Takvimlerde nasıl, kırlangıç fırtınası, ayandon fırtınası, çaylak fırtınası gibi sayılı fırtınalar varsa, İstanbul'da da o devirde üç sınıf sayılı fırtına vardı :
1 - Külhanbeyler,
2 - Tulumbacı kabadayıları,
3 - Efendi kabadayılar.
Refi Cevad Ulunay'ın uzun soluklu bir gazete tefrikası olarak kaleme aldığı ve en önemli eserlerinden biri sayılan Sayılı Fırtınalar ismini kitabın 327. sayfasında açıklanan bu üç kabadayı/külhanbeyi tipolojisinden alıyor.
Refi Cevad'a göre İstanbulun eski kabadayılığı bir nevi "şehir şövalyeliği"dir. (...) İstanbul şövalyeliğinin kendine mahsus kanunları, raconları vardır. Bu adamlar kendi terbiyelerine göre, adetleri ve ülfetleri ile koydukları kaidelere riayete mecburdurlar.
Halbuki kitap boyunca işledikleri suçlar övgüyle anlatılan bu "kabadayılar" ne kendi koydukları kurallara riayet etmektedir ne de ahlaka / töreye/ kanuna uygun davranmaktadırlar.
Çoğunun yıkıcı bir bilek kuvvetinden başka özelliği olmayan bu karakterler, Refi Cevat'ın kitabında birer kahraman olarak lanse edilmektedir.
ilginç bir diğer unsur da, Refi Cevat'ın İstanbul Şövalyeleri diye göklere çıkardığı bu karakterlerin, kimi zaman Arap gibi sıfatlarla anılıyor olmalarına rağmen Türk olmalarıdır. Rum, Ermeni gibi dönemin İstanbul'unda yaşayan diğer milletlerin kabadayıları ya hep arkadan vurur, ya da dayağını yiyip oturur. Refi Cevad'ın Zayıfı, bilhassa ırz ehlini himaye ederler dediği bu insanlar, birbirlerinin kadınına zorla sahip olan, kan davası güden, rüşvetle ya da iltimasla suçları örtbas eden, göz koydukları mekanların haracını yiyen illegal insanlar aslında.
Refi Cevat kitabı yazmasının gerekçesini Bazı eli kalem tutanlar, o muhiti, o şahısları yakın dan uzaktan tanıyorlarmış gibi, bu mevzu üzerine çalakalem, hatıralar, romanlar, hikayeler düzdüler, uydurdular. Bunlar, okuyanlarda bir alaka uyandırmadı, çünkü yalandı, yanlıştı. Yalnız yazanları az çok tatmin etti. İstanbul kabadayılığı başlı başına bir alemdir. Bu alemin büyük vak'alarını, tanınmış şahsiyetlerini kulaktan dolma malumat ile anlatmağa imkan yoktur, o muhit içinde bulunmak, yaşamak lazımdır cümleleri ile kendinden önce yazılan bazı kitaplara cevaben yazdığını açıklıyor. Gerçekten de zaman zaman hikayelerini birinci et tanıklaeın anlatımlarına dayandırıyor.
Ancak başladığı bir hikayeyi güçlendirmek için arada anlatığı yan hikayeler kimi zaman o kadar uzuyor ve konudan uzaklaşıyor ki, 100 sayfa, 150 sayfa sonra geri dönüp anlattığı hikayeyi devam ettiriyor ve okuru metinden çok uzağa savuruyor.
Kısaca Refi Cevad, övgüyle, sitayişle, hatta hürmetle bahsettiği bu insanları ve onların zorbalık dolu eylemlerini popüler bir tarihçi gibi anlatığı için kitap milliyetçi, geçmişe özlem duyan erkek okur için biçilmiş kaftan.