Adorno ile Horkheimer 1956 baharında üç hafta boyunca bir tartışma yaptılar ve bu tartışmayı Komünist Manifesto’nun güncel bir versiyonunu üretme niyetiyle teybe kaydettiler. İki filozof eserlerinin teori-pratik ilişkisi, emek, boş zaman, tahakküm, özgürlük gibi temel temaları üzerine, tutarlılık ve temellendirme kaygısı gözetmeksizin siyasi dozu yüksek serbest doğaçlamalar yapıyorlar. Soğuk Savaş’ın gemi azıya aldığı bir dönemde Eleştirel Teori eleştirelliğini ne ölçüde koruyabilmişti? Siyaseten etkisizliğin içselleştirilmesi düşünceye nasıl bir etkide bulunur? Teorik mülahazalar düzeyinden reel siyasetin dolambaçlarına “indiklerinde”, yüksek teori kozasından çıktıklarında, iki düşünür, dünyanın gidişatı hakkında ne ölçüde anlamlı fikirler üretebiliyorlar? Entelektüel bir keyifle, bazen üzüntüyle, yer yer de sinirlenerek okuyacağınız bu küçük kitap, bu sorular hakkında ciddi bir düşünmeye vesile oluyor.
Max Horkheimer (1895–1973) was a leader of the so-called “Frankfurt School,” a group of philosophers and social scientists associated with the Institut für Sozialforschung (Institute of Social Research) in Frankfurt am Main. Horkheimer was the director of the Institute and Professor of Social Philosophy at the University of Frankfurt from 1930–1933, and again from 1949–1958. In between those periods he would lead the Institute in exile, primarily in America. As a philosopher he is best known (especially in the Anglophone world), for his work during the 1940s, including Dialectic of Enlightenment, which was co-authored with Theodor Adorno. While deservedly influential, Dialectic of Enlightenment (and other works from that period) should not be separated from the context of Horkheimer's work as a whole. Especially important in this regard are the writings from the 1930s, which were largely responsible for developing the epistemological and methodological orientation of Frankfurt School critical theory. This work both influenced his contemporaries (including Adorno and Herbert Marcuse) and has had an enduring influence on critical theory's later practitioners (including Jürgen Habermas, and the Institute's current director Axel Honneth).
Kitabı okuyalı çok oldu aslında, daha tazeyken kitap hakkında yazmak daha doğru olurdu. Komünist manifesto nedir, Marks, sosyalizm... daha bir çok şey hakkında temel bilgilere sahip olmadığımdan anlamakta zorlandığım bir kitap oldu. Çalışmanın araçken kapitalist düzende nasıl amaç haline geldiğinden, pratik ve teori derken komünizmin temel düşüncesinden söz ettiklerinden, düşünce de bir pratik midir yoksa sadece teori midir diye tartıştıklarından, argümantasyondan bahsettiler. Ben de öylece dinledim.
Frankfurt Okulu'nun 2 önemli temsilcisi olan Adorno ve Horkheimer'ın 1956 yılındaki dialoglarından oluşan bu ince kitap, felsefi teori ile siyasi pratik arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceliyor. O günlerden günümüze kadar gelen ideolojik tartışmaları konunun geniş bir çerçevesini çizerek okuyucuya sunuyor ve bu iki sosyal bilimcinin de yaptığı gibi okuru dünyanın geldiği nokta ve de geleceği hakkında düşünmeye, daha da önemlisi sorgulamaya yöneltiyor.
Kitapta cok enteresan diyaloglar mevcut. Marx'in pozivist ilan edilmesinden, Adorno'nun daha konformist bir yaklasim sergilemesi ve Horkheimer'in olduk bittik muhabbetine kadar. Atiflar yapilacak kadar muhim bir ceviri olmamis, daha ne ceviriler dururken ama, yine de eglenceli bir okuma tarzi vardi.
İki büyük düşünürün kendi aralarındaki samimi, sıcak ve verimli; Adorno'nun Horkheimer'a "...Bir fikir çok somut olduğunda, ben itiraz ediyorum; çok soyut olunca da sen itiraz ediyorsun..." dediği bir sohbete şahit olmak, katılmak istiyorsanız, keyifle okuyacağınız bir kitap.