On kişi sordu, Engin Geçtan yanıtladı: Bu yanıtlardan kitaplaştırılan Seyyar, geniş bir alanı katediyor: Çocukluk yıllarından izlenimler, meslek seçimi, şehirler, profesyonel yaşam, mesleki ve düşünce kitapları, ilgi alanları, edebiyat yapıtları, dünyaya ve hayata bakışı... Tek bir yorumla, tek bir adlandırmayla açıklanamayacak bir hayatın, sürmekte olan bir değişimin sözle yakalanmaya çalışılmış izlerini bulacaksınız bu kitapta. Hem yakın zamanlar üzerine bilgece bir değerlendirme, hem de okurun çıkacağı yolculuklar için muhtemel bir başlangıç noktası olacağını umuyoruz Seyyar'ın...
Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan 1975-1987 yılları arasında meslek dışı okuyucular tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan, kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından (İnsan Olmak, Varoluşçu Psikiyatri, Normaldışı Davranışlar ve Psikanaliz ve Sonrası), psikiyatri alanının çerçevesinden çıkma isteği doğrultusunda roman-senaryo çalışmalarına başladı. Ankara ve İstanbul'daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı.
Engin Geçtan’ın David Lynch ve Wong Kar-Wai hayranı olduğunu öğrenmem çok hoş bir sürprizdi. Geçtan’ın anılarını, pek çok farklı konudaki bilgece yaklaşımını, kişisel zevklerini ve ilgi alanlarını okumak için bulunmaz bir fırsat Seyyar.
“Keşke insanlar entelektüel yalnızlıktan bu kadar korkmasalar. Entelektüel yalnızlıkta duygusal yalnızlıktaki acı yaşanmıyor, üstelik insanı zenginleştiriyor.”
“Hayatı yakalamak için debelenmediğinizde o sizi bulur.”
“Gideceğim yer değil, yolda olmam önemli, çünkü yol özgürlüğün bizatihi kendisi.”
“Kişilere ya da olaylara “yaşat beni” talebiyle gidildiğinde insanı bekleyen şey boşluktan ve düş kırıklığından başka bir şey olamıyor.”
Psikiyatrist Engin Gectan'la yapilan soylesiler kendisini daha yakindan tanimamizi sagliyor. Kitap 2005 yilinda basildigi icin bazi konular cagdisi kalmis gibi ama ote yandan kendisi de bunu belirtiyor zaten. Bir yil sonra benim bu soylediklerimin gecerliligi kalmayabilir diye. Ayrica bazi konularda da kehanette bulunmus gibi. Multeciler ve Suriye ile ilgili fikirleri.
Ortadogu, Koloniyal Ingiliz'in bir tabiri, ben bu topraklara Dogu Akdeniz demeyi tercih ediyorum diyor. Dusunmedigim seyleri dusunduren kitaplari seviyorum.
Memnun kaldım. Suriye ile ilgili öngörüleri şaşırtıcı. Jung'a merak salmama neden oldu. Konya'da 1962 yılında anksiyete şikayetini "Gönlüm daralgınlaşıyo" diye ifade eden insanımız <3
-Hayatı bir proje olarak yaşamak (-) -Psikolojik, psikiyatrik olguları bir süreçten ziyade bir durum olarak görmek eğilimi (-) -İnsanın doğanın bir parçası, evrenle bir bütün olduğunu unutması (-) -Şifalanma süreçlerine, zamanın kendiliğinliğine, hayatın ve doğanın ritmlerine saygı duymak (+)
Bu kitap Geçtan için bir söyleşi projesi olarak görülmüş, yaklaşık 1 yıl içerisinde 10 farklı kişinin birbirinden habersiz şekilde hazırladığı sorulardan ve cevaplarından oluşuyor. Yaşadığı 4 şehir İzmir, İstanbul, Newyork ve Ankara'nın eski zamanlarını anlatarak başlamış. En çok etkilendiği ülkenin Çin olduğunu söylüyor. Türkiye'de ise Edirne ve Mardin'in yeri ayrı diyor. Tek başınalık ve yalnızlık kavramlarını ayırmış, tek başına kalabilmenin bir sanat olduğunu söylüyor. Bunun gibi pek çok farklı alandaki sorulara cevaplar verdiği bir söyleşi.
Engin Geçtan ile sohbet etmek (söyleşi kitabı olması nedeniyle bu kez gerçekten sohbet ediyor gibi olduğumdan) her zamanki gibi bir zevkti. Kendisinin çok yönlü kişiliği ve farklı konulara derinlikli ilgisi, birçok alanda ufuk açan fikirler okumamızı sağlıyor. Hem düşündürücü, hem öğretici, hem de (benim açımdan) bir yandan yeni şeyler öğrenip, bir yandan farklı bakış açıları kazandığım için müthiş zevkli bir okuma tecrübesiydi.
Bilge bir duruşa sahip Engin Geçtan ile farklı kişilerin mesleki yaşamı, tarih, edebiyat, hayat ve dünyaya bakış gibi farklı konularda yaptığı söyleşilerden oluşan öğretici bir kitap. Beğenerek okudum, tavsiye ederim.
engin geçtan'ın okuduğum 7. kitabı.(hiçbirisi kurgusal değildi) içlerindeki açık ara en az keyifle okuduğum kitaptı.
sevmememin ilk sebebi; özellikle kitapta hatrı sayılır miktarda o dönemin siyasi ve sosyolojik olaylarına ilişkin soruların olması. örneğin: türkiye ve avrupa birliği'nin geleceği ile ilgili sorular. gerçekten 2005 yılındaki ab ilişkileri ile ilgili soruların ve buna verilen cevapların günümüz türkiye'sinde hiçbir önemi yok. ancak diğer yandan tarihi okumaları sevenler için bulunmaz nimet de olabilir. hocamız cevaplarında ne kadar iyi bir gözlemci ve öngörülü olduğunu da bizi şaşkına çevirerek kanıtlıyor. ama o kadar az ilgimi çekiyor ki bunlar, dönemsel soruların olduğu yerlerde sıkıldım. bu biraz sübjektif bir neden gibi dursa da kitabı zamandan bağımsız olmaktan uzaklaştırıyor.
beğenmememin diğer nedenini de bir örnekle anlatacağım. mesela çok samimi olmadığınız ve tanımak istemekte de heyecan duymadığınız birisiyle mecburi bir sohbet ediyorsunuz, etmek zorunda kalıyorsunuzi iş arkadaşı gibi bir şeyi kastediyorum. hayatınızın oldukça özel konularında bile belli bir otokontrol sonucunda mesafeli bir diyalog yürütürsünüz ama bu gizlemeden öte siz karşı tarafa sanki içinizi dökermiş gibi hissettirirsiniz... işte kitapta bu kekremsi tat var engin geçtan hep gri alanda, hep politik sanki. zaten kendisi de diyor benim en'lerim yoktur diye. bu nedenle de sıkıldım, bazı sorularda çok net en'lerini duymak istedim hocanın çünkü engin geçtan'ın bazı radikal fikirlerini duymak benim gibi genç ve arayışta bir kişi için bulunmaz bir yol gösterici beyan olabilirdi. ya da engin hocam gerçekten çok olgun ki yıllar ona bazı sorular üzerine ara sıcakdüşünceler geliştirmenin doğru şey veya en sağlıklı, yararlı şey olduğunu öğretmiş...
onun dışında birçok cevabından etkilenmemek elde değil. engin geçtan'ı engin geçtan kitapları ile kıyasladığım için diğer kitapları bu esere oranla çok daha keyifli, verimli ve akışkan kalıyor.