Ian Almond bu kitapta okurlarını; Chittick'in "İbnü'l-Arabî'nin Hayal Gücü Metafiziği" adlı kaynağından faydalanarak, o kadar Neo-Platoncu retoriği kullanıp da sekülerlikte hiç ödün vermeyen düşünür Jacques Derrida'nın "Yapı-Söküm" vizyonundaki en önemli kavramı olan "DifférAnce" üzerine teoloji ve negatif teoloji bağlamında bir takım çeşitlemelere maruz bırakıyor. Apayrı çağlardaki Derridean ve Akbarian metinlerin asenkron semantik paralelliği gerçekten de duyanları Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ıyla yaptığı Derrida'nın fikrimizin hırsızlığı şakasına kanmaya itiyor. Fakat çok daha eski dönemde yaşamış olan "Sudûr" teorisinin kurucusu Helenistik peygamberimsi düşünür Plotinus'un sonraki tüm zamanlara yansımasının bir olgusallığı olduğunu Ian hemen hissettirecektir.
İbnü'l-Arabi, bazı geometrik ya da antropomorfik İslam teolojilerinin ve felsefelerinin "Hakk"ı sınırlayan imgeler inşa ettiğini savunur. Ona göre, Tanrı'nın doğasını veya "Hakkikat"i sistemli bir şekilde tanımlamaya çalışan felsefi ve teolojik çabalar, insan aklı Tanrı'nın sonsuzluğunu anlamada yetersiz kaldığı için başarısız olur. Halbuki "Hakk"ın anlamına ne olduğuna değil ancak negatif teoloji bağlamında ne olmadığına bakarak ilişiriz. Bu, Tanrı'nın radikal aşkınlığını ve içselliğini aynı anda kabul edebilme yetisiyledir. "Hakk" ve "DifférAnce", her iki düşünürün de gerçek, rasyonellik ve hermenötik doğası hakkında özdeşlik derecesinde uyumlarını fakat Mistizm'de çatıştıklarını gösterir. Derrida, Heidegger'in en temel Onto-Teoloji yaklaşımını benimser ve Onto-Teolojinin mistik "Causa-Sui" ilkesini seküler "DifférAnce"a yedirir. Negatif Teoloji bu işlemi mümkün kılan bir enstrümandır fakat Derrida'ya göre aksine bir amaç falan da değildir. Burada, kutsal metin dışındakilerin de birer anlam makinesi sayılmasıyla "Okumak yazmaktır!" mottosu, yazmadaki dogmatik öznesizliğin yerini okuyan her özne ile doldurup, Sufi ve "Yapı-Söküm" hermenötiklerini birbirinden ayırır; yegane sır bir sırrın olmamasıdır ki böylece her tür meta-anlatı da devriliverir: İşte amaç işte Yapı-Söküm!
Izutsu'nun Sufizm-Taoizm karşılaştırmasının aksine böylesine bir diyalektikle Almond, gayet Hegelian bir bütüncülük başarmış.
Bertrand Russel'ın da belirttiği üzere Yahudiler; mimari put, plastik sanattan put ya da yaşayan put olan siyasi tekil sembollerin yerini çağlar boyunca sürse de alacak olan milliyetçilik kavramını tarihte ilk uygulayan toplumdur. Bu bir metnin öznesiz bırakılarak kutsallaştırılmasıyla değişmezliğini garantiye alma illüzyonu ve çabasının olgusal sonucudur. Halbuki Post-Yapısal açıdan bakarsak; yazan asıl özne tarihte kaybolana dek ilahi olana ne kadar uzaklaştırılırsa uzaklaştırılsın, bir metin kendi kendine karışıklığa zaten asla uzaklaşılamıyan "DifférAnce" etkeni ile kapılacaktır. Derrida'nın çeviri hakkında yazdığı makalede Tevrat'ta Tekvin 11:1-9 kısım olan Babil Kulesinin yıkımı ve tek bir dünya dilinin birçok dile ayrılması incelenmektedir. Tanrı tarafından kültürlerin ve dillerin bölünmesinden çıkan karışıklık Samilerin tek isim totaliterizmini tehdit eden çeşitliliğin kasti girişini göstermektedir. Samilerin Tanrısı resmen hem kendisini hem bir kültürü Yapı-Söküm'e uğratmaktadır. Babil kulesinin tekrar inşasının Tanrı karşıtlığının aşırı fiziksel olmasından sakıncası açıkcası Samileri metafiziksel sistemler inşasına itmiştir. Hatta bu tekrar yapılaşma hem insanların hem de dil üzerinde kolonisel şiddet boyutuna varmıştır çünkü Tanrı kutsal metindeki ibareleriyle de sürekli Yapı-Söküm halindedir ve "DifférAnce" etkisiyle dağılım kendiliğinden ve soğuk bir şekilde olacakken bu metafiziksel paradoks fiziksel çabaları sürekli kızıştırmakta şiddeti çoğaltmaktadır.
İbnü'l-Arabi'ninse Nuh tufanının anlatıldığı Kuran'ın 71. ayetinin değerlendirmesi daha özgürlükçü bir sonuca götürmektedir. Ian Almond'ın 8 asır önceki bir tefsiri Yapı-Söküm sunma çabası bir apofeniden çok İslami ve Yahudi-Hristiyan teolojilerinin antinomisini vurgulamak olarak yorumlanmalı: İnanmayanların selde boğulmayı tercih etmelerinin bilgeliği Nuh'un gemisinin dar Onto-Teolojisinden kurtulup; adeta bir vecd halinde, Tanrı hayretiyle Tanrı'nın bilgisinin engin denizinde boğulmalarına imkan tanımaktadır. Buradaki teoloji diğerine göre kapsayıcıdır çünkü Sufi'nin Tanrısı hiçbir sıfatla tanımlanamadığı için farkları yok edendir. Köleliği köleden kaldıran Yapı-Söküm'cüdür.
Farklı teolojilerin antimonisi göstermek için yaptığımız kıyas gibi bu iki terimi kıyaslarsak şunları özetleyebiliriz: "Hakk" kavramının, Derrida'nın "DifférAnce" kavramına göre daha kapsayıcı olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak, Hakk kavramının, Tanrı'nın hem aşkın hem de içkin olduğunu vurgulaması, onu DifférAnce kavramına göre daha bütüncülcü bir yaklaşım sunar.
Fakat özellikle öznesi kaybolunca ve/veya özne enflasyonuna uğrayınca linguistik düzlemde kalan her şey çarçabuk "DifférAnce"a uğrar. Hegel'in bütüncülük anlayışı bile mesela, bir yandan farklılıkları bir araya getiren ve onları bütünleştiren bir güç olarak görülürken, diğer yandan da bu farklılıkları yok eden ve tek bir hakikate indirgeyen bir güç olarak da "DifférAnce"a uğramıştır. Bütüncülük anlayışı, totaliterizme dönüşme riski taşıyan semantik bir dağılıma uğramıştır. Riski azaltmak için, bu anlayışın eleştirel bir şekilde ele alınması gerekir. Bu anlayış, tek bir doğrunun olmadığını ve farklı bakış açılarının da kabul edilmesi gerektiğini vurgulamalıdır. Ayrıca, farklılıkların çatışma değil, zenginlik olarak görülmesi gerekir. "DifférAnce" etkisi ya da tehlikesi bir metini geliştirebileceği gibi hasta da edecek bir virüs gibi doğuştan metnin bünyesinde mevcuttur. Bunun tedavisi de Heideggerian "Destrüksiyon" yani "Yapı-Yıkım" asla değil "Dekonstrüksiyon" ya da "Yapı-Söküm"dür.
İşte amansız "DifférAnce"ın sonu gelmez yaratıcı etkisiyle doğan daimi karışıklık(Kaos) girdabındaki pek çok ölümcül risk faktörünü göz önünde bulundurarak, "Hakk"tan "Geist"a herhangi bir bütüncülük anlayışını, hem kapsayıcı hem de özgürlükçü bir şekilde değerlendirmek ancak yine sonu gelmez "Yapı-Söküm"le mümkündür. Bu hiç bitmeyen bir çaba, bir okuma yazma ve düşünce sürecidir ki işte Felsefe de hiç mezun vermeyecek böyle bir okuldur zaten.