Türkiye son yıllarda önemli bir toplumsal dönüşüm geçiriyor. Dilleri, dinleri, mezhepleri ya da cinsiyetleri hâkim normlardan farklı olan gruplar ayrımcılığa uğradığını gittikçe daha sık dile getiriyor. Buna paralel olarak geçmişte tabu olan konular hem toplumsal hem de siyasal düzeyde açıkça tartışılıyor.
Bu süreç iki olasılığı barındırıyor: Farklı grupların kamusal alanda görünür olması, bir yandan gruplararası gerginliği artırma potansiyeli taşıyor. Zira eşitlik talep eden gruplar, hâkim normları ve toplumsal hafızayı sorguluyorlar. Bu çerçevede yerleşik normların ve kimlik sınırlarının tehdit altında olduğunu düşünen hâkim gruplar ile eşitsizliği sorgulayan gruplar arasındaki gerilimler artabiliyor. Bu çerçevede elinizdeki kitap "gruplararası ilişkiler nasıl kuruluyor?"; "önyargılar neden kaynaklanıyor?"; "ayrımcı davranışlar nasıl azaltılabilir?" gibi soruları eğitimle ilişkili olarak ve disiplinlerarası bir yaklaşımla ele almaya çalışıyor.
Cinsiyete dayalı iş bölümünün kadınları kapama ve engelleme etkisi var, ama sadece bu değil: Erkekler açısından da önemli sıkıntılar yaratıyor. Ailesini geçindirememek, erkeklik rolünün yerine getirilememesi olarak algılanıyor örneğin. Ancak, unutmamak gerekir ki, erkekler için farklı seçenekler de var: ‘Özgür ruh’, bu seçeneklerden biri. Bir kadın ‘iffetli anne’ olmayacaksa ancak ‘kız kurusu’ ya da ‘hafif kadın’ olabilir- ki her ikisi de seçilecek değil, ‘düşülecek’ durumlar olarak görülür. Çünkü kadının yaşamını genişleten, onu özgürleştiren seçenekler değillerdir.
Örneğin, bir kamu kuruluşu eleman alımı için ilan verdiğinde, ‘askerliğini yapmış olmak’ koşulu arıyorsa, ayrımcılık yapmış demektir. Çünkü, zorunlu askerlik, Türkiye’de yalnızca erkekler için geçerli bir vatandaşlık görevidir ve kadınlar askerlik yapmazlar. Eğer ‘askerlik yapmış olmak’ işe almanın koşulu olarak belirtilmişse, açıkça söylenmese de o işe bir erkeğin alınacağı ifade ediliyor demektir. Bu ilanı veren kurum, temel insan hakları arasında yer alan ‘çalışma hakkı’nı ihlal etmiştir.