“Ey Derviş Okyanus! Ey aşk sultanı, ey ulu kişi, ey kutsal pir, senin bana birkaç öpücükle üç yüz kuruş karşılığında lütfettiğin bu tılsım için şu saatte milyonlar harcamaya hazır kim bilir ne kadar kara sevda bedbahtları vardır? Böyle bir nimetin bedeli, dünya hazineleriyle ödenebilir mi?”
1921’de tamamlanıp 1928’de kitaplaştırılan Muhabbet Tılsımı, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en sevilen batıl inanç komedilerinden biri. Tutkularının esiri olup sahte dervişlerin, büyünün, muskanın peşine düşen insanların her devirde benzer özelliklere sahip olduğunu yüz yıl öncesinden kaydediyor yazar. Hatta büyüler, muskalar için bir de tarif sunuyor okura: yeni doğmuş çocuk kakası, hüthüt yumurtası, dövülüp ezilmiş kırlangıç gagası, yarasa derisi, farenin gerisi, üç yüz pirenin ezilip zerrin nigâr tohumu ve nöbet şekeriyle karıştırılarak saf macun hâlinde yenmesi…
Hüseyin Rahmi Gürpınar was a Turkish writer and politician.
Gürpınar was the son of a family close to the Ottoman court, born in Istanbul. Having lost his mother at an early age, he was sent to Crete where his father was an Ottoman civil servant, however he was soon sent back to Istanbul, where he was brought up by his aunts and grandmothers in Istanbul.
Gürpınar started writing fiction at an early age. He became a civil servant, then a writer and journalist. He later served as a member of parliament in the early years of the Turkish Republic between 1935 and 1943.
Hüseyin Rahmi Gürpınar ve toplumun boş inançlarıyla olan problemi yine harika bir roman ortaya çıkarmış. Roman Anadolu’da bir köyde doğan Ali Bekir’in hikayesini anlatıyor. Ali Bekir yokluklar içine doğan çocuklardan biri. Anadolu’nun ne durumda olduğunu ufak bir kısımda da olsa gerçekçi bir şekilde gösteriyor. Halkın kendini geçindirmeye gücü yetmiyor. Kadınlar hamile olduğunu fark edince bir boğaz daha çıktı diye dertleniyor. Hatta çocukları düşürebilmek için elinden geleni yapıyor. Ali Bekir annesinin tüm çabalarına rağmen doğuyor. 4-5 yaşlarındayken evlerine İstanbul’dan bir kadın geliyor. İstanbul’daki paşaların konaklarına uygun çocuklar götürüyor. Ali Bekir’in annesi bunu duyunca kaderinden kaçabilsin diye çocuğu alması için uğraşıyor. Hüseyin Rahmi köylüyü mizahi de olsa çok iyi anlatıyor. Küçük bir köylü çocuğun büyük şehre vereceği tepkileri de çok iyi düşünmüş.
Ali Bekir, Adnan Şemi Paşa konağında büyüyor. İstanbul’daki hayata alışıyor. Evlenme yaşı geldiğindeyse konaktaki Pervin’e aşık oluyor. Onun gönlüne girebilmek içinse büyünün, tılsımın peşine düşüyor. Bu kısımdan itibaren kitaptaki curcuna soluksuz okutuyor kendini. Ali Bekir bir hocadan kadınları etkileyebilmek için tılsım alıyor. Hoca Ali Bekir’e bunu taktıktan sonra hiç çekingen olma diyor. Boynuna taktığı anda da gücünü denemeye çalışıyor. Konakta onu büyüten halayık üzerinde deniyor ve etkili oluyor. Yaşlı kadıncağızı baştan çıkardıktan sonra başına nasıl bir bela aldığının farkına varıyor. Kadın Ali Bekir ile birbirimize sevdalandık diye kendinden geçiyor. Ali Bekir’i asıl sevdiği kadın olan Pervin’den kıskanıyor. Olaylar alevlenip konakta duyulunca konak sahibi de tılsımın peşine düşüyor.
Hüseyin Rahmi batıl inançları tatlı tatlı yeriyor. İstanbul’daki yaşantıya nüfuz eden hurafeleri okumak çok eğlenceli. Konaklarda dönen dolapları da çok gerçekçi anlatıyor. Paşaların, beylerin nasıl açgözlü insanlar olduğunu ve kendilerini düşürdükleri gülünç durumları hikayelerinde çok iyi kullanıyor. Toplumca saygıdeğer bulunan insanların kulağa çok aşağılıkça gelen hayatlar yaşadığını afişe ediyor aslında. Kendisi de bu tip konaklarda yaşadığı için bu kadar hakim. Mizahi diliyle topluma yönelttiği eleştirileri okumak her zaman çok zevkli.
Ali Bekir isimli bir besleme, Adnan Şemi Paşa'nın konağına gönderilir. Burada yetiştirilip okuma yazma öğretilir. Büyüyüp de cinsel arzularını keşfettiği vakit geldiğinde, konakta yaşayan Pervin adlı genç kıza abayı yaktığını fark eder. Başta Pervin olmak üzere konaktaki diğer güzel kızların da kendisine gönlünün düşmesini isteyen Ali Bekir, bir gün bir sohbette işittiği muhabbet tılsımının peşine düşer. Duyduğuna göre bu tılsımı kullanan kişiye tüm kadınlar deli divâne aşık olmaktadır. Başına gelen birçok olaydan sonra tılsımı ele geçirip kullanmaya başlar fakat işler hiç de istediği gibi gitmeyip her şey çığırından çıkar. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eğlenceli bir üslubu var. Bu kitap da batıl inançlarla dalga geçtiği, alttan alta eleştirdiği, gülünç olayların yaşandığı bir roman. Kitapta, tutkularının ve arzularının esiri olup sahte hocalara, büyülere, tılsımlara, muskalara bel bağlayan zavallı insanların trajikomik bir örneği sunulmuş. Okunmaya kesinlikle değer.
Hüseyin Rahmi Gülpınar, bu kitabında batıl inançları , büyüleri ve buna inanan insanların cahilliğini anlatmış . Maalesef günümüzde sıklıkla karşılaştığımız durum. İnsanların çaresizliğin, bilgisizliğin, tutkularınından dolayı sahte hocalara başvurmasını ve buna inanan insanların durumlarını anlatıyor .
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanı (1928) • Eserde Adnan Şem’i Paşa konağı anlatılıyor. Ali Bekir bu konağa küçük yaşta alınmış, büyütülmüştür. Yaşı çağını bulunca, kapı yoldaşlarından duyduğu bir masala kanarak, muhabbet tılsımı aramaya kalkar; karşısına kurnaz bir serseri çıkar, ona: "Şerefin pahasına da olsa utanma, sıkılma, çekinme!" öğüdüyle bir muska verir. Dışarda birkaç başarıdan sonra Ali Bekir, konak içinde işe girişir. Muska, Paşa’nın yeğenlerinden Ali Sâkıp’la vekilharç Abdullah Efendi’nin eline geçer. Konağın büyük ve küçükhammlan, halayık Pervin ve kâhya kadın bu yüzden bir rezalet ağına düşerler.