Herkesin gizlediği, başkalarının öğrenmesini istemediği sırları vardır. Bir telefon konuşmasında sarf ettiğiniz birkaç söz, bir e-posta iletisine yazdığınız birkaç cümle, kimliğinizi gizleyerek bir forumda belirttiğiniz bir düşünce ya da kullandığınız bir oy... Tüm bunlar bir gün aleyhinize kullanılabilir. İzleniyorsunuz ve bir gün işe yarayabileceği düşüncesiyle bu bilgiler saklanıyor. Hakkınızda bir dosya tutuluyor ve size karşı kullanılabilecek bilgiler o dosyaya kaydediliyor. Ve günü geldiğinde, yani sizin konumunuz onların işine yarayacaksa, dosya açılıyor... Bu kitabı okuduktan sonra yaşamınız eskisi gibi olmayacak. Bir çekingenlik saracak dört bir yanınızı. Kuşku kol gezecek... Dilinizin ucuna kadar gelen kelimeleri daha zor söyleyeceksiniz artık. Altan Çimen, "Kuantum Şifresi" adlı romanında hayal gücünü zorlayan bir dünya kuruyor. Romanda sözü edilen dünya öyle bir yer ki, bütün dünyadaki iletişimin yüzde yirmi beşinden fazlasını izleyebilen NSA, Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı, bile izlenenlerin arasında... İzleyenleri izleyenlerin kimse tarafından bilinmeyen adı ise Umbranaut. Yüzyıllardır varlığını sürdüren ve gün geçtikçe dünyanın gizli liderliğini garantileyen bir örgüt... Bu maceraya hazır mısınız? Evet hayatınız değişecek. Ama yine de bu heyecana değer.
Böyle harika bir romanım devamı neden gelmez? Kalemi ve kurgu gücü bu kadar kuvvetli olan bir yazar neden başka kitap yazmaz? ikinci el bulun, edinin bir şekilde ve okuyun...
2004 yılında kaleme alınmış olması göz önünde bulundurulduğunda, dönemine kıyasla oldukça ileri görüşlü bir kurgu sunuyor. Bilginin kontrolü, gözetim mekanizmaları, yapay zekâ destekli istihbarat sistemleri ve kriptografi gibi temalar, günümüzde daha net kullanılan kavramlar üzerinde duruyor. Özellikle Vulkan, BlackBox ve Pluto gibi yapılar aracılığıyla gücün bireylerden ziyade sistemler üzerinden inşa edildiğini göstermesi, romanın en dikkat çekici yönlerinden biri. Yazar, kötülüğü kişisel motivasyonlara indirgemek yerine, kitabı yapısal ve kurumsal bir mekanizma üzerine inşa etmiş. Buna karşın, anlatının teknik yoğunluğu zaman zaman karakter gelişimini ve duygusal derinliği geri planda bırakmış. Bazı ilişkiler ve yan anlatılar güçlü bir biçimde sunulmasına rağmen yeterince işlenmeden kenarda bırakılmış, bu durum metinde yer yer bütünlük kaybı hissi yaratmış. Biraz duygusal bağda zorlandım. Bu tip sistemler araştırmma konum olmalarına rağmen, teknik kitaplarımızda bile arada anlatılarda insani yaklaşımlar olur. Bu doğal bilim ve diğer mühendislik teknik kitaplarından bizim alanımız çok net ayıran bir faktör. Günümüz anlatı standartları açısından değerlendirildiğinde bu eksiklikler daha belirgin hâle gelse de, bu kitap, yazıldığı dönem için taşıdığı kavramsal cesaret ve düşünsel derinlik sayesinde önemli ve saygıdeğer bir çalışma. Altan abiyi tebrik ederim. Umarım bunun gibi bir kaç kitap daha yayımlar.