Engin Geçtan’dan iklimin altüst olduğu 2012 yılının Aralık ayında geçen bir İstanbul romanı: Kuru Su. –“Sabah. Fırtına durmuş, kar yağışı sürüyor, tanecikler giderek incelerek. Şehrin her zamanki uyanış sesi bu sabah suskun. Klakson sesleri, binbir sesin harmanı uğultular, vapur düdükleri yerini beyaz örtülü sessizliğe bırakmış. Hayata dönmek için herkes bir başkasını bekler halde. Martılar, güvercinler, serçeler birkaç kırıntı peşinde. Donan evsizlerin ve yanlış zamanda yanlış yerde tipiye yakalanıp kalmış talihsizlerin bedenlerini henüz keşfedememiş aç sokak köpeklerinin havlamaları duyuluyor ıssız sokakların kiminde. Deniz trafiğine kapatılan Boğaz, tarihinin ender kimsesizliklerinden birini yaşıyor. Su gri yeşil mavi karışımı alışılmadık bir renkte, gece bir motor dolusu insanı yutmuş olmanın yasıyla. Böyle olmasını o da istemezdi, ama fırtına onu çılgına çevirmişti, küçük bir yolcu motorunu görecek halde değildi.”
Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan 1975-1987 yılları arasında meslek dışı okuyucular tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan, kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından (İnsan Olmak, Varoluşçu Psikiyatri, Normaldışı Davranışlar ve Psikanaliz ve Sonrası), psikiyatri alanının çerçevesinden çıkma isteği doğrultusunda roman-senaryo çalışmalarına başladı. Ankara ve İstanbul'daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı.
tuğrul'un trafik kazasına denk geldi. yine uçaklar, yine yolculuklar, yine dopdolu bir kafayla okunmuş bi eser. nedeni artık her neyse, sevmedim. engin bey'den de okuduğum ilk kitap. o nedenle daha da çok üzülüyorum. çok şey yapmış/denemiş. anlıyorum da. ama yani, neydi ki bu şimdi?
Okurken ‘Lost’ dizisini hatırladım. O kadar diyeyim. İç içe geçmiş hikayeler, sürekli bir gizem, ama elden bırakılmayacak şekilde değil. Bir noktadan sonra e yeter dedirten türden.
Engin Geçtan'ı diğer kitaplarını -İnsan olmak, Hayat, Kim Bilir gibi- okumadan, yani onun düşünce dünyasını bilmeden okunmaması gereken bir roman. Mesela Engin Geçtan holografik evren, döngüsel zaman gibi kavramlardan kitaplarında mutlaka bahseder. Zaten hikaye de holografik bir evrende geçiyor. Bu konu hakkında biraz daha bilgim olsaydı, kitabı daha çok içselleştirebilirdim. Bu nedenle bir edebiyat eseri gibi değil de onun düşünce dünyasının hikayeleştirilmiş halini okumak istiyorsanız tavsiye ederim. Benim kitaba devam etmemdeki neden bu oldu.
Engşn Geçtan’ın uçsuz bucaksız zihninde dolaşmak nehir gibi akan hayatları izlemek keyifliydi. Kitaplarına aşina olmayanlar için okuması zor olabilir..
Engin Geçtan’ın iklim değişikliklerinin etkisiyle dünyanın sonuna doğru bir grup İstanbullu’nun yaşadığı gizemli olaylar çok güzel bir kurgu ile sürükleyici bir dille sunduğu romanı ...
Haziran boyu gezi olaylarını takip edip sosyal medya okumaktan kitap okumaya pek zaman kalmadı. Varsın kalmasın.
Bu kitapsa elimde tam 1 ay süründü. Yazar kusura bakmasın ama bi ordan bi burdan yazılan öyküler ve ucundan bi yerinden birleşmeleri falan pek olmamış. Ben hiç içine giremedim hikayenin. Biraz bilimkurgu biraz fantastik.
Yaaani.. Özür diliyorum kendisinden. Başka kitaplarını okumadığım için yazar hakkında değil sadece bu kitapla ilgilidir bu yorumum.