Yaşamış sayılmaz zaten Yurdu için ölmesini bilmeyen
Ayçe İdil Erkmen’i okurken, yalnızca bir hayatı değil; inadı, emeği, sevgiyi ve baş eğmeyen bir duruşu da okuyorsunuz. Zaten bu toprakların gerçek kahramanları hep böyle değil midir? Sessiz sedasız yaşayıp, büyük çığlıklarla iz bırakırlar.
İdil’in yaşamı, sanatla devrimin, bireysel yetenekle kolektif mücadelenin nasıl iç içe geçebileceğini anlatıyor. Kimseye gösteriş yapmadan, kendine afiş aramadan, ama her adımında topluma dair bir sorumluluk hissederek. Anlatılanlar abartı değil; çünkü bu ülkede piyanonun başından ölüm orucuna yürüyen kadınlar gerçekten var.
İdeolojiden öte, bu kitap bana “bir halkı sevmek ne demektir?” sorusunu tekrar sordurdu. Ve cevabı yine sade ama güçlü: Elini taşın altına koyabilmek. Herkes için öneremem belki, ama vicdanı olan herkesin kalbinde bir yer bulacağına inanıyorum.