Dalkavuklar Gecesi (1941) ve Z Vitamini (1959), yazarın yaşadığı devri, o devirdekili yetkilileri -birincisinde antik çağda muhayyel bir devlete taşıyarak, ötekinde kendi zamanından 50 yıl sonrasına taşıyarak- hicvettiği iki kısa satirik/allegorik romanıdır. Şahıslarının çoğu o dönemdeki kişilerdir ve müthiş bir tenkit salvosuna tutulmuşlardır. Bu iki kısa romanın önemi, "Milli Şefl’lik" devri ve tek parti diktatoryasının hüküm sürdüğü, ülkede kimsenin gıkını çıkaramadığı yıllarda, devrin ricalini hedef alması ve amansızca eleştirilmiştir. Muhtevasındaki tenkitlerin dozu biraz fazla kaçmış veya insafsızca görünse de bu romanların o devirde yazılmış olması başlıbaşına bir yiğitliktir ve Atsız Hoca’nın tavizsiz kişiliğinin belgesidir. Biz de bir yiğitlik belgesi olduğu için yayınlıyoruz.
Türkçülüğün öncülerinden olan Nihal Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam’daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam’ın devamı olarak Yalnız Adam’ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar serisinin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır. Nihâl Atsız'ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde basılmıştır.
Bir kitabın önsözünü okuyarak goodreads gibi güzel bir uygulamada zorunda olunmadığı halde kitap hakkında yorumda bulunmak niyetiyle bunu alıntılamak, kitap hakkında gerçek fikirlerin belirtilememesi ya da yeterli derinlikte fikir oluşamamış olmasından bu yorumları görmek üzücü. Halbuki üzerine konuşulacak derin bir yorum ve tutum sergilemiş yazarı.
Başlamadan önce belirtmek istediğim öteki bir şey ise, kitaptaki karakterlerin deşifrelerinin paylaşıması. Okuyucuları, yazarın kitabının içeriğini ve yazarın duruşunu bu şekilde daha iyi kavrayabilirler.
Şahsımın yazar ve içeriğe değinerek yapacağı yorum şu şekildedir:
a) Bu kitap, yazarın içerisinde işlediği konulardan bihaber olanlar için oldukça akıcı, keyifli bir ilk bölüm sunar ve bihaber olunan kişiler ikinci bölümdeki kitaba kahramanlık ettirilmiş şahsiyetlerin bizzat isimlerini bildiklerinden, bu kitaptaki yazılanları direkt gerçek bilgi dağarcığına alırlar, (yanılırlar)
b) Kitapta neyden bahsedildiğini anlayanlar, nelere gönderme yapıldığını bilenler ve dahi ancak gerçekte farklı birçok (romandan değil) tarih kitaplarından ve mühim bulunan şahısların kalemlerinden ve seslerinden bugünlere kalan hatıratlardan bilgi sahibi olanlar, bu kitaptan çok rahatsızlık duyacaklardır.
Turancı bir yazarın, gerici zihninin ve belkide hayatının bizler için karanlık kalan (bilmediğimiz) yaşanmışlıkları onu bu kişi yaptı. Fakat; ne olursa olsun kitap tamamen bir hayal ürünüdür ve yazarın anlatım ve tasvir yeteneği, dili ustalıkla kullandığı, kitaptaki akıcılık ve hikayecilikte gücü yadsınamaz.
Yiğitlik nedir? Her okuduğunuz kitabın ön sözünden ve içeriğindeki bilgilerin (bu kitapta olduğu gibi gerçek şahıslar üzerine kurgulanmış olmasından ve bu gerçek kişilerin davalarından çok uzakta ve tezat hallerle tasvir edildiğinden) doğruluğundan ya da gerçeğe paralelliğinden emin olmak gerekir.
Ayrıca belirtmek isterim ki, bir yazarın elbette turancı, milliyetçi ya da başka bir ülkünün peşinde olması şahsım tarafından yadsınmaz. Ancak, bununla birlikte turancı Ömer Seyfettin gibi doğru örnekler varken sapkın ve körü körüne davasına bağlı kişiler, hangi fikri savunursa savunsun her zaman zararlıdır.
Cahil cesareti ile yiğitliği birbirine karıştırmamakta fayda vardır.
Yazar olarak kalemi ve kurgu gücü övgüye şaayan ve ne yazık ki zaman kaybı, üzücü derecede sarsıcı çarpıklıklar bulunan bir kitap.
Dalkavuklar Gecesi ve Z Vitamini müthiş bir zekanın örneğidir. Atsız’ın hiciv yeteneği şöyle dursun, dehalığı karşısında saygıyla eğilmek gerekir. Hem açık yüreklilikle herkesi eleştirmiş, hem durum değerlendirmesi yapmış hem de edebiyata çok kıymetli bir hiciv örneği kazandırmıştır. Siyasi isimler kitabın orasında burasında gizli değil açıktır, Neşet dememiştir de tersini yazıp Teşen demiştir. Ya da fiziki özellikleriyle belirtmiştir bu insanları. Z Vitaminin de ise bizzat isim vere vere haklamıştır tabir-i caizse deyyusları : )
Okurken güldüren, anlam kazandıran, düşündüren kaç yazar vardır ki ? Bu eşsiz edebiyat ustası karşısında, dalkavuklar diz çöküp tövbe etmeye devam etmelidir. Ki biz, kitapta bahsi geçenlerin, Tarih Baba’nın o bembeyaz defterini kirlettiklerini unutmuyor ve onları asla affetmiyoruz.
Bugüne kadar okuduğum en sivri dilli yazarın, en sert eleştirilerini topladığı iki eser. Karakterlerin isimlerinin, gerçek kişilerin isimlerinin tersten yazılması ile oluşturulduğu Dalkavuklar Gecesi; edebi niteliği bakımından Z Vitamini'nden daha başarılı denilebilir. Bununla birlikte; Z Vitamini'nde isimleri şifreleme gereği dahi duymadan karakterleri yerden yere vuruşu ve sonunda "Yeri yoktur!" nidaları, Atsız'ın kayıtsız karakterini ve bıçak kadar keskin kalemini tam olarak yansıtıyor. Bütün edebi ustalığına rağmen, kendisinin özellikle Dalkavuklar Gecesi'ndeki yergilerine -hatta ağır sitemler, sonlara doğru aşağılamaya varıyor- tam olarak katılmıyorum. "Yazık!.. Kitabım hiç böyle kirlenmemişti!"
günümüzde şu seviyede hiciv yapabilecek bir yazar çıkacağını sanmıyorum. ayrıca adamın döneminde hiciv ettiği şeylerin şu anki realitenin kendisi olması çok şeyi gösteriyor aslında. ilk hikayede eleştirdiği kişilerin isimlerini tersten yazmasını çok zekice ve komik buldum.
"BİR OK ATTIM!.. KEBAP OLDU!" Atsız'ın Dalkavuklar Gecesi ve Z Vitamini adlı eserleri iki uzun öykü. Sanat olarak Dalkavuklar Gecesi daha gürbüz olduğu kadar daha da olgun, daha çok tat veriyor. Sözcük açısından her iki metin de zengin değil ancak yerinde kullanılan dikkat çekici, duymaya pek de alışık olmadığımız, kimisi de hafif argo sayılan kelimeler metinlere güzelce serpiştirilmiş. DG'de savaş sonrası Çankaya kadrosunun karikatürize edilerek güldürü yoluyla aşağılandığını görüyoruz, Atatürk'e yapılan ise oldukça ağır bir sitemin öykü ilerledikçe eleştiri, yergi ve aşağılamaya dönüşmesi. Öyküyü okuyan herkes, kralın Atatürk’ü temsil ettiğini bilebilir, diğer isimler ise, okuduktan sonra araştırınca gördüm ki çoğu Çankaya kadrosunun isimlerinin tersten yazılmasıyla elde edilmiş. Hemen her karakterin gerçek hayatta bir karşılığı varmış, Vikipedi’de bulabilirsiniz meraklıysanız. Atsız ise, romandaki “doğru dürüst” kişileri kendi ağzından konuşturmuş. Ben aslında kendini birkaç parçaya böldüğünü düşünmüştüm ancak bu karakterleri de gerçek isimleri farklı şekillerde yazarak elde ettiğinden yanılmışım. Yine de Zeki Velidi Togan’ın, Atsız’ın konuşturduğu gibi konuşmayacağını bildiğimize göre benim varsayımım metin için daha geçerli olacaktır. DG’de, dünya görüşü olarak oldukça farklı olsa da bir Aziz Nesin tadını kolayca bulabiliyoruz, Aziz Nesin’den önce bir mizah yazarımız varmış ancak metinlerine fazla siyasi görev yükleyip hiciv konusunda da fazla eser vermediği için biraz mahrum bırakmış bizi kendisinden. Z Vitamini ise açıkça İnönü’ye eleştiri, isimleri değiştirme gereği de duymamış. Nitekim, Atsız’ın Atatürk’ü sert bir şekilde eleştirmesine rağmen ona olan saygısını ve pek çok ülküsünü desteklediğini de biliyoruz, ancak orta yolu tutmaya çalışmamış. Z Vitamini’ndeki mizah unsuru ise DG’deki kadar kuvvetli değil, hatta bu öykünün fazla didaktik kaçtığı söylenebilir. Yine de yer yer gülümsetiyor. Atsız’ın bilinen alaycılığı, eleştirilerini muhataplarını küçülterek yapma becerisi her iki eserde de kendini belli ediyor. Hatta Atsız da bu yön o kadar kuvvetli ki, pek çok siyasi yazısında da aynı güldürü yöntemini kullandığını, yazılarını bu şekilde güçlendirdiğini görüyoruz. Sonuç itibarıyla, Türk edebiyatının bu kendine has yazarını farklı bir yönden daha açık bir şekilde görebilmek için bu kitabının okunmasını tavsiye ediyorum. Ağır metinler olmadığı, diyalogların çokça olduğu sürükleyici metinler olduğu için elinize alır almaz birkaç saat içerisinde bitirebiliyorsunuz, ki benim için öyle oldu. DG’de beni en çok güldüren satırları ise başlığa yazdım, sizi de güldürüp güldürmeyeceğini merak ediyorsanız buyurun kitabı okumaya
romandaki karakterler ve gerçek hayattaki karşılıkları;
filozof ilanasam: hasan ali yücel cüce idras ve rahip iduskam: sadri maksudi başhekim ziza: şevket aziz kansu bilgin ikeznini: zeki velidi togan kral'ın gözdesi yamzu: afet inan (kızlık soyadı uzmay, 1940'ta rıfat inan'la evlenip inan soyadını almıştır) kâhin şilka: nihal atsız tubişka: nihal atsız'ın eşi bedriye atsız murya: nihal atsız'ın oğlu yağmur atsız yaver sabba: cevat abbas güler vezir nibida: zeynel abidin özmen pilga: reşit galip doktor teşen: dr. neşet ömer irdelp
romanda kelime oyunu yapılarak kim olduğu anlaşılmayan iki ana karakter şunlar: kral subbiluliyuma: atatürk başkumandan tutaşil: ismet inönü (ve/veya fevzi çakmak)
Üslup ve kurgu yeteneği açısından neredeyse mükemmel iki öykü içeren bir kitap. Yazarın fikirlerini ve tarih anlayışını hiciv ve edebiyat yeteneği ile birleştirmesi de takdir edilesi. Bununla birlikte unutlmaması gerekir ki bu kitaptakiler kurgu, hakikati değil kurguyla karışık yazarın olaylar ve kişiler ile ilgili fikirlerini yansıtıyor. Okurken ve değerlendirirken bunun dikkate alınması gerekir. Hikayelerdeki karakterleri yaşamış tarihi karakterlerden çok bir edebi eserdeki sıradan karakterler olarak görmeniz mühim
Nihal Atsız'ın Hitit kralı aracılığıyla kimine göre Atatürk'ü kimine göre İsmet İnönü'yü eleştirdiği kitabı. Edebi açıdan pek değerli olmayan hiciv kitabı
Kitabın içinde iki uzun öykü var. İsminde ikisinin de adı yer alıyor.
Atsız, düşünceleri bakımından uyuştuğum bir insan değil ama kesinlikle iyi bir edebiyatçı. Yazarın daha önce Ruh Adam kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Dili çok iyi, akıcı yazıyor ve kendini okutuyor. Bu nedenle ben de onu okumaya devam edeceğim.
Kitabın dili, özellikle ikinci öyküde, çok sert. Yaşadığı dönemde, gerçek insanların adını vererek bu kadar ağır eleştirmesi beni dehşete düşürdü. Biz her türlü eleştirinin yasaklandığı bir dönemde yaşadığımız için bazı cümleleri okurken şoke oldum.
Bu iğneleyici,hicivlerle dolu roman Hüseyin Nihal Atsız’ı tanımak için okuduğum ilk romanıydı.İki farklı zamanlarda verdiği yönetim ve yaşayış tarzı ile yaşadığı dönemin siyasetini ve öncesini taşlamış,Turancılık fikrine karşı olanları da aksinin yaşandığı bi ülke nasıl olurduyu göstermiştir.Bir ülke nasıl yönetilemez sorusuna cevap olmuş hem de tarihi yeniden yorumlatma gereği duyurmuştur okuyucuya.Bir dönem kitap yasaklanmış kendisi de bir süre tutuklu kalmıştır yazdıkları için.Hangi kulvarda yazılırsa yazılsın cesur kalemleri her zaman okuma taraftarıyım.
Tutaşil belli ki TSK'yı temsil ediyor. Diğerleri de sivil kurumları temsil ediyor. Bugünde TSK dışında çalışan bir kurum olmadığını düşünecek olursak güzel bir hikayeli tespit bizlere sunuyor.
Kitap alıntısı: “Bunlar daha kıralımızın âdetini öğrenmemişler. Geçen gece kral hazretleri benim kız kardeşimi yatak odasına aldığı zaman ben hiç kızdım mı? Bilâkis Yamzu’nun öfkeden kızaran yüzünü görerek hoşça vakit geçirdim.”
Sonunda kendi yarattıkları düzenin kendilerini yemesi ve birbirlerine düşmeleri komikti.
Edebi açıdan güzel ve kısa öyküler lakin Dalkavuklar Gecesi adlı öyküde Atatürk’e attığı iftiralar, İnönü’ye yakıştırdığı ithamlar ile son derece tepkimi çekti.
Z Vitamini ise İnönü’nün nasıl Atatürk’ün yolundan saptığını anlatıyor ama yine de haketmediği şekilde eleştiriliyor. Zamanın şartlarıyla değerlendirilmiyor olaylar, tamamen öznel bir bakış açısından yazılmış.
Diğer kitaplarına da göz atacağım ama yazar hakkında düşüncelerim pek iyi değil açıkçası.
Atsız'ın kaleminden çıkan tüm eserleri okumayı düşündüğümü söylemiştim. Yine dayanamayıp bir günde bitirdiğim bir kitap oldu. Bu kitap diğerlerinden farklı olarak iki romanda da eleştiri özelliği taşıyor. Fakat tereddüt etmeden bugüne kadar okuduğum en iyi siyasi eleştiri kitabı olduğunu söyleyebilirim. Okuyanların da gülerek okuyacağını ve şu zamanlarda ülkemizin durumunu göreceklerini düşünüyorum.
Günümüz şartlarına göre 'çok ağır' diyebileceğimiz hicivler barındıran tarihe bakış açınızı genişletebilecek nadide bir eser. Eserin yazıldığı dönemin şartlarını düşünürsek bu sertlikte bir eleştiriyi kaleme almak Nihal Atsız'ın cesur üslubunu bizlere gösteriyor. Tarihe bakış açınızı genişletebilecek bir eser.
Çok tarzım olduğunu düşünmüyorum. Başladıktan sonra farkettim maalesef. Belki de yaşımdan kaynaklıdır, bilemiyorum.Yarım bırakmak da istemedim. İlerleyen zamanlarda daha iyi anlandırmak için tekrar geleceğim. Pek oturmayan yerler var. Bekle beni "Z Vitamini".
Kitabın ikinci yarısı olan "Z Vitamini"nde; "milli" şeflik dönemi, 50 yıl sonrasında yani 21. Yüzyıla girerken tahayyül edilmiş ve iktidar ile şakşakçıları politikmizah yoluyla eleştirilmiştir. Devlet erkanının uzun yaşamasının sırrı ise Amerikadan ithal edilen ve devlet bütçesinin yarısına mal olan "Z Vitamini" kapsülleridir. Yalnız bir pürüz vardır; bu ilaç ani ve geçici unutkanlığa sebep olmaktadır. Bu dönemde "milli" olan herşey yasaklanır ve "beşeri" olarak anılmaya başlanır. O kadar ki, ülkenin adı "Beşeristan" olurken, bayraktan #Türkçü bir sembol olduğu gerekçesiyle ay çıkarılır, bol yıldızlı ve her milleti temsilen rengarenk bir bayrak hazırlanır. "Sağ" kelimesi "Antisol" olarak değiştirilir, Birçok önemli mevkiye gayrimüslimler getirilir... Günümüze dönersek; bazı resmi ve özel kuruluşlardan "T.C." Ve "Ne Mutlu Türküm Diyene" tabelaları indirildi, andımız kaldırıldı, devletin ismi ve resmi dili tartışmaya sunuldu, toprak bütünlüğü tehlikede... #Atsız'ın zekice tespitleri ve kara mizahının yanında ne kadar öngörülü olduğunu da görmüş olduk. Allah'tan Z vitamini icat olunmamış da bugünleri görmemiş diyorum... Durağı uçmağ olsun!
"Bu vatanın sahibi benim! Sen burada sığıntı olduğun hâlde bana vatan haini diyorsun. Sen vatanın ne olduğunu biliyor musun? Vatan suçlulardan alınan rüşvet değildir. Vatan ataların kılıcıyla alınan ve kanla korunan topraklardır. Senin atalarından bu toprak için ölmüş kimse var mı?"
1959 yılında yazılmasına rağmen ( ki o vakitte Demokrat Parti başta ve Milli Sef dolaylı da olsa eleştiriliyordu.) Hicivdeki ustalık muazzamdı.Bu arada Sol yerine anisağ denilmesini emretmesi ile Big Brother e selam çakılmış
İlk konuda beceriksiz yetkilileri antik çağda muhayyel bir devlete taşıyarak, Z vitamininde ise konuyu 50 yıl ilerisine alarak bizlere iki kısa satirik/allegorik bir roman olarak hicvetmiş. İlk konuda ki Cüce İrdas herhangi bir yeteneği olmamasına karşın devletin vekili olması ve Başkumandan Tutaşil'in incir çekirdeğini doldurmayacak sebepten ötürü azledilmesi ve 2. Konuda yani Z Vitamininde ise devlet erkânının bir vitaminle ayakta kalması ve ülkenin tamamen değişmesi anlatılmış.
This entire review has been hidden because of spoilers.