılık yapması içinde bulundukları yapısal şartlar göz önüne alındığında oldukça rasyonel bir eylem. Kitapta da bu yapısal boyutlar açık edilmesine rağmen "bu çocukları hırsızlıktan nasıl alıkoyarız?" sorusu daha geniş bir eleştiri perspektifinin imkanlarını yer yer sınırlıyor gibi hissettim.
Son olarak, çalışmanın değil ama benim kişisel beğenilerimle alakalı bir nokta var. Nitel araştırmada karakter inşasına biraz "takık" olduğum için keşke bu araştırma çeşitli karakterler (Kafeci Süleyman, Siirtli Muhammet, Kenan vb) etrafında örülmüş olsaydı dedim okurken hep.
Bu noktalar haricinde, genel olarak, tekrar ediyorum ki, Türkiye'de pek alışık olmadığımız düzeyde iyi bir sosyal bilim araştırması.