Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ'yım diyorsun. Sen Leylâ isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır, cismindeki bir başka candır; bir özge candır. Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın, şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin. Dış görünüşe değer verme bahsi ortadan kalktı artık. Gönül çok önceleri sana koştu canım seninle gitti. Şimdiki canım Leylâ'ya değil, Mevlâ'ya yönelik. Bir'lik yolunda seninle olmam, yanarım. Şimdi, gözümün nuru, gönlümün aydınlığı!.. Ben maskaralığa nam salmışım nam salmışım bari sen bu yola girme. İçinden çıkma namus perdesinin. Mecnun olan benim; bana yaraşır delilik, kınamışlık. Şimdi git, aşk töresini, âşıklık geleneğini, maşuk gidişatını bozma. Gir şimdi, ey vefalı! Açtırma kötü söz arayanların dudaklarını; sakız verme dedikodu arayanların ağızlarına. Beni aramaya çıktığını âleme bildirip deliliğine ferman yazdırma. Kimse seni burada görmeden git. Ben ki varım; sen içimdesin, bunu bil!..
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
قبل سنة رأيت الكتاب في احد المكتبات في تركيا جذبتني فكرة ان في الكتاب جمل وصور بالتركية القديمة لغتي الام وناسب الكتاب حالة التي كنت اعيشها لم اعرف ان الاقدار ستجعلني اقرأها بعد انتهاء سحر البدايات واني ساقرأها في 3 اشهر على الرغم من قصرها ملحمة رائعة ولغة جميلة مع ابيات لفضولي البغدادي شاعر الاوغوز الاكبر
عشق ايمش هر نه وار عالمده علم بير قيلُ قال ايمش انجق ( العشق هو خلاصة هذا العالم ما تبقى كان مجرد لهو)
Okudukça Mecnun’un aşkına hayran kaldım, bir aşk nasıl böyle dillere destan anlatılabilir.. Mecnun’un adının aslında “Kays” olduğunu, Leyla’nın isminin manasının ise “Geceye Dair, Gece saçlı, Gece gözlü” olduğunu öğrendim. Leyla Mecnun’a gidip Mecnun ile kavuşma hayali kurarken kavuşamayınca açısından ölen güzel aşık.., Mecnun ise Leyla öldü diye aşkından ölen maşuk.. Bu aşk, bu anlatım beni büyüledi doğrusu. Bu yaşıma kadar okumamış olmamdan dolayı utandım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
geçen ay hikayenin tiyatro oyununu izledikten sonra tekrardan okuma isteği oluşmuştu bende. ancak bu sefer daha yalın bir anlatımla okumak istemiştim. bu sebeple, bu kitabı tercih ettim. kitap içerisinde yer alan minyatürlerin hikayeyle eş zamanlı ilerlememesi dışında keyifli bir okumaydı benim için.
Okuması kelimelerinden ötürü biraz zor olsa da anlamlar bütünleştiği için akıcı bir kitaptı. İskender Pala bu ölümsüz aşkı çok güzel yazmış.Kesinlikle tekrar tekrar okumak istediğim doyamadığım bir kitaptı.
"Aşksız güzellik bayağıdır; güzellikse aşk pazarında mezat..."
Muhteşem bir anlatım ile Leyla ile Mecnun'un hikayesini okumak gerçekten çok güzeldi. İskender Pala'ya bu güzel eserinden dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır. Okumayan herkese rahatlıkla önerebileceğim bir kitap. Fuzuli'den alıntıların olduğu yerler de çok güzeldi. Fuzuli'den bir alıntı yapmak istiyorum: " Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i dertten Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni "
Dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek idim ben.Bir gün kara kaşlı kara gözlü bir Arap kızı koparıp koydu sepetine. Umuyordum ki al dudaklarına dokunacaktım.Tam dudaklarına yaklaştırırken olmadı olamadı... olamadım,yarım kaldım.
Adı Leyla idi.Dudaklarından koparıp bir kazana attı beni.Hurma lifleri çöl dikenleri ile beraber kaynadım.Gül du- daklar umarken dikenler battı yüreğime.Yanışım ateşten mi aşktan mi anlayamadım?Bir tekneye döktü varlığımı. Mermer ile merdane arasında lif lif karıştım.Rengim solarken,canıma batan liflerin ve dikenlerin hesabını sormadım.
Dudaklarından ayırmıştı beni ama kınalı parmaklarının arasında dudaklarının rengiyle sarmaş dolaş idim.Parşömen oluyordum görünüşde ama içimdeki kırpınışlardan haberi yoktu.Ölüyormüydum diriliyor mu anlayamadım.
Fuzuli'nin Leyla 'sını Mecnun'unu günümüz edebiyat yazarları içinde ancak "Divan Şiirini Sevdiren Adam" çevirebilirdi. Nitekim çevirdi de. Biraz Mecnun oldu... Biraz Leyla... ama en çokta Fuzuli oldu İskender Pala bu kitapta...