“Dünkü Ankara’ya tepeden bakarken içinde bir yer şiltesi ve bir basma yorgan duran bir oda düşünüyordum; şilteye uzanmak ve yorganı başıma çekmek, yarı ölmek için…
Bugünkü Ankara karşısında ava çıkarılmış bir seter gibi enerji, keyif bataryası kesilmiştim; canlı, neşeliydim; koşmaya, iş görmeye, zevk sürmeye kendimde sonsuz bir kudret, taşkın bir istidat buluyordum.”
Mudurnu'dan İstanbul'a göçen Karakayış ailesinden Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey'in oğlu olarak 15 Mart 1888’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Sultanisi'nde ve Hukuk Mektebi'nde okudu. Maliye Nezaretinde memur olarak çalıştı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı; Tercüman-ı Hakikat gazetesinde mütercimlik ve muhabirlik yaptı. Yazıları yüzünden ilk önce Sinop'a daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürgün olarak gönderildi. İstanbul'a dönünce bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. PTT (Posta Telefon Telgraf) Genel Müdürlüğü'ne getirildi. Bu sırada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na üye oldu ve İstiklal Savaşı aleyhine yazdığı yazılarından ötürü vatan hainliği suçuyla yüzellilikler listesine girerek Beyrut ve Halep'te sürgün hayatı yaşadı.
Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı. Af kanunu ile yurda döndü, daha önceden çıkardığı Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınladı. Türk Edebiyatı'nda ilk defa Anadolu'yu tanıtan eserleri ile ismini duyurmuş, yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün yapmıştır. Gözleme dayanan eserlerinde, tasvirler, portreler, benzetmeler kullanarak, sade, akıcı dili, güçlü tekniği ile 20. yüzyıl romancıları arasında seçkin bir yere sahip olmuştur. İstanbul'u bütün renk ve çizgileriyle yansıtarak Türkçeyi ustalıkla kullanan Refik Halit, Türk edebiyatına birçok eser kazandırmıştır.
Yazar 18 Temmuz 1965’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. İlk iki kısım 2008-2011 yıllarında Türk Tarih Kurumu başkanlığı da yapan Prof.Dr. Ali Birinci tarafından hazırlanmış. İlk kısımda Refik Halid Karay'ın hayatı ve eserlerine dair bilgi yer alıyor. İkinci kısımda ise Karay'ın Ankara başlıklı anlatısında bahsettiği 1916 tarihli yangına ilişkin detaylı bilgi, fotoğraflar ve resmi yazışmalar var. Üçüncü kısımda ise Karay'ın Ankara başlıklı anlatısı var. Kitabı hazırlayan Ali Birinci, Karay'ın "Türkçeyi en güzel yazan adam" tanındığını ve hep böyle anılacağını belirtiyor. Şimdiye kadar okuduğum eserlerinden bende de benzer bir intiba oluştuğunu söyleyebilirim. "Memleket Hikayeleri"ndeki etkileyici öykülerinde de "Deli"deki eğlenceli denemelerinde de Karay'ı yazdığı dilde okuyor olmaktan keyif aldım. Ancak "Türkçeyi en güzel yazan adam" bence daha iyi baskıları hak ediyor. İlk iki kısımda daha az olmakla birlikte kitapta çok fazla yazım hatası var. Ayrıca hem Karay hem de Birinci'nin metinlerindeki günümüzde fazla kullanılmayan kelimelerin anlamları İnkılap'ın diğer baskılarda yaptığı gibi dipnotla verilebilirdi. Birinci'nin hazırladığı metinler sanırım daha önce başka yerlerde yayımlanmak üzere hazırlandığı için akademik bir dille yazılmışlar. Genel okura hitap edecek şekilde yeniden düzenlemek faydalı olabilirdi. Tüm bunlara rağmen Ankara'yı Karay'dan okumak çok keyifli. Hararetle tavsiye ederim.