Kendi halinde yaşayan bir köy doktorunun hayatı, yüzünü tülle gizleyen esrarengiz bir kadının yasadışı kürtaj için kapısını çalmasıyla çığırından çıkar. Kadın evine girdikten bir saat sonra, doktor geçmişini bir kenara fırlatarak boşluğa atılmış; sonunda her şeyini yitireceği o çılgın koşuya başlamıştır, tıpkı bir amok gibi...
Amok, Malezya yerlilerinde görülen bir delilik hali... Buna yakalananlar, ileriye atılır ve nereye gittiğini bilmeden durmadan koşar, önüne çıkanı öldürür. Geldiğini görenler, tehlikeyi çevreye duyurmaya çalışarak bağırırlar: ‘Amok! Amok!’ Herkes kaçar.. Ama bir amok’un delice koşusu sonsuza dek, cezasız süremez.
Yordam Kitap, Avrupa’nın 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardan Stefan Zweig’ın en önemli yapıtlarından oluşan seçkiyi okurlarına kıvançla sunuyor. Behçet Necatigil, Tahsin Yücel, Salâh Birsel, Hamdi Varoğlu, Ali Avni Öneş, Deniz Banoğlu gibi usta edebiyatçı çevirmenlerimizin yarattığı dil lezzetiyle...
Stefan Zweig was one of the world's most famous writers during the 1920s and 1930s, especially in the U.S., South America, and Europe. He produced novels, plays, biographies, and journalist pieces. Among his most famous works are Beware of Pity, Letter from an Unknown Woman, and Mary, Queen of Scotland and the Isles. He and his second wife committed suicide in 1942. Zweig studied in Austria, France, and Germany before settling in Salzburg in 1913. In 1934, driven into exile by the Nazis, he emigrated to England and then, in 1940, to Brazil by way of New York. Finding only growing loneliness and disillusionment in their new surroundings, he and his second wife committed suicide. Zweig's interest in psychology and the teachings of Sigmund Freud led to his most characteristic work, the subtle portrayal of character. Zweig's essays include studies of Honoré de Balzac, Charles Dickens, and Fyodor Dostoevsky (Drei Meister, 1920; Three Masters) and of Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, and Friedrich Nietzsche (Der Kampf mit dem Dämon, 1925; Master Builders). He achieved popularity with Sternstunden der Menschheit (1928; The Tide of Fortune), five historical portraits in miniature. He wrote full-scale, intuitive rather than objective, biographies of the French statesman Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935), and others. His stories include those in Verwirrung der Gefühle (1925; Conflicts). He also wrote a psychological novel, Ungeduld des Herzens (1938; Beware of Pity), and translated works of Charles Baudelaire, Paul Verlaine, and Emile Verhaeren. Most recently, his works provided the inspiration for 2014 film The Grand Budapest Hotel.
Bir öykü kitabı olduğu için derlemeden derlemeye değişiyor yorumlar ancak ben Yordam Kitap'ın bastığı Amok'u çok beğendim. Tanışma kitabım olmasına rağmen şimdiden zweig'ın yeri benim için ayrı oldu. Karakterlerin psikolojik durumu ve betimlemeler yoğun olmasına rağmen o kadar gerçek ve orjinaldi ki hayran kaldım. Genelde betimlemelerde aşırıya kaçınılır onu da koyalım hadi bunu da söyleyelim denile denile bayağı bir eser konulur önümüze ancak bu kitapta ustalıkla dengelenmişti. Editör şöyle de yapsaymış, şurayı uyarsaymış demediğim nadir eserlerden. Çeviri gerçekten çok güzeldi. Kelime çeşitliliği yakalanabilmiş cümleler güzel kurulmuştu. Baskıda da göze çarpan hiçbir hata yoktu. Gelelim öykülerin içeriğine: Amok'u okuduktan sonra bu şekilde bağlanmasına çok şaşırdım ve karakterin yaşadıkları ve psikolojisi beni çok düşündürdü. Usta işi'nde yoksulca bir kadının çantasından para çalan hırsıza klişe bir acıklılık yaratılmamasına rağmen hayran kalmadan edemedim. Görünmez koleksiyon ise durup düşünmeme en çok sebep olanıydı. Oldukça basit ve olaysız bir konusu olmasına karşın kısaca aslında sadece öyle olması hayaliyle nasıl mutlu olunabileceğini anlatılıyor.
Benim için Stefan Zweig'in öykülerini bu kadar güzel yapan şey, her an karşımıza çıkan gündelik olayları olabildiğince sade bir şekilde anlatması. Görmezden gelmeye alıştığımız şeyler tüm sadeliğiyle karşımıza dikilince ne yapacağımızı bilemediğimiz, içimizi bir rahatsızlığın kapladığı anlar başlıyor. Üç öyküde de böyle anların sıkıntısı vardı. Amok'ta doktora hem kızdım hem acıdım, Usta İşi'nde anlatıcı gibi yankesiciye tamamen kızamadım, Görünmez Koleksiyon'da koleksiyoncunun ailesine acıdım belki de koleksiyoncudan çok ama antikacı kendini sorgularken ben onunla gerçekten gurur duydum.
Demek ki sadece izleyip anlamaya çalışınca insanları ve olayları tamamen iyi veya kötü diye göremiyoruz. Yargılamadan anladığımız, empati kurabildiğimiz anlar belki de insan yanımıza en çok yaklaştığımız anlardır. Serinin sonlarına bırakmıştım bu kitabı; en doğru zamanmış bana durup hayatı anlamayı, empati kurmayı hatırlatması için.
Ayrıca, bir senarist olsam, Amok gibi akıcı ve vurucu öykü yazabilmek için her şeyimi verirdim.
Yordam Kitap tarafından sunulan, Tahsin Yücel çevirisi olan bu basımda Amok'un (1922) peşi sıra Usta İşi (1931) ve Görünmez Koleksiyon (1925) adlarında iki öykü daha yer alıyor. Uzunluk olarak kısalan bir sırada dizilmiş olan öyküler aynı zamanda benim için artan bir beğeni sırasına göre de dizilmiş. Kitabın kapağında ve sırtında isminin geçmemesini garipsediğim, Görünmez Koleksiyon isimli öykü en beğendiğim Zweig metinlerinden biri oldu.
Four nicely curated studies in suicide in the crystalline wonderful style of the great Stefan Zweig. My favorite was Leporella, a story about the awakening of a dutiful golem playing the part of Don Giovanni's servant, and the grim consequences thereof. Amok is probably the most complete and complex of the four stories in the book and more immediately recognizable as Zweig for fans of his darker psychologically incisive works such as Beware of Pity.
Aşk, tutku, onur, şehvet, saplantı, pişmanlık gibi yazılı ifade edilmesi çok zor duyguları okuyucuya kolaylıkla aktarabilen usta bir yazar. Herkes okumalı.