Jump to ratings and reviews
Rate this book

İslâm ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf

Rate this book
Cumhuriyet dönemi felsefecileri ve aydınları içinde, tasavvufu yeniden yorumlaması ve onu İslâm-Türk düşüncesinin merkezine yerleştirmesi açısından Nurettin Topçu hususi bir yerde duruyor.
Daha önce müstakil iki kitap halinde basılan bu metinlerde İslâm'ın tasavvufun üst bir yorumunu bulacaksınız.

219 pages, Paperback

Published October 1, 2011

12 people are currently reading
59 people want to read

About the author

Nurettin Topçu

25 books36 followers
Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiş; bu lâkap oradan kalmıştır. Babası Topçuzâde Ahmet Efendi ailenin tek evladıdır. Hayvan ticareti yapmak üzere İstanbul'a göçmüştür.

Nurettin Topçu altı yaşında Bezmiâlem Valide Sultan Mektebi'nin ana kısmına yazılır. Burayı bitirdikten sonra Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'ne verilir. Mektebi birincilikle bitirir. Babası Ahmet Efendi Çemberlitaş'ta kasap dükkânı işletmeye başlamıştır. Bu sıralarda sakin, biraz içe dönük bir mizaca sahiptir. Küçük bir sandıkta kitap ve gazete biriktirmek merakı vardır. İmlâ öğretmeni Nafiz Bey, Topçu'nun hayatı boyunca sürecek Mehmet Âkif sevgisini uyandıracaktır.

İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun olan Topçu, kendi kendine Avrupa'ya tahsil imtihanlarına girer ve 1928'de kazanır. Hamdi Akverdi, Vehbi Eralp, Ziya Somar gibi şahıslarla birlikte burslu olarak Fransa'ya gider. Daha önce giden Remzi Oğuz Arık, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Cevdet Perin, Bedrettin Tuncer Paris'tedirler. Daha sonra bu şahıslarla, bilhassa Remzi Oğuz ve Ziyaeddin Fahri ile görüşmeleri olacaktır. Topçu önce Bordo Lisesi'ne nakledilir. İlk yazı denemelerini burada kaleme alır ve üye olduğu Sosyoloji Cemiyeti'ne gönderir. Moris Blondel'i bu lise döneminde tanır. Daha sonra mektuplaşırlar. Burada psikoloji sertifikasını verir. İki sene sonra Strazbourg'a geçer. Üniversitede felsefe tahsil eder. Ahlâk kurlarını tamamlar, sanat tarihi lisansı yapar.

Nurettin Topçu Fransa'da Ruhiyat ve bediiyat, Umumî felsefe ve mantık, Muasır sanat tarihi, İçtimaiyat ve ahlâk, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dallarından lisans aldı. Yazları İstanbul'a gelip gitmektedir. 1931'de ağabeyi Hayrettin Topçu'yu yanına alır. Topçu'nun Avrupa'daki hayatı okul, ev, kütüphane çerçevesi içinde geçer. Ancak hafta tatillerinde derneklerin tertip ettikleri toplantılara gider. Aynı toplantılarda Samet Ağaoğlu, Ömer Lütfi Barkan, Besim Darkot gibi zatlar da bulunmaktadırlar. Topçu bu arada Tasavvuf tarihçisi Luis Massignon ile tanışır. Dr.Adnan Adıvar'ın Türkçe dersi verdiği Masignon'a daha sonra bu dersi Topçu verir. Strazbourg'da doktorasını hazırlayan Topçu, Sorbon'a gider, doktorasını verir: "Conformisme et révolte". Bu üniversitede felsefe doktorası veren ilk Türk öğrencisidir. Bu tez 1934 yılında Paris'te kitap halinde yayınlanır. 1990 yılında da tıpkı baskısı Kültür Bakanlığı'nca Ankara'da yapılır. "Bergson" konusunda doçentlik tezi hazırladı, fakat kadroya geçemeyince bu tez kitap halinde basılarak yayımlandı. 1934'de Türkiye'ye döner. Galatasaray Lisesi'nde 1935'de felsefe öğretmeni olarak görev alır.

Hüseyin Avni Ulaş ailenin baba dostudur. Çemberlitaş'taki eve sık sık gelir gider. Topçu küçük yaştan beri bu zatın tesiri altında kalmıştır. Yurda döndükten sonra Ulaş'ın kızı Fethiye Hanım'la evlenir. Düğün gününün akşamı İzmir Atatürk Lisesi'ne tayin emri gelir. Nurettin Topçu Hareket Dergisi'ni İzmir'de bulunduğu 1939 yıllarında yayımlamaya başlar. Dergi İstanbul'da basılır. Bu arada eşinden ayrılır. Hareket'te yayınlanan "Çalgıcılar yine toplandı" isimli yazıdan dolayı açılan soruşturma üzerine Denizli'ye sürgün edilir. Denizli'de bulunduğu yıllarda Said-i Nursi ile tanışır, o sırada yapılan mahkemelerini takip eder. Daha sonra Haydarpaşa Lisesi'ne tayin edilir. Bir müddet sonra da Vefa Lisesi'ne geçer.

Çocukluk arkadaşı Sırrı Bey vasıtayısla devrin manevi büyüklerinden Hasib Efendi ve Abdülaziz Efendi ile tanışan Topçu, bu kişilerden hayatı boyu sürecek etkiler alır, Nakşîbendi şeyhî Abdûlaziz Bekkine Efendi'ye intisab eder. Topçu, Celâl Ökten'den de İslâmî ilimler alır.

Faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti, Milliyetçiler Derneği ve Türkiye Milliyetçiler Derneği'nde sürdürdü. Son olarak İstanbul Erkek Lisesi'ne tayin olunan Topçu buradaki görevinden 1974 yılında yaş haddinden emekli oldu.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
18 (52%)
4 stars
8 (23%)
3 stars
5 (14%)
2 stars
3 (8%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 6 of 6 reviews
Profile Image for Elif Çevik.
105 reviews6 followers
December 4, 2023
Kitap, başlığına uygun olmayacak şekilde dağınık.
Mevlânâ bölümüne gelene kadar neredeyse hep aynı şeyleri (din alimlerinin yozlaştığını) tekrar ediyor. Hem bu bölümde hem de kitabın tasavvufu konu alan bölümünde ehli sünnete aykırı görüşlere de rastlıyoruz. Dolayısıyla "İslam", hangi İslam? sorusunu bize sorduruyor.

Tasavvuf bölümünün dili ile birinci bölümün yazı dili çok başka. Mevlâna'dan Yûnus'tan bahsederken Topçu, edebiyatın en güzel bahçelerinde bizi dolaştırıyor, dilin zevkine vardırıyor. Fakat bu gezi ne yazık ki çok kısa sürüyor.

Siyasi tarihimizi de içine alan daha uzun bir tahlil yapılabilir ancak o kadar detaya girmek istemiyorum. Var Olmak kitabı ile kalemini sevdiğim Nurettin Topçu'yu bu kitabıyla en azından bir süre rafa kaldırdım diyebilirim.
Profile Image for Göksal Caner Malatya.
817 reviews3 followers
March 28, 2026
Eser, İslam'ı ve özelde Mevlana tasavvufunu, toplumsal çelişkilerden ve maddi dünyadan yalıtılmış, bütünüyle içsel ve ahlaki bir arınma doktrini olarak yorumlar. Feodal dönemin katı eşitsizliklerine karşı kitlelerin geliştirdiği o pasif direniş ve sığınma psikolojisi, kitapta evrensel bir insanlık ideali olarak estetize edilir. Topçu, dinin ve tasavvufun tarihsel süreçte egemen sınıfların elinde nasıl bir itaat aracına dönüştüğünü görmezden gelerek sadece ruhani boyuta odaklanır. Feodal üretim tarzının yarattığı o ağır çaresizlik hissinin edebiyata ve inanca nasıl "kadercilik" olarak yansıdığını gizleyen, oldukça muhafazakâr bir okumadır. Anadolu'daki din algısının, sınıfsal gerçeklerin üstünü örtmek için entelijansiya tarafından nasıl idealist bir filtreyle yeniden üretildiğini gösteren sosyolojik bir veridir.
Profile Image for Özlem Baygül.
77 reviews1 follower
March 16, 2026
Bence Topçu’yu özgün yapan şey, yüksek akademik yetkinliğe sahip olup aynı zamanda insan ruhundan müthiş haberdar oluşu; gerçek hayatla soyut fikir dünyasını ustalıkla birleştiren bir yerden insanlara seslenmesi. Bu iki yetkinliğin nadiren bir insanda aynı anda bulunduğunu söylersek abartmış olmayız. Ne hikmetse bu tarz bir kabiliyetle İslami reçeteler sunan kişiler hep tasavvuf erbabından çıkıyor, görebilene şaşırtıcı gelmez deyip geçiyorum.
Kitabın ilk kısmında Topçu’nun tarifini verdiği ideal din adamı, Türkiye için gördüğüm en hümanist ve realist portreydi. Din adamının kürsülerde bağırarak vaaz veren, kendisi din adamı olduğu için sanki günahlardan beriymiş gibi diğer insanları yargılayan; kendi anlayışını, şeyhini, cemaatini en doğrusu sanan sözde din adamlarını çok sert eleştirmekte. Böyle bir portrenin ne İslam'ın özüne uygun, ne de insan kalbine muhatap olduğunu tekrar tekrar vurguluyor. Ona göre gerçek din adamının, Allah'ın rızasını kendi heva ve heveslerinin önüne koyan, insanlara üstten bakarak değil, onlarla yan yana durarak dinini tebliğ eden kişi olduğunu söylüyor. Bu vesileyle ibadetin sadece şekline, sayısına odaklanarak cennete gireceğini sanan malum din anlayışını da eleştiriyor. Topçu'ya göre hakiki din adamı, insanlara muamelesinde merhameti merkeze koyar; düşeni kaldırır, aç olanı doyurur, çıplak olanı giydirir. Görevini layıkıyla yerine getirmeye gayret eder. İlla ilahiyat, medrese okuyup, şu bu din ilmini tahsil etmesi gerekmez, doktor olur, mühendis olur, hasta bakıcı olur. Yürekteki Allah sevgisi, insanın kendi heva ve heveslerini eriterek pratik hayatta diğer insanlara hizmet ve merhamet olarak hayat bulur. Buna sahip bir insan da mesleğinden bağımsız olarak en büyük İslam tebliğcisidir. Bunun doğruluğunu Rasulullah’ın hayatına bir bakış atarak görebiliriz. Onun İslam'ı en çok yaşayarak tebliğ ettiğini, insanlara güzel ahlakıyla örnek olduğunu herkes ezbere bilir. Fakat inancını sözlerinden çok eylemlerine yansıtmaya çalışan, insanlara nasihatleriyle değil yaşayışıyla örnek olan, diğerkamlığıyla meşhur Müslüman pek azdır.

Kitabın ikinci kısmı tasavvufla alakalıydı. “Birkaç Söz” başlıklı giriş yazısının ilk cümlesi şöyle: “Yüzyılların katmerlendirdiği bir skolastik düşünüşten sonra Batı taklitçiliğinin açtığı hüsran çukuruna yuvarlandığımız bir devirde kültürümüzün çıkış noktası Mevlana olmalıdır.“ (syf.123) Sonra ana fikri bu olan düşüncesini temellendiriyor diyebiliriz. Olabilecek en entelektüel biçimde, aslında “kal ile değil, hal ile” anlaşılacak bir ilim olan tasavvufu irdeliyor, Mevlana'yı tanıtıyor. Vahdeti vücudun Spinoza’nın panteizminden farkından, tasavvufun Hint ve Batı mistisizminden ayrılan yönlerine değin aklı kurcalayacak noktalara da mercek tutuyor. Ve bunu lafı uzatmadan yapıyor. Ayrıca tasavvufu, Anadolululuğunu kaybetmemiş, mankurtlaşmamış, kalbi körelmemiş; Horasan erenlerinden, atadan-dededen yadigar yüreğinde bir nebze Allah sevgisi bulunan herkesin seveceği ve dizinin dibinde birleşeceği bir veliyi merkeze koyarak anlatıyor: Yunus Emre.
Gerçekten Yunus Emre’li kısımlar beni çok duygulandırdı. Yani Allah’a ve Yunus Emre’ye muhabbet dolu satırlardı, çok sevdim. Ek kısmında da Nurettin Topçu’nun İstanbul İmam-Hatip Okulu'nda okuttuğu din psikolojisi dersinin notları verilmişti.



Tabii malum olan şöyle bir şey var ki, tasavvufu bilmeyen, anlamayan birisine Topçu'nun hitap edebileceğini düşünmüyorum. Tasavvuf günümüzde genel olarak ön yargıyla yaklaşılan, ezber düşüncelerle damga vurup geçilen bir doktrin haline geldi gibi gözüküyor. Bunda şüphesiz tasavvufu içten çürüten unsurların etkisi büyük. Ama beni şaşırtan şey entelektüel Müslümanların meraksızlığı. Yani Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, Hüccetül İslam denen Gazali'nin, Osmanlı kadısıyken Bursa sokaklarında kadı kaftanıyla ciğer satan Aziz Mahmud Hüdayi'nin, Akşemseddin'in, Hacı Bayram'ın seçtiği yol, uğruna dünyalarını feda ettikleri yol günümüzdeki tasavvufla aynı olabilir mi gerçekten? Yani böyle bir şey mümkün mü? Açıkçası insanların tasavvufun doğrusunu anlamak, görmek istemeyişlerini bir çeşit nasipsizlik olarak görüyorum artık. Yunus Emre’nin, mutasavvıfların muhteşem dizelerindeki ilahi aşkı hissetmeden bunun sadece bir musiki, hoş bir terennüm olduğunu sanmak mesela, büyük bir nasipsizliktir. Özü göremeyen kusurlu bir bakıştır, ki Topçu buna da değinmişti.
Velhasıl, biz Emrem Yunus’un izinde, dağlar ile taşlar ile Allah’ı aramaya; O’nu sevmeye, O’nu seveni sevmeye devam edelim. Hiçbir şey olmasak bile Yunus Emre’yi, Anadolu’nun en peygamber ahlaklı, en ince gönüllü insanlarını karşıya alan bir din anlayışına saf tutmuş olmayız, bu da bize yeter diye düşünüyorum. İyi taraf şu ki, ne kadar yolumuzu kaybetsek de Anadolu'nun ulu bir çınarının altında Yunus Emre'nin, Mevlana'nın dizinin dibinde buluşabiliriz her zaman, inanıyorum buna. Malum, onların pek kapıya geleni kovma huyları yoktur.


"Bir zamanlar bu yurdun şehirlerinde, bu şehirlerin sokaklarında kendine inanmış, azmi payansız, iradesi demirden, ihtirası ilahi insanlar dolaştı. Şüphesiz o devirler ruhumuzun, aşkımızın gençlik demleriydi. Yorulduk mu nedir? Bugünkü imansız, iradesiz ve Allah'sız yürüyüş, Yunus'ların, Sinan'ların, Mevlana'ların getirdiği hidayeti bütün bütün kaybetmiş bedbaht bir kafilenin hasta gidişidir. Münevverlerimiz hala kararmış ufuklarda nur arıyorlar. Hakikatse o ufuklardan çok yükseklerde ve çok ilerdedir." syf. 128-129

"Ancak aldanmadığımız, kesin olarak bildiğimiz şey, Anadolu dünyasının ruh yapısında Yunus'un en derin tabakalara nüfuz etmiş olduğudur. İçten ve dıştan her yabancı saldırıya karşı koyarak Anadolu'yu ayakta tutan, kıyamete kadar da tutacak olan, Yunus'un bu toprakların her tarafında medfun, lakin uyanık, kudretli ve koruyucu ruhudur. Bizim olmayan zehirli aşıyı sıyırırsanız, altından bütün onun varlığı, onun heybeti fışkıracaktır." syf. 175-176
Profile Image for Rumeysa.
26 reviews1 follower
May 6, 2020
Tekrar tekrar okumak istediğim, problemle birlikte çözümü de oldukça içtenlikle belirten harika bir eser, Topçuya hayran olmamak elde değil... Felsefeyle henüz ilgilenirken denk gelmesini de hoş bir tevafuk olarak görüyorum:)
Profile Image for Nuray Yılmaz.
1 review
Currently Reading
March 25, 2016
Modern dünyada müslümanların yaşadığı çöküntünün kaynağı olan ''ahlak'' düşüncesi çerçevesinde Nurettin Topçu'nun konu ile ilgili bakış açısını öğrenmek için.
Displaying 1 - 6 of 6 reviews