What do you think?
Rate this book


496 pages, Paperback
First published January 1, 2013


Ruhun Ateşi okuduğum ilk Rita Hunter kitabı oldu. Daha önce Kalbimi Çaldın'ı okumuş ama tamamlayamamıştım -işte böyle çok pis bir huyum var- o yüzden onu saymayalım. O zamanlar yazarımızın Türk olduğundan da bir haberdim. Öğrendiğim zaman gerçekten çok şaşırmıştım çünkü Rita Hunter'ı tarzı, kalemi ve üslubu ile o çok sevdiğimiz yabancı historical yazarlarından ayırt etmek neredeyse imkansız.
Ruhun Ateşi serinin ikinci kitabı. Kitaplar sıraya göre okunursa daha iyi elbette ama her birinde farklı karakterler işlendiğini belirteyim. İlk kitap, Aşkın Ateşi'nde -okumadım ama feci merak ediyorum- Adrian ve Isabel; ikinci kitap yani Ruhun Ateşi'nde ise Brendan ile Sophia'nın hikayesini okuyoruz. Son kitap da Stephan'a ait olacak. Ayrıca yazarımızın belirttiğine gamzelerinin yanı sıra bir de dövmesi varmış ve iç dünyasına girdiğimizde ise çok farklı yönlerini görecekmişiz Stephan'ın. -uhuuuuu hemen çıksa da okusak :D- Her neyse ne diyordum? Hah, işte kitapları birbirine bağlayan en önemli şey bu üç erkek ve sıkı dostlukları. İçlerinden favorim şu an için Brendan ki zaten diğerleri hakkında pek bir şey öğrenemedim. Adrian özellikle çok az geçiyordu. Hakkında öğrenebildiğim tek şey karısına tapıyor olması. Stephan'ın ismi Adrian'dan daha çok sık geçse de aklımda bir çok boşluk var onun hakkında da. Ama Brendan... Tüm o öküzlüğüne rağmen kalbimi çaldı. Bulduğum hayalimdekine en yakın görüntüsü de bu efendim; derin derin bir nefes aldıktan sonra bakabilirsiniz...

Sophia. Yeşil gözleri, bal rengi gür ve uzun saçları ile dışarıdan bakıldığında baharı anımsatan bir güzellik. Sosyete balolarına katılmaktansa her zaman at üstünde saatlerce dışarıda kalmayı tercih eden az çok vahşi ve asi bir kız. Yalnız hayatında kocaman bir bela var: yetim kaldıktan sonra ailesinin korumasına alınan kuzeni Lilliana. Benim deyişimle ise kısaca 'ruhsuz-pis-cadı' -buraya yazabileceklerim bunlar, gerisi bana kalsın- Neyse, Lilliana başkalarının yanında son derece uysal, hanım hanımcık tavırlar sergilerken Sophia ile yalnız kaldıkları zaman tam bir cadıya dönüşür. Ailesinin Sophia'ya olan ilgisini, onun eşyalarını ve hatta sevdiği çocuğu elinden çalar. Sophia kuzenin tüm bu davranışlarına katlanmaya çalışır ama son olanlardan sonra artık sabrı tükenmiştir.

Kuzeninin bu sözleri üzerine onun henüz yeni tanıştığı ve koca adayı olarak gördüğü Leighton Kontu bay erişilmez Brendan Blackmore'u tavlamaya karar verir. Başta bu düşünce çocuk oyuncağı gibi gelir fakat Kont ile ilk defa göz göze geldiği o an aşık olabileceği planlarında yer almıyordur. Ayrıca bu tehlikeli derecede yakışıklı olan adam öyle kolay kolay etkilenebilecek birisi de değildir.
Hikaye bu sade haliyle bile kulağa ne kadar eğlenceli geliyor, öyle değil mi? Ben çok keyif aldım. Bir günde okudum. Okuduğum kitaplarda genelde sonlara doğru 'çok uzattın be yazar, bitir şu hikayeyi' falan derim ama yemin ediyorum ki Sophia ve Brendan'ın hikayesine doyamadım. Bir de Sophia'nın karakterini de çok beğendim ben. İnsanı delirtecek derecedeki saflık dozunu aşan o güzellerden değildi. Brendan ise tam benlikti. Yazara gidip özel sipariş versem ancak bu kadar olur herhalde. Sert, haşin, gizemli, kolay kolay dize gelmeyen, sık sık seni seviyorum demeyen, az gülen çokça somurtan, yumuşamayan, koyu renk saçlı, altın renginde parlaklıklar saçan gözlere sahip uzun boylu iri yapılı insanüstü mucize varlık... İşte benim ideal tipim diyebileceğim bir erkeğin özellikleri. Gamzesi de varsa paket tamamlanmış oluyor.

Yan karakterlerin üzerinde durulması iyi olmuş. Çünkü hikaye sürekli ana karakterlerin etrafında ilerleyince bu bazen sıkıcı olabiliyor. O konuda bir sıkıntım olmadı. Küçük Kate'e bayıldım hatta. Lilliana'nın saçlarını yolduğu bölüm favorilerimden bir tanesi. Kitaba beş üzerinden dört puan verdim. Duygusal yönden daha ağır ve yırtıcı olsaydı belki çok daha etkileyici olabilirdi. Ama yazarın tarzını sevdim ben. Fırsatım olduğunda diğer kitaplarını da alıp okumak istiyorum. :)
