Çelişkilerle dolu, hafızalara derin izlerle kazınmış iki çocukluk... Yapılan hatalar... Ödenen bedeller... İki ayrı hayat... Tüm bunların buluşma noktası ise tutkuya dönüşen aşkın getirdiği baskıcı bir ilişki.
Bir yandan sevdiğini kaybetme korkusu, bir yandan da kendi ruhunu kaybetmemenin mücadelesi... Bu noktada buluyor kendini romanın kahramanı Ayaz.
Karısı Melek'i kaybetmektense, her şeyini, ruhunu bile satıyor onun için. Bunun bedelini ise tutkuyla bağlandığı Melek'in hayatını fiziksel ve psikolojik şiddetle kısıtlayarak ödetiyor.
İletişimsizlik ve sevgisizlik günümüzde çok iyi işlenebilecek iki olguyken, "ilişmek"te karakterler daha çok tatminsizlik ve benmerkezcilik içindeler. Bölümler kopuk, şimdiki zaman kullanımı rahatsız edici, yazarın ilişkiye bakış açısı sığ ve yaşama dair oldukça karamsar. Merak ettiriyor ama şaşırtmıyor. Birkaç havalı cümle ve belirsizlikle iyi edebiyat ne yazık ki olmuyor.
Üzülerek söylüyorum bunu ama bence Hakan Akdoğan'ın en vasat romanı... Struma'dan, hele hele Varlık ve Piçlik'ten sonra beni pek tatmin etmedi. Hikayenin içine giremedim, sanki biraz eksikti. Bu eksiklik hissini de şöyle ifade etmeye çalışayım: Murakami olsaydı, bu hikayeyle 700 sayfalık kitap yazardı. 😅 Hikayenin özetini okumuşum gibi hissetsem de; kabuklarında yaşayan insanların, hem dünyayı hem de yalnızlığı tercih edebilme özgürlüğüyle bunalıma/depresif modlara girebildiğini bir kez daha görmüş oldum. En kısa zamanda Nü Peride'yi okuyacağım. Hakan Bey'in kalemini daha önce okumadıysanız, favorim olan Varlık ve Piçlik'i okumanızı tavsiye ederim. Sonra zaten devamı gelecektir. =)
“Herkes kendi aşkını yaşar, hiç kimse bir başkası gibi ölemez, herkes kendi ölümünü yaşar.”
Yazarın kalemi bence gerçekten karakter yaratmada çok karanlık resimler çiziyor. Bu okuduğum üçüncü kitabı. Kitabı beğendim. Gerçekten karakterlerin hakkını vermiş. Konu klasik ama anlatım çok farklı ve akıcı... Kısa olmasına rağmen kararında bırakmış her detayı. Ürperten sonların yazarı kendisi...
“Kişiler ölür, ilişkiler yaşar mı her zaman ? Her zaman değil elbette. Yazıya malzeme olmuş ilişkiler yaşar en azından.”
Gölge yaşatan kadar iyi olmasa da yine çok güzel yazılmış bir kitapla karşımızda Hakan Akdoğan.
Benim en beğendiğim ifade şu oldu; " aşkı, hem tutunduğu dal, hem de darağacı..."
İnsanın içini ürpertecek kadar iç ses konuşmalarıyla dolu bir kitap. Okumadan önce kendinizi iyi hissettiğinizden emin olun. Aksi takdirde intiharın eşiğinde kendinizi bulabilirsiniz.