Kentsel dönüşüm ya da yeniden yapılandırma, bir süredir en önemli toplumsal meselelerden biri haline geldi. Özellikle son yıllarda İstanbul’daki dönüşüm, yeni soylulaştırma projeleri, konut sektörünün şişmesi, göç olgusu gibi gündemleriyle şehir planlaması, yalnızca pratik sonuçlarıyla değil, toplumsal hafızaya ve şekillenmeye etkisi ile de konuşulur oldu. İstanbul gibi kaotik ve sürekli inşaat halindeki bir şehrin bugünkü durumunun sorumlusunun kim olduğu, mimarlık çevreleri, aydın, akademisyen ve entelektüeller için her zaman güncel bir soru olmuştur. Özellikle uzman çevrelerde cevap, Adnan Menderes ve 1950’lerde başlattığı imar planıdır.
Murat Gül bu çalışmada, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinden itibaren İstanbul’un yaşadığı ve yaşayamadığı kentsel dönüşümün tarihi ve ideolojik arka planını sergiliyor. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilen ve Ankara’nın başkent ilan edildiği süreçte iktidarın İstanbul’a ideolojik yaklaşımını, Fransız şehir plancısı Henri Prost’un izlerini, çok partili sürece girilmesiyle iktidara gelen Demokrat Parti dönemini ve “taşralı” Menderes’in Yassıada duruşmalarında büyük bir koz olarak kullanılan imar planını ayrıntılandırarak, kentlerin yalnızca fiziksel oluşumuna odaklanan yaklaşımın aksine toplumsal ve siyasi koşulların kent morfolojisine etkisini İstanbul örneğinde inceliyor.
İkna edici bir eser, ancak tartışmalı noktaları bir değil, birden fazla.
Kitap, Osmanlı'nın reform atılımları döneminden, Menderes'e kadar olan kısmı anlatıyor. Oldukça akıcı dil, kentin evrimi ile ilgili önemli bilgiler, tatmin edici harita ve fotoğraflar, okuma zevkini artıran hususlar. Ancak zaten sayfa sayısı açısından kısıtlı olan bu kaynak, şehrin gelişimini ancak kabataslak açıklayabiliyor, ve kimi zaman biraz daha detaylandırılmaya ihtiyaç duyulan hususlar fark ediliyor.
Metnin sonuna gelindiğinde, tarihin tekerrürden ibaret olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor: bugün, tam bugün (29 Aralık 2019) kentle ilgili tartışmalar, geçmişteki türevlerinin aynıları.
Sanat tarihinin, kaçınılmaz olarak her seferinde siyasi tarihe bağlanması ve bu disiplini açıklayan eserlerdeki metinlerin, sonunda mıknatıs gibi belediye başkanlarına, başbakanlara, ve diğer yönetici sınıfına bağlanması biraz sıkıcı, belki kaçınılmaz olsa da. Kitapta, büyük projelerle ilgili bilgilerin dışında, "günlük yaşam mimarisi" denen sıradan yapıların da biraz daha açıklanması hoşuma giderdi.
Kitap, Menderes'i -aklamaya çalışıyor demeyelim de- alışık olunmadık şekilde savunuyor; en azından, diğerlerinin icraatlarının da farklı olmadığını izaha kalkıyor. Bu haklı bir serzeniş olsa da (benim açımdan farklı bir bakış açısı getirdiği için ilginçti), sonuçta, eğer birileri bir şeyden dolayı "suçlanacaksa", kimin okkanın altına girmesi gerektiği tartışması kolayca atlatılabilecek gibi değil (bkz Banality of Evil): Güzelim bir kervansarayın üzerinden yol geçirmenin günahı, bunu planlayana mı, bunu arzulayana mı, bunu yapana mı yazılmalı? Dünün estetik ve koruma mevhumları ile yapılan işleri bugün nasıl değerlendirmeliyiz; dünkülerin günahlarını tekrarlamamak için ne yapılması gerekir? Konut ihtiyacı böylesi bariz olan bir kentte sonu gelmez yeni yerleşimler kurmaktan kurtulmanın yolu var mı?
Kitabın, sadece Menderes dönemine kadar değerlendirme yapıp sonra şrak diye kesmesi biraz sıkıcı, ancak yazarın "Architecture and the Turkish City" kitabı (internette çakal yollarla temin edilebilir) bu boşluğu giderebilir.
Eserin oldukça iyi bir bibliyografyası olması kayda değer bir avantaj.
Bizans ve Osmanlı dönemlerini açıklayan sayısız kaynak olmasına karşın, çağdaş İstanbul ile ilgili çalışma sayısı görece yetersiz. Mimarlar Odasının, ya da başka sivil kurumların özellikle günümüz eserleri ile ilgili faydalı haritalar/belgeler hazırlaması yararlı olacaktır.
Çalışma hayatında Şehir tarihi, mimarlık tarihi ve İstanbul’a odaklanmış Prof. Dr. Murat Gül’ün akademik bilgi birikiminin güzel sonuçlarından biri Modern İstanbul’un Doğuşu. İstanbul’u tümüyle algılayabilmek için muazzam bir kaynak. Osmanlı İstanbul’unun karakteristik özellikleri ile başlayıp 1. Dünya Savaşı dönemine, Modern Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıllardan Menderes dönemine uzanan süreç içerisinde İstanbul için alınan kararlar ile kentin değişimine tanık olunan nitelikli bir çalışmanın ürünü. Eser, fotoğraflar ve haritalar ile zenginleştirilmiş, bu sayede günümüz ile karşılaştırırken nereden nereye geldiğimizi algılayabilmek mümkün. Yazar 70’li yıllarda çocukluk dönemini geçirdiği İstanbul’un son 40 yıl içinde geçirdiği çarpıcı değişime tanık olduğundan bahsederken, İstanbul’un son 10 yılının bile eskisiyle arasında bir uçurum olduğunu düşünmeden edemedim. Neler doğru neler yanlış yapılmış diye sorgulatan, kent tarihi okumalarını sevenler için önerebileceğim bir çalışma.
A great piece of work that sheds light on the transformation and emergence of the legendary city of Istanbul. Gül expertly illuminates the history behind this great city, without whom I would consider myself blind, oblivious to the stories of centuries and decades past that have shaped the capitol of the world.
I thought the material was very interesting, but the book as a whole was only fine. I enjoyed reading it, just I felt that such interesting material should have made for a more interesting book.
Pretty much for those who have a knowledge of Istanbul, unlike, say, City of Quartz which can be read by anyone even if you have never been to LA.
Tarihi İstanbul'un modernleşme uğruna kimliğini kaybedişinin hikayesi. Çok hoş ve tarafsız yazılmış. Özellikle ilerde şehircilikle ilgili herhangi bir işe girisecek herkesin okuması gereken, dersler çıkarması gereken tarihi bilgiler içeriyor.