Psikanalizden türeyen psikoterapiler, insanlığın umutsuzluk ve kaygıyla mücadelesinde önemli bir aşamayı temsil eder. Diğer yandan yirminci yüzyıl boyunca psikoterapi tekniklerinde büyük bir çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Bu konudaki Türkçe kaynakların sınırlığını gözönüne alan psikiyatr Saffet Murat Tura, özellikle sınır durumlar ve narsisizm konuları çerçevesinden geçen başlıca tartışmaları özetleyerek temel ve güvenilir bir bilgi aktarmayı amaçlıyor.
Analitik psikoterapi kuramları arasındaki çatışmaların sanıldığı kadar uzlaşmaz olmadığını savunan yazar, kuramsal tartışmaların çoğunun, psikoterapi tekniklerinin oluşturduğu farklı deney ortamlarında farklı tepkiler gözlenmesinden kaynaklandığını öne sürüyor. işte bu nednele Günümüzde Psikoterapi, değişik teknikler ve bu tekniklerle bağlantılı kuramları bir arada ve karşılaştırmalı olarak okumanın, bütün bu perspektiflerin üstünde bir geometrale; bütünsel ve merkezsiz bir kavrayışa ulaşmayı kolaylaştıracağı inancıyla yazılmıştır.
1955 yılında Akyazı'da doğdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden sonra İstanbul Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri ihtisası yaptı. Yerli ve yabancı dergilerde yayımlanan mesleki çalışmalarının dışında, felsee ve politika konularındaki yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. Tura halen psikoterapi ağırlıklı psikiyatri pratiğini serbest olarak sürdürmektedir.
Keşke arka kapağında hedef okur kitlesi ile ilgili bir ip ucu olsaydı. İlgi alanıma girdiği için merakla okudum ve doğruluklarından emin olamasam da kendimce bazı sonuçlar çıkarabildim ama psikiyatri ile yakından ilgili belirli bir okur kitlesine hitap eden zor bir kitap bence.
Tura'nın bütün psikoterapi tekniklerini üç ana grup altında incelediği kitabı anlamaya çalışmak oldukça yordu beni. Konu soyut olduğundan, sadece belli bir bilgi birikimi değil aynı zamanda belli bir ölçüde içgörü de gerektiriyor bana göre. Okudukça, anlayabildiğiniz kadarıyla mevcut içgörünüze katkısı da oluyor kitabın öte yandan.
"Günümüzde Psikoterapi" başlığını görünce şimdiye kadar duyduğum tüm teknikleri ve bu tekniklerin hangi durumlarda kullanılacağını ayrıntılı olarak okuyacağımı düşünmüştüm. Bir örnek vakanın, teşhisinden tedavisine kadar ilgili kuramlar kullanılarak nasıl sonuçlandırıldığının adım adım açıklanacağını sanmıştım. Psikanalizden türeyen psikoterapi tekniklerine yoğunlaşan kitap doğal olarak narsisizm, sınır kişilik bozuklukları gibi kişilik bozukluklarına odaklanmış. Destekleyici psikoterapiler ise sadece bu rahatsızlıklarda oynayabileceği sınırlı rolü ile kısaca irdelenmiş. Vaka örneklemeleri bana yeterli görünmedi ama yanlış sezmediysem vakaları hikâyeleştirmek zaten yazarın pek tercih ettiği bir durum değil.
Hem ilk kez "Deli Dumrul'un Bilinci"nde karşıma çıkan Nesne İlişkileri Kuramı biraz daha anlaşılır oldu benim için hem de bu kuram ve Freud'un kendi yaşamından yola çıkarak oluşturduğu kuram arasındaki farkı daha iyi gördüm yazar sayesinde. Ancak bu sefer de kendilik psikolojisine takıldım. Pek anlayamadım.
Kitabı her şeyi ile anlamak önemli mi, çok şükür kimseye teşhis koyma durumunda değilim diye düşünürken bir yandan da aktarımın sadece psikiyatrist ve danışan ya da hasta arasında olmadığını, diğer insanlarla günlük ilişkilerimizde de gelişebileceği aklıma gelince belli bir farkındalığı yakalamak adına en azından anlamaya çalışmanın önemli olduğuna karar verdim.
Kendi tecrübe ettiğim bir kaç psikoterapi seansını şimdi daha iyi değerlendirebiliyorum kitap sayesinde. Benim deneyimlediğim sanırım destekleyici psikoterapiydi. Kitabı okurken kendi iç dünyamı, ilişkilerimi gözden geçirdiğim gibi tecrübe ettiğim psikoterapi seanslarındaki aktarım ve karşı aktarım süreçlerini de hatırlayabildiğim kadarıyla gözden geçirdim.
Psikolojiyle ilgilenen sıradan biri olarak anlamakta zorlansam da anlamlandırabildiğim kadarıyla bile sahip olduğum içgörü ve farkındalığa bir katkısı olduğunu söyleyebilirim kitabın. Bu arada, bazı insanların neden psikolojiye meraklı olduğu konusunda da bir ip ucu yakaladım. :-)
Şartlar gereği kitabı aralıksız okuyamamak da anlamamı zorlaştırdı belki. Kitabın sonundaki terimler dizini ara vererek okumanın getirdiği bazı zorlukları en azından bir noktaya kadar aşmamı sağladı neyse ki.
Normal veya nevrotik olma arasında ince bir çizgi var gibi geldi bana. Kayıpsız bir hayat mümkün olmadığına göre çizgiyi geçmek çok zor görünmüyor insana. Gerilemeli tepki denilen tepkileri vermek de normal görünen her insanın kayıplı zamanlarında gayet mümkün yanlış anlamadıysam.
Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını savunanlar olduğunu duymuştum. Ama kitapta negatif oidipus kaynaklı erkek eşcinselliğinden bahsediliyor. Bu noktada kafam karıştı biraz.
Kadınların özel bir psikolojisi olduğunu, onları erkeklere göre daha dezavantajlı bir ruh haline sokan sebepler olabileceğini düşünürdüm hep ama ne olduğunu bilemezdim. Doğruluğundan emin olamasam da bunun kaynağı ile ilgili bir fikir oluştu bende.
Narsisistik kişilik bozukluğunun tedavisinin imkansız olduğunu zannederdim ama özellikle bazı vakalarda çok zor olsa da tedavinin mümkün olduğunu da öğrendim kitap sayesinde.
Ayrıca, teşhis ve tedavide tek bir kurama bağlı kalmak mümkün değil anladığım kadarıyla. Zaten okurken her kuram bir şekilde aklına yatıyor insanın. Diğer kuramlar da zaman zaman onun tanımladığı kavramlar üzerinden açıklandığına göre Freud sağlam temeller atmış gibi geliyor insana.
Merak ettim;
normal bir ruh sağlığına sahip bir insanın çok ileri yaşlarında ya da ne bileyim demans hastası olduğunda id-ben bütünleşmesi tekrar mı gerçekleşiyor acaba?
Ya da bu insanların bu hayattan göçerken sahip oldukları tek şey sadece doğuştan getirdikleri mizaçları mı oluyor? Narsisistik kişilik bozukluğu ömrün bir bölümünde zor da olsa tedavi edilebiliyor belki ama yaşlanıp mesela muhakeme yeteneği kayboldukça o bahsedilen çocuksu büyüklenmecilik geri mi geliyor?
Yazar kitapta zengin vaka takdimleri ve edebi üslubundan bahsettiği için Masterson ilgimi çekti tabii. Ayrıca, bana yine çok teknik gelebileceğini düşünsem de kitapta en çok bahsedilen Kohut ve Kernberg'i okuma isteği uyandı bende.
Beynim biraz yoruldu, evet, anladıklarım da kopuk kopuk ama zor da olsa bu kitabı okuduğuma memnunum.
Okunacaklar: Psikanalitik Psikoterapilerin Karşılaştırılması, James F. Masterson Kendiliğin Yeniden Yapılanması, Heinz Kohut Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm, Otto Kernberg
Günümüzde Psikoterapi, akademik arka planı olmayan okur için kolayca tüketilebilecek bir metin değil. Psikoterapiyi sadeleştirmek ya da popülerleştirmek yerine, kuramsal tartışmaları ve kavramsal ayrımlarıyla ele alıyor. Bu yönüyle dikkatli, yavaş ve çapraz okumalar gerektiren; farklı kuramsal çerçeveler arasında gidip gelmeyi zorunlu kılan komplike bir kitap. Terapiye yüzeysel çözümler arayanlar için değil, alanı ciddiyetle kavramak isteyenler için yazılmış bir metin.