Jump to ratings and reviews
Rate this book

İmparatorluğun Batış Yılları

Rate this book
Biz Osmanlı İmparatorluğu'nun son çocuklarıyız. Biraz büyüyüp kendimize geldiğimiz zaman memleket sınırlarının bir ucu Adriyatik, bir ucu Fars Körfezi kıyılarındaydı. Rüştiye Mektebi'nde okuduğumuz coğrafya kitabına göre ülkemiz daha da büyüktü. Mısır ve Sudan, Bulgaristan Prensliği, Bosna ve Hersek sınırlarımız içindeydi. Henüz Tuna'lar, Nil'ler ve Fırat'lar Türkiyesi'ydik. Şimdiki Doğu petrollerinin bütün kaynakları topraklarımızdaydı.

Bu sayfalarda çocukluğumun ve ilk gençliğimin havasını teneffüs ettirmek üzere sizleri gerilere götürmek istiyorum. 1918'e kadar geçmişin hatıralarını, durmadan ve son dakikaya kadar uslanmadan ve ayılmadan ödeyen bir nesil olduk. Hiçbirini kendi işlemediğimiz günahların acı ve ağır azaplarını biz çektik. Bugün ve yarın için faydalı dersler verebilecek ölüm kalım imtihanlarından geçtik.

Maksadım bugünün ve yarının gençlerine Osmanlı'nın batış ve dağılış yıllarının hikâyelerini anlatmak ve onları Türkiye'nin geleceği üzerinde daha uyanık tutmaktan ibaret.

224 pages, Paperback

First published January 1, 1963

6 people are currently reading
138 people want to read

About the author

Falih Rıfkı Atay

42 books86 followers
Atatürk üzerine çalışmalarıyla tanınmış gazeteci, yazar Falih Rıfkı Atay 1894'te İstanbul'da doğmuştur. Öğrenimini İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde yaptı. 1908 devriminden sonra "Tanin" gazetesinde gazeteciliğe başladı. Bir yandan gazetelere, dergilere yazılar yazıyor, bir yandan da Babiâli Mektubi Kalemi'ne devam ediyordu (1913). Bir süre sonra, oradan Dahiliye Hususi Kalemi'ne kâtip olarak geçti. Falih Rıfkı Atay Birinci Dünya Savaşı'na yedek subay olarak katıldı. Bir süre sonra 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, Kudüs'te ve Suriye'de bulundu. Bu arada, resmi görevle birtakım Avrupa yolculuklarına da katıldı. Savaş sona erince, Bahriye Hususi Kalem Müdür muavinliğine atandı. O sıralarda iki arkadaşıyla birlikte "Akşam" gazetesini kurdu (1918). Devrim aleyhinde bulunanlarla çetin bir savaşa girişen Atay, 1922 yılında Bolu'dan milletvekili seçildi, 1950'ye kadar milletvekili kaldı. Bu arada, "Hakimiyet-i Milliye", "Milliyet", "Ulus" gazetelerinin de başyazarlığını yaptı. 1950'de siyasi hayattan çekilerek kendini tamamen gazeteciliğe adadı. Kısa bir süre "Cumhuriyet" gazetesine haftalık sohbetler yazdıktan sonra, bir arkadaşıyla birlikte "Dünya" gazetesini kurdu.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
33 (45%)
4 stars
26 (35%)
3 stars
11 (15%)
2 stars
2 (2%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 13 of 13 reviews
Profile Image for Şevki.
33 reviews
February 24, 2024
Falih Rıfkı Atay’ın kitaplarını zeytindağından başlayarak okursanız aslında yazarın hayatından bazı fikir değişikliklerini yakalayabilirsiniz. Osmanlının son neslinin umutsuzluğu, erken dönem cumhuriyetin aydınlığı ve ne yazıktır ki Atatürk’ün ölümünden sonraki pişmanlık ve serzeniş. Bu kitapta 60ların karanlığında sıkışıp kalmış bir Türk aydınının serzenişlerini bugüne de uyarlayarak görebilirsiniz. Ayrıca memleketin 1946dan bu yana aynı hezeyanların kölesi olduğunu da göreceksiniz. Son olarak irtica ile anlaşılmaz, mücadele edilir diyerek yorumumu bitirmek istiyorum.
9 reviews
December 6, 2020
Kitabın ilk kısmında Falih Rıfkı çocukluğundan 1918'e kadar bulunduğu siyasi ve kültürel atmosferin tasvirini veriyor. Zeytindağı kadar vurucu olmasa da Tanin üzerinden İTC'ye yakınlığı ile Falih Rıfkı o dönem için okunmaya değer bir eser çıkarmış.

İkinci kısım ise 60'lı yıllardaki fıkralarından oluşuyor, ben en çok bu kısmı beğendim. Zira, TR'de gericiliğin yükselmesine karşı adam isyan etmiş. Özellikle o dönem 'suyuna gidelim' politikasına saplanan CHP'ye eleştirileri gereken bir şekilde yapmış. Günümüz siyasi durumun ve şu anki CHP'nin temellerinin bir anda oluşmadığını, bir temeli olduğunu görmek için harikulade bir eser. Mutlaka okunmalı.
Profile Image for Ersin Erdem.
17 reviews3 followers
September 15, 2025
O yılları gerçekten yaşamış birinden dinlemek ayrı bir bakış açısı getirdi. Çok akıcı değil ama zor da okunmuyor.
Profile Image for Çağdaş.
125 reviews3 followers
November 10, 2025
Bu kitap 1963'te yayınlanmış, yazıların belki de hepsi 62 senesinde yazılmış. Aslında kitaba adını veren Batış Yılları kısmı kitabın ilk yarısını kaplıyor. II. Meşrutiyet'in hemen öncesinden başlayıp I. Dünya Savaşı'ndaki nihai bozgunla bitiyor. Falih Rıfkı Atay bu kitaba yazdığı önsözde amacının batış yıllarında yapılanları göstererek günümüz gençlerini uyanık tutmak olduğunu söyler ama esasen kitabın ikinci bölümünde bu amacı daha canlı tuttuğunu görüyoruz. İkinci bölümde Atay daha ziyade Atatürk'ün ölümü sonrası izlenen politikaları ve halkın şu anki durumunu eleştirerek daha sert bir tonda yazılar kaleme almıştır.

***

İlk bölümde daha çok İttihatçıların oldukça vatansever olmalarına karşın aslında epeyce de cahil olup memleketi nasıl idare etmeleri gerektiğine dair fikir ve planlarının bulunmayışı, Anadolu'nun kötü durumu, müslüman halkın yaşayışının dış hadiselerden bağımsız kendi zamanınca akması üstünde durmuş.

Bu konuyu İstanbul mahallelerini anlatırken de işliyor. Hristiyan mahalleleri ne kadar canlı ise müslüman mahalleleri de o kadar uyuşuk, zamanın durduğu sanılacak yerlerdi, diyor. Kasaba hayatında da buna benzerlik buluyor. Ankara'da Ermeniler'in hayatının yine canlı ve neşeli olduğunu vurguluyor.

Anadolu'nun durumu hakkında sayfa 87'deki şu alıntı durumu özetlemektedir:

Eskiden millet deyince Rumeli Türklüğünü anlardık. Millet sınırı belki Bursa ve Eskişehir'e doğru biraz uzardı. Anadolu bize bir "bütün" duygusunu vermezdi. Bölge lehçeleri birbirleriyle anlaşamayacak kadar farklıydılar. Konyalı, Trabzonlu ve Bitlisli birbirleri ile Üsküplü, Manastırlı ve Selanikli Türkler gibi yuğrulup kaynaşamazdı. Anadolu İstanbul'dan adam süreceğimiz veya Arnavutluk'ta, Yemen'de yeniden onbinlerce adam öldürmemiz gerektiği zaman hatıra gelirdi. Araplar da yerlerinden oynadıklarına göre Türklüğün son vatanı artık oydu.


Atay, Birinci Dünya Savaşı'na yaklaşılan yıllarda yabancı devletlerin istediği gibi at koşturduğundan, iç siyasete ve yönetime ne kadar rahat müdahale edebildiklerinden bahsediyor. Bu durum vatanseverleri ve o dönem kendisi gibi Türkçülük davası güdenleri oldukça öfkelendirmiş ve bir ezilmişlik duygusu bu tayfayı ele geçirmiş. Türkçülük ise küçüle küçüle Anadolu'ya sıkışmış imparatorluğun durumuna içerleyenlerin, eskiyi ve yeniyi görmüş, o geçiş dönemini yaşamış vatanseverlerin tutunacakları yegane dal olarak, görece az sayıda aydının tutunacağı bir dal olarak kalmış. O dönemde Osmanlıcılık ve İslamcılık daha yaygın. Buna ise şöyle bir eleştiri getirmiş:

Ama İslamcılık da yalnız biz Türklerde'ydi. Filistin ve Irak cephelerinde ordumuza Hint Müslüman askerleri saldırıyordu. Peygamberin torunları İngilizlerle birleşerek Hicaz'da isyan etmişlerdi. Lavrens'im emri altında Medine'ye hücum eden Emir Faysal'a karşı dedesi Muhammed'in kabrini biz Türkler savunuyorduk.
s.120

***

İkinci bölüme geldiğimizde ise Atay'ın dili sertleşiyor. Atay'a göre Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü ile birlikte ülkedeki devrimcilik sekteye uğramış, 1946 demokrasi hamlesiyle de tamamen durmuştur. Atay Demokrat Parti dönemini sıklıkla "zulüm ve soygun" dönemi olarak anar ve o döneme ve onun yarattığı insan tipine de açıkça düşmanlık besler. Üstelik Halk Partisi politikacılarının da onların yolundan gittiğini görüp daha da eseflenir.

Egemenliğin kayıtsız şartsız olarak değil, en azından o dönem için kayıtlı ve şartlı olarak halkın olması gerektiğini savunur. Demokrasi bir idealdir fakat halk kitleleri henüz demokrasiyi kendi başına idare edecek şekilde tekamül etmemiş, o bilince ulaşmamıştır.

Atay Atatürk'ün 1938'de ölmeyip en azından 25 sene daha ülkeyi tek parti ile yönetemediğine üzülür. Buna örnek olarak da Japon ilerlemeciliğinin en azından kırk yılda halka yayılabildiğini gösterir. Bizde 15 yıl bu hedefi gerçekleştirmek için çok kısadır. Bu sebeple halk şu anda gericilerin oyuncağı olmuş, demokrasi lafını ağzından düşürmeyen ama aslında tek emelleri kendi ikballeri olan politikacılar sebebiyle devrimler hızla geriye gitmektedir. Atay Halkevleri ve Köy Enstitüleri'nin büyük bir savunucusudur ve kapatılmalarını şiddetle kınar.

İşte Atay'ın özellikle gençlere gericiliğe ve boş halkçılığa karşı uyarılarda bulunduğu esas bölüm burasıdır. Dilinin ilk bölüme göre görece sert olması ise herhalde içinde yaşadığı zamanın dertleriyle dertlenmesinden olsa gerektir. Onun 63 yılında yaptığı bir uyarı aslında zamansız olup her devir için geçerli olsa gerek:

Oportünist iktidarcılar sanıyorlar ki devrimler Anayasa teminatı altındadır. Artık ötesi kendiliğinden yürür. Bu, temelleri atılan yapının artık asma gibi kendiliğinden büyüyeceğini sanmaktır. Bilakis açıktaki temeller harap olmaktadır.
s.185
Profile Image for Anna F..
213 reviews
October 18, 2023
“Yarabbi ne kadar değişmiyoruz yahut gerçek değişmenin yollarını ne kadar bilmiyoruz ve bulamıyoruz diye hayıflanmadan edemedim”.
Batış yılları, Osmanlı Devleti’nin tanzimat ve sonrasında yaşadığı Milliyetçilik akımları, Tanzimat Fermanı, dünya savaşları ve Kurtuluş Savaşı’nı ele alan fıkralardan ve hatıralardan oluşan tarih zengini bir eser. Neden bu kitabı okumaya bu kadar geç kaldım diye kendime kızıyorum sürekli. Hepimiz okulda Osmanlı tarihini ve Cumhuriyet’imizin kuruluşunu ezber ederek büyüdük. Elbette bunlar devletler üzerinden anlatılıyordu, şu tarihte şu oldu vs vs. İşte bu kitapta neler olduğunu halkın içinden birinin gözünden okuyoruz. İstibdat döneminde yaşananlara ve Türklerin nasıl kendi vatanında 3. Sınıf vatandaş konumuna düştüğüne ilk elden tanık oluyoruz. Okurken benim de gururum kırıldı. Sefalet içinde bir halk, her yerde yolsuzluk kol geziyor. Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı’nın girişinde inanılmaz bir acemilik söz konusu. İnanmakta zorluk yaşayıp tekrar tekrar okudum. Sırf Enver Paşa takım tutar gibi Almanya’yı tuttuğu için; tarafsız kalıp yeniden güçlenme ihtimali varken bu ihtimalleri kenara itip savaşa girmiş Osmanlı Devleti. Halk içinde “neden Türk Ordusu kazandı diyecek” kadar kendilerini kaybetmiş “batılılaşmış” yüksek tabakadan insanların mevcutlarının çokluğu karşısında bir kez daha şaşırdım. Hüseyin Cahit Yalçın’ın rüşvet yemesi, ideallerinden vazgeçmesi, Atatürk’e ve ordumuzun zaferine olan düşmanlığı karşısındaysa yaşadığım hayal kırıklığının haddi hesabı yoktu. Böylesine bitmiş bir devletten ve kurumlarından çağdaş, aydın bir cumhuriyet inşa eden Atatürk’e bir kez daha hayran kaldım. Olmasaydı, olmazdık.
Bununla birlikte bugün en büyük düşmanlarımızdan biri olan “bağnazlığın” her devirde yakamızı bırakmadığını görüyoruz. Atay’ın anlattığı şu durum beni derinden sarstı: ‘Batı orduları önünde sürekli yenilip duruyoruz. Bizim de askerlerimize tüfek vermemiz lazım. “Savaşta bir müslüman on hristiyana bedeldir. Maazallah silahta kafiri taklit edersek bu üstünlük elden gider.” Fitnesi savrulurdu. Halk da yeniçeriler de bu kara kuvvet bayrağının arkasından giderdi’. Bu bağnazlık karşısında dilim tutuldu. Örneklerini günümüzde de görüyoruz. Neden değişmiyoruz biz? Atatürk tüm bunlara savaş açmış ve döneminde bu savaşı da kazanmıştı. Değişim için ve bunun sürdürülmesi için Her Türk Atatürkçü olmalıdır, onun devrimlerine sahip çıkıp bize bıraktığı mirası ileri götürmeye çalışmalıdır.
Atay’ın dediği gibi “Gençlere Atatürk’ü vatan kurtarıcısı asker olarak göstermek yetmez. O asıl devrimleri ile kurtarıcı olmuştur.”
Profile Image for Beybulat-Noxcho.
273 reviews10 followers
January 27, 2024

“Hüseyin C. Yalçın bana: -Eski resimleri saklamam. Her sabah aynaya baktığım zaman ne isem oyum, demişti.” (s.7)
“Hayali, elimi uzatsam tutacakmışım kadar yakın…Yaşlandıkça yıllara, çocukluk günlerinin kısalığı geliyor. Ömür otuz yıllık yokuş, yirmi yıl süren bir düzlük, sonrası dikliği gittikçe artan bir iniş! (s.7)
“Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk “kaba ve yabani” demekti. İslam ümmetinden ve “Osmanlı” idik. İlmihallerde baş dersimiz din ile milliyetin bir olduğunu öğrenmekti” (s.11)
“İttihatçıların bir vatanseverlik heyecanından başka ümit verici hiçbir şey, hiçbir fikir bulamazsınız” (s.41)

“Dert çok hem dert yok, düşman kavi talih zebun” (s.69)

“Halk aslında bakmaz, olmuş olana bakar” (s.72)

“Almanya’da okuyan ve Çanakkale’de askerlik görevini yapan bir albayın kızlarını Boğaziçi’nin tenha bir köşesinde erkeklerle beraber yıkanırken gören Enver Paşa, zavallı babayı bataryası başında emekliye ayırmıştı” (s.119)
“Bilindiği üzere Japon’un Arap’ı Çinlidir: Dinini de, felsefesini de, yazısını da , medresesini de, kanunlarını da Çin’den almıştır” (s.127)

“Tarih diyor ki: “Mustafa Reşit Paşa cühela ve avamın hüsn-i nazarını kazanmaya muvaffak olamamış ise de derece-i kadir ve hizmeti erbab-ı vukuf nezdinde müsellemdir”. Mustafa Reşit Paşa, ilk Atatürk veya Atatürkçü “Batı’ya uymazsak yok oluruz,” inancı uğruna bütün hacı hoca, gelenekçi ve görenekçilere karşı koyan adam. Tarihten aldığımız iki üç satır ise ondan sonraki bütün ilericilerin de sicili değil midir?
M. Reşit Paşa demokratik yoldan gitmeye kalksa, binde bir oy bile alamayacağına şüphe yoktu. Mustafa Kemal de öyleydi. Halifeliği, şeyhülislamlığı, medreseleri ve şeriye mahkemelerini kaldırmak için halk oyuna başvursaydı, vicdanları ve kafaları yobaz baskısı altında bulunan “cühela” ve “avam”dan bin bir oy alabilir miydi? Asla! (s.173)

“1908’te kurtulduk. Olmadı. 1922 Ağustos’unda kurtulduk. Hayır, 1923 Ekim’inde kurtulduk. Daha doğrusu 1950’de kurtulduk. Fakat asıl 1960 27 Mayıs’ında kurtulduk. Kendimi bildim bileli ömrüm kurtulmakla geçiyor. İnsan bu kadar az zamanda bu kadar defa bronşitten bile kurtulsa göğsünde hayır kalmaz. Lehülhamd biz yine yok geçit törenidir, yok gençlik gösterisidir, tribün tribün dolaşıp durabiliyoruz” (s.216)

“Biz kendi kendimizden, kendi kendimiz de bir şeyden kurtulamıyoruz. Geri dönüp üstünde tepine tepine gölgemizi kovmaya çalışıyoruz” (s.217)

“Bir toplumun medeniyet seviyesine anlamak istiyor musun, kadınına karşı nasıl davrandığına bak, demişler” (s.220)
Profile Image for Bulent.
1,009 reviews65 followers
November 16, 2021
Atay'ın kitabı, 1960'lı yıllarda sahibi olduğu Dünya gazetesinde yazdığı makalelerden oluşuyor. Osmanlı Devletinin son yıllarını, çocukluğundan ilk gençliğine, okul maceralarından, Talat ve Cemal Paşaların özel kalemindeki görevlerine dek ilgi çekici bir üslup ve çarpıcı bir aktarımla anlatıyor Atay.

Tabi anlatımın 70'li yaşların tutuculuğuyla ve aradan geçen süre sonunda sonuçlarını bildiği olayların yorumlanması şeklinde olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kitabın ilk bölümünü oluşturan anıların ardından, "sonuç bölümünde söylediklerine benzer" yazılarını da ikinci bir bölüm olarak güncel makalelerine yer veren Atay, Osmanlı'nın batışından ders alınmadığı ve benzer şeyler (50'li ve 60'lı yıllarda) yeniden yaşandığı için duyduğu üzüntüyü de dile getirmektedir.
Profile Image for Bilgütay İlbay.
3 reviews
November 6, 2024
Döneme ışık tutmak için yine muazzam bir eser. İnkılabın yumuşamasının onlarda empati yapalım kazandıralımın yaklaşımının yavaş yavaş devrimin karşı devrimcilerin eline geçmesinin nedeni olduğunu bugünden bakarak anlıyorsunuz
Profile Image for Dilek.
749 reviews
July 29, 2025
*Sahtekârlar için mesele yok. Koltuğa kurul, otomobile bin, konağa yerleş, demokrasinin keyfini sür! Bütün karşılığı ne? Baktın ki herkesin bir gözü kör, sen de gözlerinin birini kapa! Baktın zemane uymadı, sen uy zemaneye! Böyle gelmiş böyle gider.
Profile Image for zeyn.
16 reviews5 followers
Read
January 14, 2023
final sinavinda cikacagi icin okudum maalesef hic isteyerek okumadim😔😔
Profile Image for Atilla Gallipoli_1915.
70 reviews1 follower
February 9, 2026
Sanki bugüne ait kemalist cizgide yayin yapan bir gazetenin köşe yazilarini okuyor gibiyim. Yobaz ayni yobaz, carikli ayni carikli, halk ayni halk... Turkiye'drki Demokrasinin aslinda bir cahiller ordusunun arzularini yerine getiren bir arac oldugunu oyle guzel anlatiyor ki... Falih Rifki Atay her zaman vurucu gozlemleriyle ufkumu acmistir. Kesinlikle okunmali. Hem de gunumuzle kiyaslanarak okunmali.
Profile Image for Yasin.
4 reviews
June 1, 2019
"Ömürlerini yeniden yaşamak isteyenler çoktur. Bizim kuşaktan ömürlerini tekrarlamaya cesaret edenler bulunabileceğini pek sanmıyorum"
Displaying 1 - 13 of 13 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.