Jump to ratings and reviews
Rate this book

Türkiye 1643: Goşa'nın Gözleri

Rate this book
1641 yılında Rûm Vilayeti Defterdarı Mehemmed Murad Efendi vilâyetinin vergi nüfusunu saymakla görevlendirilir. Yapılacak sayıma göre bölgeden ne kadar vergi toplayabileceğine karar verecektir Osmanlı devleti. Bu kitap işte bu defterden yola çıkarak yapılan uzun bir soruşturmanın, içine girilen karmaşık bir yolculuğun hikâyesi. 20. yüzyılın sonlarında, Oktay Özel bu ağzı sıkı defteri konuşturmaya, çok yönlü sorgulamaya, içinden çıktığı dönemin olağanüstü koşulları bağlamında tarihselleştirmeye, anlamlandırmaya girişiyor. Türkiye 1643, tarihçi ile malzemesinin ilişkisini iç içe giren paralel hikâyeler olarak ele alan bir deneme. Her ne kadar asıl hikâye 16. ve 17. yüzyılda geçiyorsa, kahramanları sahiciyse de, anlatılan son otuz yılın Türkiye’sinin de hikâyesi.

Oktay Özel’den sahiden “acayip” bir kitap…

“Dönemin bütün kaynaklarının ağız birliği içinde epeyce de dramatik bir dille yıllardır dile getirdikleri, sultanlara ve vezirlere yazdıkları raporlarda ‘reaya fukarası’ tonunda ifadelerle sürekli üzerine dikkati çektikleri köylünün perişanlığı, bu ‘kaçgun’ ya da ‘celâ-yı vatan’ durumu karşısında Osmanlı yönetimi nihayet harekete geçmiş. Yanlış anlaşılmasın, amaç onların derdine derman olmak değil. Tersine tekrar zapt ü rapt ve kayıt altına alıp devleti aliyyenin hazine-i hümâyununun vergi gelirlerine ‘küllî ziyan’ gelmesinin önüne geçmek.”

232 pages, Paperback

First published June 1, 2013

4 people are currently reading
81 people want to read

About the author

Oktay Özel

13 books6 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
38 (45%)
4 stars
29 (34%)
3 stars
11 (13%)
2 stars
5 (5%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 17 of 17 reviews
Profile Image for Ahmet Zehiroğlu.
Author 4 books1 follower
May 24, 2020
Pek de ilgilenmediğim bir dönemi konu edinmesine rağmen, özellikle şahsi bir tavsiye üzerine ve karantina fırsatı ile henüz okuyabildim.

Bir doktora çalışmasının "kamera arkası" kitabını yazmak, en azından Türkiye'de pek rastlanan bir olgu değil. Dolayısıyla eser, sırf bu niteliğiyle bile, yazarının kendi ifadesiyle "acayip bir kitap" sıfatını hak ediyor. Okurlar için de, yazarlar için de ayrı ayrı nedenlerle ufuk açıcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Osmanlı tarihini, onu bir "fetih ve saltanat tarihi" formatına kıstıran yerleşik tarihçilerden okumaya alışkın, onların dışına pek çıkamamış Türkiyeli okurlar için, tarih gerçekte nasıl tahlil edilir ve yazılır konusunda öğretici, aydınlatıcı detaylar içeriyor. Aslında kitabın ismi, belli bir tarih altyapısı olan daha üst seviyedeki tarih okurlarını da cezbedecek, beklentiye sokacak kadar iddialı. Neden "Osmanlı 1643" değil de "Türkiye 1643" merakını uyandırarak maça bir "1-0" önde başlıyor yazar. Çünkü iyi bir tarih okuru bilir ki geçmişi anlatıyormuş gibi görünerek bugünü anlatan tarih yazınıdır en değerli olan. Bunu yazarın kendisi de biliyor ve başlangıçta böyle bir avansa ihtiyacı olduğunun da farkında. Zira sonrasında kitap boyunca usandırıcı tekrarlarla boğduğunu fark ettiği okur ile sık sık empatiye giriyor, bununla da yetinmeyip, belli periyotlarla satır aralarında, kitabı terk etmemesi için şahsen okurdan ricacı oluyor. Ama buna rağmen, arada bir yeltense de, üstün körü kaçamak girişimler sergilese de, bir türlü başlıktaki o vaadini tam olarak gerçekleştirmeye cesaret edemiyor, muhtemelen siyasi kaygılardan ötürü. Aslında sadece birkaç gollük ortayı sadece ufak dokunuşlarla filelerle buluştursa, 1-0 önde başladığı kitabı farklı skorla finale erdirmesi işten bile değil. Belki de yazıldığı dönemdeki siyasi konjonktür veya kendi akademik pozisyonu buna engel teşkil ediyor, bilemiyorum.

Kitabın, özellikle özgüven sorunu yaşayan yazarlar için ufuk açıcı olan yönü ise, bizzat kendisi. Özellikle tarih yazarlarının, çoğu kez belki de gereğinden fazla dert edindikleri; kurgu, akıcılık, bütünsellik, okuyucunun zamanına saygı gibi lüzümsuz takıntılardan sıyrılıp, daha rahat ve serbest yazmaları için cesaret verici bir deneyim sunulmuş. Zira 228 sayfalık bu kitap, editoryal süreçlerden geçerek, kalburüstü bir yayınevinde yayımlanma başarısı göstermiş ki bu yayımcılık aleminde gözardı edilmez bir ölçüttür. Dolayısıyla, yirmi sayfalık bir makalede anlatılabilecek bir konuyu, -kitabın içinde Leslie hanımın da, dost acı söyler mottosuyla ile söylemek zorunda hissettiğini öğrendiğimiz tespitiyle- biraz abararak ve köpürterek de olsa kitap boyutuna evirmenin hiçbir mahsuru olmadığını kavrıyoruz son kertede. Bu ilham verici "yazar/editör rahatlığı" kitabın 5 yıldızı hak etmesi için yeterli bence.
Profile Image for Başar Atıcı.
54 reviews57 followers
May 30, 2018
Şaşırtıcı gülünçlükte bir üslupla yazılmış bu kitabın basılabilmiş olması çok tuhaf.
Profile Image for Ömer Faruk.
165 reviews26 followers
September 11, 2021
Kitap kapak tasarımı, kitabın ismi ve arka yazısı ile bir tarihi roman intibaı veriyor. Gerçekten de kitabın yarısına kadar tarihi roman olduğunu zannederek okudum. Girişi uzun tuttuğu için yüzümü ekşittim vs. Kitabın türünü ben belirleyemedim. Lakin konusu için bir akademisyenin doktora tezini yazma süreci, tezin sorusu, bulduğu cevapların tuhaf bir üslupla hikayeleştirilmesi, yer yer yüzyıl başı ve günümüz ile ilişkilendirilmesi diyebiliriz. Kitabın ne vadettiği başta belli olmadığı için devamında da ondan ne çıkaracağınızı öngöremiyorsunuz ve okuma süreci el yordamıyla ilerliyor. Çok çok fazla kişisel ayrıntı var. Yazar için önemlidir elbette ama okuyucu için İngiltere'deki arkadaşlık ilişkilerinin, Türkiye'de hangi arşivin nereye kaç kez taşındığının bu kadar detaylıca aktarılmasında ne anlam var ki?

Yazarın İngiltere'ye öğrenci olarak gitme serüvenindeki kabul alma, yolculuk, oradaki sosyal ilişkiler vesaire ciddi bir hacim kapsıyor. Devamında tez konusunun bulunmasıyla nihayet kitabın ismindeki konuya geliyoruz. Kitabın ve doktora tezinin konusu 1643 tarihli bir defterin anlattıkları.

Daha etraflıca şöyle özetleyebiliriz. Amasya'ya ait 1576 tarihli tahrir defteri ile 1643 tarihli yeni bulunan defterin karşılaştırılması. 1576'da Amasya nüfusu 1520 tarihli deftere göre iki katına çıkmış. Özellikle bekar erkek nüfus. Bu nüfus topraksız. Neticeten toprak doyuruculuğunun sınırlarına ulaşıyor ve bu nüfus bekar kalıyor.

1643'te ise nüfus dramatik azalmış. Köylerin bir çoğu yok olmuş. Bu yok olan köylerin önemli kısmı 600-900 rakım aralığındaki ova köyleri. Bu ova köylerinin de nefer (vergilendirilebilir erkek nüfus) nüfusu 100'ün altında olan küçük yani savunmasız köyler. Bu dönemde yerleşikliğe geçen etrakiye denen göçmen türkmen köylerinin de yok olduğunu görüyoruz. Yani tekrar göçebeliğe dönmüşler. İşte bu iki defter arasındaki kabaca özetlenen nüfus farkı ilişkisi araştırılıyor.

Yazarın tezinin sorusu bu. Bu ara dönemde ne oldu da bu nüfus dengesizliği meydana geldi.

Yazar devamında sorusuna cevap ararken kullandığı kaynakların türlerini, bu kaynaklara erişim macerasını anlattı. Başta 1520, 1576 tarihli tahrir defterleri ile 1643 tarihli mufassal avarız defteri, bunları besleyen olarak gündelik rutinden ziyade olağanüstülükleri aradığı ilgili dönemin mühimme serisi, sultan ile sadrazam arasındaki yazışmaları içeren telhisler, şeriyye sicilleri, dönemin vakanüvis kronikleri, önde gelen şahsiyetlerinin nasihatnameleri ve yine Sultanın imparatorluğun idari birimlerine gönderdiği adaletnameler…

Kitap hacminin yarıdan çoğu bunlarla geçti. Nihayet yazar esas mevzuya giriş yaptı. Bu bölümden itibaren yazarın üslubu değişti ve tamamen devrik cümlelerden oluşan sonu -miş ile biten cümleler anlatıma hakim oldu. Edebi bir hava verilmeye çalışılmış ama benim hoşuma gitmedi. Burada konu üzerine çalışan diğer tarihçilerin görüşlerine de başvurularak sorunun cevabı ortaya döküldü. Nedir bu cevap:

Anadolunun yüzlerce yıllık tarihinde istikrar az görülmüş bir fenomen. Genelde savaş, kıtlık ve instabilitenin mevcut olduğu bu arazide Kanuni Sultan Süleyman'ın hükümranlığının son dönemlerine kadar bir göreve istikrar devri yaşandı. Bu dönemde ciddi bir nüfus artışı yaşandı ama toprak bu nüfusu doyurmaya yetmeyecekti. Bu nüfus artışı birinci amil.

Kanuni'nin iki oğlu Selim ve Bayezid'in kavgası, bu coğrafyada yükselen bekar erkek nüfusun bir umut tımar ve bir avuç toprak sahibi olma ihtimaline tutunmalarını sağladı ve bu nüfusu kavganın bir parçası yaparak ellerine silah verdi. Kavganın sonunda bu nüfus ellerinde silahlarıyla tekrar köylerine döndü. Bu fenomen ikinci amil.

Akdeniz coğrafyasının tamamı üzerinde geniş etkileri olan 17. yüzyıl iklim olayları 1580'lerden itibaren Anadolu'da kıtlığa sebep oldu. Bekar erkek nüfusu işsiz, ailesiz ve aç bir hale geldi. Bütün bunların üzerine yine bu dönemde onlarca yıl kesintisiz süren İran ve Avusturya savaşları ahaliyi iyice yordu.

Bütün bu etmenlerin açtığı yolda patlayan Celali isyanları Anadolu'yu gerçek bir cehenneme çevirdi. Onbinlerce kişilik Celali güruhları isyan bayrağını çektiklerinde bu şekilde geniş çaplı, isyan olmadığı zamanda ise aynı nüfus tekil yahut onarlı ellişerli gruplar halinde eşkiyalık ederek köyleri talan ve yağma etti. Bu talan ve yağmanın sonu öyle gelmedi ki köyler çoğunlukla tamamen boşaltıldı, harabe haline geldi. Reaya, Celali olma çizgisinin üzerinde yürüyen Osmanlı beylerinin, paşalarının çiftliklerine sığındılar ve adeta birer serf oldular. Toprağa bağlılık dramatik düzeyde azaldı.
Profile Image for Yusuf.
273 reviews40 followers
September 21, 2013
Kitaba başladıktan hemen sonra beş vermeye karar verdim. Sonra notum dörde düştü, biraz fazla tekrar içermesinden dolayı. Ama kitabın çok özel ve yenilikçi olmasından dolayı yine de beşte karar kıldım. Efendim kitabın özelliği nedir? Kitap, Oktay hocanın da kitabın bir yerinde belirttiği gibi, üç katmanlı: Öncelikle, hocanın doktora tezini içeriyor. İkincisi, doktora tezini yazma sürecini anlatıyor. Ve üçüncüsü, doktora tezinin ve hatta bu kitabın yazıldığı Türkiye'yi (ve dünyanyı) anlatıyor. Hikaye içinde hikaye...

Alp Eren de zaten temas etmiş, kitabın yeniliği şurada: 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı kırsalına dair bir tarih doktora tezini, Metal Fırtına okuruna okutabilecek bir kitap bu. Üstelik, okura, içinde bulunduğu ülke ve bu ülkenin tarihi üzerine düşünmek konusunda reddedilemez bir davet sunarak yapıyor bunu.

Tekrar etmekte fayda var: Kitap bir menkıbe kitabı değil. Ama bir doktora tezini, menkıbe kıvamında anlatıyor. Uğraştığı sorun ve sorunsallar, konuyla ilgili olarak Osmanlı tarihçiliğinin vardığı sınırları temsil ediyor. Yani okuyucu, bu menkıbevari kitabı okuyarak, Osmanlı tarihçiliğinin Celâlî İsyanları hakkında 2013 yılında ulaştığı menzile vakıf oluyor. Bu gerçekten üzerine çok düşünülmesi gereken bir konu. Yani bu yapılabiliyorsa eğer, neden bugüne kadar yapılmadı? Bence kitap bu anlamda büyük bir tartışma başlatmalı.

Oktay Hoca'nın eline sağlık. Vaktim elverirse ve -tabii- becerebilirsem kitap üzerine ayrıca bir inceleme yazmak istiyorum.
Profile Image for Türkay.
440 reviews45 followers
July 27, 2019
Yazarın farklı üslubuyla ele aldığı döneme ait tarihi bilgiler paralelinde tarihsel yöntemi açıklaması açısından çok keyifli ve değerli.
Standart bir tarih kitabı olmanın ötesinde, akademya, YÖK, sosyal bilimlerde araştırma, Anadolu insanının bitmeyen çilesi, Türkiye’de tarih, sosyoloji, aydınlar, devlet, muhalefet vb çokça konu üzerinde konuşan bir kitap...
Tarih, özellikle Türkiye tarihine meraklı, bu konuda okuyan, kafa yoranlar için, üzerine uzun konuşulacak kısacık cümleler içeren bir eser...
Profile Image for zehraogut.
23 reviews4 followers
September 25, 2020
Merak uyandıran başlığı ile Türkiye 1643 / Goşa’nın Gözleri. Neden Türkiye 1643, neden Osmanlı 1643 veya Amasya 1643 değil diye düşünüyor insan ister istemez. Ve Goşa kim, gözleri neden kitabın alt başlığı olacak kadar önemli diye de. Benim gibi çizgi roman dünyasından haberdar olmayanlar için Goşa Tarkan serisinden femme fatale bir büyücü kadın, gözlerine bakanı efsunluyor. Goşa’nın gözlerini tarihçinin malzemesiyle ilişkisini anlatan bir metafor olarak düşünmüş Oktay Özel. Türkiye 1643 ise Özel’in 1643 tarihli Amasya Livası Mufassal Avarız Defteri’ni kullanarak 1990’ların Türkiye akademesinde doktora tezini yazma sürecini iç içe geçmiş şekilde okuyucuya aktarmasından. Malzeme 16.-17.yüzyıla ait olsa da tarihçi 1990’larda yaşıyor o dönemde akademinin içinde bulunduğu durumdan, karmaşık siyasi atmosferden etkileniyor tabi.


1643 tarihli defteri 1576 tarihli son klasik tahrir defteriyle karşılaştırarak çok acıklı bir manzarayı ortaya koyuyor. Bu dönemde Amasya’da 117 köy ve mezra ortadan kayboluyor , bekar yetişkin erkek nüfusu %94 azalıyor vergi nüfusu 60-70 sene öncesinin %20’si düzeyine geriliyor. Özel defterden tespit ettiği bu demografik değişiklikleri o dönemde Anadolu’yu tarumar eden Celali olgusuna bağlıyor. İklimsel değişiklikler, 16.yüzyılın genelinde görülen nüfus artışının köylerde bekar işsiz erkek nüfusunu korkunç derecede arttırması, nüfus-toprak dengesinin ikinci aleyhine değişmesi, merkezi Osmanlı yönetiminin aşınması, hizipler arası mücadelelerin taşraya kayması ve son olarak levandat diye nitelenen başı bozukların sarıca-sekban olarak kullanılarak şiddetin devlet eliyle kurumsallaştırılması bu demografik değişikliklerin sebebi oluyor. Olan yerinden yurdundan toprağından sabanından olan fakir reayaya oluyor tabi. Özel ustalıkla konuyu Celaliliğin sonraki dönemlerde farklı suretlerde örneğin 1915’te, 1938’de, günümüzde tezahür ettiğine bağlamış.


Hikayeci/rivayetçi bir üslup tercih etmiş Oktay Özel, akademik bir metin okumuyormuş gibi hissediyor insan zaman zaman ki şekil itibariyle zaten akademik bir metin değil. Ama okuduğum çoğu akademik metinden daha doyurucu konuyla ilgili farklı çalışmalara yönlendirmesi açısından. Bu üslubu bilinçli olarak akademiyle dalgasını geçmek için seçmiş diye düşündüm. Kitabı özellikle defteroloji sahasında çalışmayı düşünen, sosyal tarihle ilgilenen tüm lisansüstü tarih öğrencileri bir metodoloji rehberi olarak okumalı diye düşünüyorum. 5 üzerinden 5 yıldız 🌟
Profile Image for Alp Eren Topal.
44 reviews25 followers
September 19, 2013
Oktay hocanın kitabı anlattığı hikaye zaviyesinden o kadar sürükleyici o kadar büyüleyici ki, kitabın sırf yazılış biçimiyle verdiği mesajı ve başardıklarını gözden kaçırmak çok kolay. Ne demek istiyorum? Şöyle ki:

Oktay hoca doktora çalışmasının şekilleniş sürecini kendi ööğrenciliğinin hikayesi ile harmanlayıp anlatıyor. Tezi ortaya çıkarma esnasında yaşadığı problemler 90 ların siyasi problemleri ile iç içe geçiyor. Tabi tüm bunlar bir de masalsı bir dile dökülünce tadından yenmez, bir öğünlük kısa bir kitap çıkıyor ortaya.

Hocanın böyle bir üslup tercih etmesi ilk bakışta akademik tarihçiliğin kuru, sıkıcı ve terimlerle dolu diline ve ehlinden başkasına konuşmayan üslubuna bir tepki olarak görünüyor. Lakin bu eserin belki bir katmanı sadece. Oktay hoca üslubuyla bir yandan da popüler tarihçiliğe bir Osmanlı tokadı akşediyor bence, hem de en okkalısından. Popüler tarihçiliğin sadece kitlelerin duygularını okşamak adına sığ araştırmalar üzerine değil çok sağlam akademik Çalışmalar üzerine de inşa edilebileceğini göstermeye çalışıyor. Bunu da defterdeki en eski numara ile yapıyor: tarihçili��i kadim zamanlardaki biçimine döndürerek. Bir Osmanlı müverrihi gibi yazmaya girişerek şuna getiriyor meseleyi: tarihçiliğin ilk ve en önemli motivasyonu tarihten ders almaktır. Tarihçinin aynasında dün ve bugün içiçedir. 400 yıl öncesi bugüne konuşur, bugün 400 yıl öncesinin dili olur. Ati mazide bulunur.
Profile Image for ehk2.
369 reviews
Read
August 3, 2013
Tanıtım yazısından yanlış okumuşum sanırım; ben Oktay Özel'in tarihi bir roman yazdığını düşünerek heyecanlanmıştım. Aslında bir nevi roman yazmış da sayılır; kendi hikayesini, 16.-17. yüzyıl ve günümüz Anadolu'yu anlatmış, bir solukta okunan kitabında. Burada, doktora tezine geri dönüyor (geri dönmek değil aslında, sanırım her daim o alanda çalışmayı sürdürüyordu) ve onun yazılma sürecini anlatıyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi, tarihyazımı ve Türkiye'de akademi hayatı üzerine bir dünya dolusu tespitle birlikte.
Profile Image for Muharrem Enes Erdem.
46 reviews1 follower
December 30, 2024
Türkiye 1643: Goşa'nın Gözleri öylesine büyüleyici bir kitap ki, Oktay Özel’in yazdığı bu eserde hem geçmişin hem de bugünün izlerini hissetmek mümkün. Not defterime sadece beş kelime yazmışım bu kitapla ilgili: harika, sürükleyici, baş döndürücü, Sartre'ın Bulantı'sına benziyor. Kitap, baş döndürücü bir hızla akarken, Sartre’ın Bulantı’sındaki içsel karmaşayı ve toplumsal çözülüşü andıran bir atmosfer yaratıyor. Yazar, tarihi masalsı bir dille ve sürükleyici bir şekilde sunarken, akademik tarihçiliğe karşı ince bir eleştiri de yapıyor. Geçmişin bugüne, bugün ise geçmişe dair konuştuğu bir yapıt bu. Aynı zamanda, tarihçiliğin yalnızca akademik bir uğraş olmadığını, doğru bir şekilde halkla buluşabileceğini gösteren çok katmanlı bir eser. Hem tarihi hem de edebi açıdan büyük bir yolculuk, kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir kitap.
Profile Image for Yavuz Karaburun.
10 reviews4 followers
May 2, 2020
Türkiyeli bir tarihçinin doktora çalışması süresince geçirdiği süreçlere tanık olmak, Osmanlı tarihyazımıyla alakalı defteroloji tartışmalarına ucundan kulak vermek ve 16-17.yüzyıl Osmanlı atmosferini daha iyi soluyabilir hale gelmek açısından tatmin etmeye yakın bir anlatı. Keşke üslubu bu kadar köşe yazısı kıvamında olmasaydı...
Profile Image for Gökhan .
421 reviews9 followers
August 21, 2022
Kitapta aynı şeyler o kadar çok tekrar edilmiş ki bunun özel bir sebebi mi vardı acaba diye merak ettim. Kitapta aynı şeyler o kadar çok tekrar edilmiş ki bunun özel bir sebebi mi vardı acaba diye merak ettim. Ülkemizde bilim yapma çabalarının acıklı serüveni olarak da okunabilir bu kitap.
Profile Image for C. Ozan.
1 review1 follower
September 10, 2019
One of the best books I have ever read, about Ottoman History in particular and History of Turkey in general. Strictly recommended.
2 reviews
December 1, 2020
Bu toprakların değişmeyen kaderine dair akıcı bir yazım. Genel okuyucuya hitap ettiği için biraz hafif kalmış ama özellikle yeni çağ osmanlısı hakkında başarılı bir özet.
Profile Image for Emre Varlık.
14 reviews
May 5, 2023
Çok beğendim. Hem tarihi bilgi hem akademik dünyaya ilişkin bilgiler içeriyor ve akıcı bir anlatımla yazılmış.
Profile Image for Engin Yılmaz.
7 reviews
February 2, 2017
Celali İsyanlarının nedeni ve nasılı ile sonuçlarına ilişkin çok ilginç bir çalışma olmuş.
19 reviews
December 29, 2020
İnsan insanın kurdudur gerçeğinin 17.Yüzyıl boyunca Anadolu’yu nasıl alt üst ettiğinin anlatısı. Farklı bir üslup, öğretici bir kitap. Keşke fazla tekrar da olmasaymış !
Profile Image for Enes Burhan.
6 reviews
February 25, 2021
Üzerine çok fazla konuşulmayan bir dönem hakkında yazılan ve bu dönem hakkında merakı tetikleyici bir kitap. Üslubu çok fazla ciddi değil ve eser sahibinin başından geçenlere de çok uzunca bir yer ayrılmış. Türkiye’nin genel durumu ve Türkiye akademisi hakkında tespitler de içeriyor.
Displaying 1 - 17 of 17 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.