egeli ve üstelik genelde egeyi anlatan bir romancının bunca araştırıp (çünkü inanılmaz bir araştırma ürünü bu roman o kadar belli ki) kürt illerinde geçen bir kaçakçılık romanı yazması ne garip değil mi.
üstelik 12 eylülün hemen sonrası, o nedenle zaten kürtçe ve kürt sözcükleri yok hiç romanda. yani bence o yüzden.
şimdi herkesin kendi memleketine sımsıkı sarıldığı bir dönemdeyiz sanki, egelisi hiç durmadan kuvayi milliye hikayelerine yaslanırken doğuyu anlatmak sadece kürtlere kalıyor gibi bir şey. bu doğrudur, yanlıştır demiyorum ama durum tespiti diyelim. murat uyurkulak’ın har’ı var mesela aklıma gelen ama bu dediğim son on yılı kapsar daha çok. gittikçe tekrar faşistleşmeye başladığımızı düşünüyorum çünkü 2013 sonrası.
neyse tarık dursun k. iki arkadaşın hikayesini çok güzel anlatmış. neden kaçakçılar, nasıl bir hayat sürüyorlar. ağalar ne yapıyor. ne kaçırıyorlar ve 80’lere doğru işler nasıl uluslararası silah ve uyuşturucu kaçakçılığına dönüşüyor, hepsi hissediliyor romanda.
üstelik çok politik bir roman filan değil “kurşun ata ata biter”. asıl olarak arkadaşlığa değiniyor ve aşka.
talihsiz hediye’ye, kaderini değiştirdim sanıp değiştiremeyen cevahir’e, daha romanın başında ölüp giden ama oraları terk edemeyen tahir’e ayrı… romanın sonunda bir seçim yapmak zorunda kalan dünyalar iyisi üzer’e ve küçükçekmece hayaliyle (bu detay çok güzeldi) yaşayan gazel’in çıkışsızlığına ayrı üzülüyoruz.
biraz gerçekçi olmadığını düşündüğüm bölümler var. kasım ağa’nın iyiliği, dul kalmış hediye’nin ve orospu eskisi gazel’in kasabanın erkekleri tarafından rahat bırakılmaları biraz romantik olmuş bence ama belki tarık dursun k. bir de o dertleri yazmak istemedi.
sonu bence biraz aceleye gelmiş. ama yine de gerçekten 82’de yazılmış şu roman bugüne göre ne cesur, ne görkemli.
bu arada artık bu romanı kimse roboski’yi hatırlamadan okuyamaz. o da bu çağa bir işaret olsun.
yıllardır baskısı olmayan bu romanlara çok şükür kavuştuk. ithaki’nin kapakları da pek hoş olmuş ayrıca.