İnsanoğlu yüzyıllardan beri mutluluk, dirlik düzenlik, ölümsüzlük, serüven, kaçış yönündeki özlemlerini çoğunlukla uzak bir ada görüntüsüyle birleştirerek dile getirmeyi seçmiş. Bu da yazın'ın en zengin kaynaklarından biri olmuş: Thomas More, Francis Bacon, Daniel Defoe, Jonathan Swift, Aldous Huxley, William Golding ve daha nice yazarın yapıtlarında, insan-dünya ilişkisi, düşsel adalar aracılığıyla yansıtılmış. Düşgücünün buluşları ya da bilincin çağrışımları ile yoğun anlamlar kazanan adalar, bazen mutlu bir yalnızlığın mekanı, örnek bir toplumun toprağı; bazen tehlikelerle ve gizemlerle dolu tekinsiz yerler; bazen de büyük serüvenlerin, sıkıntıların, iç çatışmaların yaşandığı ıssız ve uzak diyarlar. Akşit Göktürk, İngiliz düzyazı geleneğinde ortaçağdan yirminci yüzyıla değin ada kavramının nasıl işlendiğini, belli başlı örnekler üzerinde durarak gösteriyor bu yapıtında.
(d. 27 Aralık 1934, Van - ö. 26 Şubat 1988, İstanbul), edebiyat eleştirmeni, yazar ve dilbilimci. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1960). 1961'de aynı fakülteye asistan olarak girdi. 1965'te doktorasını verdi; 1972'de doçent, 1978'de profesör oldu. İngiltere'de Nottingham Üniversitesi'nde (1964-65) ve Almanya'da Konstanz Üniversitesi'nde (1970, 1974-76) araştırmacı olarak çalıştı. Uppsala (İsveç) ve Batı Berlin üniversitelerinde çeviri kuramları ve yöntemleri konulu seminerler yönetti. Robinson Crusoe'nun Türkçedeki ilk tam çevirisiyle 1969 Türk Dil Kurumu (TDK) Çeviri Ödülü'nü kazandı. 1975-83 arasında TDK Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1958'den sonra Varlık, Yeni Dergi, Türk Dili, Yeni Ufuklar, Çağdaş Eleştiri gibi dergilerde inceleme yazıları ve çeviriler yayımlayan Göktürk, eleştirilerinde dil çözümlemelerine ve üslup sorunlarına ağırlık verdi. D. H. Lawrence, T. S. Eliot. E. Kästner, F. Dürrenmatt gibi yazarlardan yaptığı çevrilerle tanınan Göktürk'ün başlıca yapıtları Edebiyatta Ada (1973), Okuma Uğraşı (1979) ve Çeviri, Dillerin Dili'dir (1986).
“Ada”nın kimi zaman bizzat bir roman kahramanına dönüştüğü, kimi zaman da basit bir bağlamdan öteye gitmediği çeşitli eserleri incelemiş yazar. Antik dönemden günümüze kadar getiriyor, ama elbette ağırlık İngiliz edebiyatında.
Çok faydalanarak ve pek çok şey öğrenerek okudum. (Mesela ortaya çıktı ki Robinson Crusoe’yu çok yanlış bir yerden okumuş ve hiç kıymetini bilememişim) Dili de çok sade ve akıcı.
Göktürk’ün Bacon çevirisini okuduktan sonra hem Türkçesini hem detaylı çalışmasını beğendiğim için diğer kitaplarını da okumaya karar vermiştim. İngiliz Edebiyatında Ada kavramı hakkında bilgi edinmek isteyenler için Türkçe bir kaynak olarak faydalı. Genel kültür edinmek isteyenlerin de okuyabileceği bir kitap. Yer yer tekrara düşüyor. Kullandığı bazı Öz Türkçe kelimelerle ne demek istediğini anlamak zorlaşabiliyor.
Utopyada Ada Robinsonadda Ada Robinson Crusoe Çağdaş Romanda Ada
İrlandalı St. Brendan (484-577) - Navigatio Sancti Brandani (St. Brendan’ın Yolculuğu) İrlanda söylencesi (7. yüzyıl) - The Voyage of Maeldun (Maeldun’un Yolculuğu) Ebu Cafer İbn Tufeyl - Hay İbn Yakzan (12. yüzyıl) İngiliz halk şiiri “The Land of Cokaygne (Cokaygne Ülkesi, 1330) Thomas More - Utopia (1516) Francis Bacon - Yeni Atlantis (1626) Harrington - The Commonwealth of Oceana (Oceana Devleti, 1656) The Isle of Pines (Pines Adası, 1668) robinsonad Daniel Defoe - Robinson Crusoe (1719) Jonathan Swift - Gulliver’in Adaları (1726) R. L. Stevenson - Define Adası (1883) H. G. Wells - Doktor Moreau’nun Adası (1896) Joseph Conrad - Victory (Utku, 1915) D. H. Lawrence - The Man Who Loved Islands (Adaları Seven Adam, 1929) uzun öykü Virginia Woolf - To the Lighthouse (Deniz Feneri, 1927) Muriel Spark - Robinson (1958) Lawrence Durrell - The Dark Labyrinth (Karanlık Labirent, 1947) William Golding - Lord of the Flies (Sineklerin Tanrısı, 1954) Aldous Huxley - Island (Ada, 1962)
imram - Keltik deniz serüveni
“Zaman, tarihsel akışıyla, uzam da maddenin yapısında bulunan özellikler dolayısıyla sürekli değişme getiren kavramlardır. Utopyacının çizdiği toplum ise en iyi, eksiksiz yaşama düzeni olduğundan, değişikliğe, her türlü dış etkiye kapalı, kesin bir örnektir. İşte bu bakımdan da, utopyacının amacına en elverişli düşen yer biçimi olur.” (17)
“Utopia, insan mutluluğunun yeryüzünde gerçekleşmesi yönünde bir çabadır.” (29)
“Utopia’daki örnek toplum düzeninin temelinde doğruluk, ölçülülük, sağduyu gibi doğal erdemler vardır.” (32)
“Dünyanın kolay kolay yola getirilemeyeceğini, her güzel düşün, insan yaradılışının bayağılıklarıyla, maddenin yasalarıyla didişmek zorunda olduğunu bilir Shakespeare.” (38)
“More’u çileden çıkaran yeni zengin tüccar sınıfı Tudor yönetiminden büyük destek görmüş, bu yeni sınıfın parlamento üzerindeki etkisi, gitgide kendi gücünü anlayarak krala bile kafa tutan bir duruma gelmesi, zenginlik ile ülkeyi yönetme hakkının aynı şeyler olduğu düşüncelerine yol açmıştır. Francis Bacon, bu ortamda yetişmiş, bu politik akış içinde olgunlaşmış bir düşünürdür. Bu düzenle bir uzlaşmazlığı yoktur.” (40)
“Bacon’dan önceki hümanistler, düşünce özgürlüğü içinde usun insanı en büyük mutluluğa ulaştıracağına inanırlar. Bacon ile çağdaşları ise, usun gücünü küçümsememekle birlikte gerçeğin aranmasında deneye büyük önem tanırlar;…” (40)
“Oceana, eğitim, vergi sistemi, din alanlarında özgür ilkeler ileri süren, çift meclisli yasama örgütünü ilk olarak savunan bir yapıttır. Fransız Devrimi’nden bu yana birçok anayasayı etkilemiş, Amerika Birleşik Devletleri anayasasının temel kaynaklarından biri olmuştur. Bu yönüyle “Hümanist ütopyalar içinde en çok gerçekleşeni,” diye nitelenir.” (44)
“Swift ise insanoğlunun doğuştan, ilk günahın temelindeki gururun, büyüklük duygusunun izlerini sürdürdüğüne,…” (49)
“Bir ütopya toplumunda yaşayan her yurttaş, üzerinde yaşadığı adayı kendi yurdu diye benimserken, robinsonad kahramanı düştüğü ıssız adadan kurtulma özlemiyle acı çekecek, çırpınacaktır.” (61)
“Bireyin ya da bireylerin yaşantısının ön plana çıkması ise, ütopyanın değil, gene robinsonadın özelliğidir.” (72)
“Çalışmasıyla doğayı alt eder, doğal çevreyi değiştirir; bu arada doğal çevre de kahramanı değiştirir.” (89)
“İnsanın Tanrı önünde yalnız olduğunu, Tanrı’nın bağışına ancak kendi çabasıyla erişebileceğini, bu konuda başka hiç kimseden yardım bekleyemeyeceği söyleyen Kalvinci ilkeyi, sonsuz denizler ortasındaki ıssız adada Robinson, ansızın bütün varlığında duyar.” (90)
“Nesnenin şiiridir gerçekte bu toprak çömlek.” (92)
“Bireyin büyük önem kazandığı ilk yazınsal tür pikaresktir.” (104)
“Bir pikaro ise bukalemun gibi uyar çevresine, çevresinin rengini alıverir.” (104)
“…Puritanların günce tutma geleneğine…” (108)
“Çağdaş bilimsel utopya geleneğinde de en önemli etki, hiç kuşkusuz H. G. Wells’inkidir.” (125)
“İşin ahlak yönünü bugüne değin hiç düşünmedim. Doğa’nın incelenmesi, insanı en sonunda Doğa gibi vurdumduymaz yapıyor.” (Doktor Moreau’nun Adası) (126)
“Bütün deneyleri kısır bir merak uğrunadır.” (126)
“…Moreau’nun adasının dünyanın bir aynası olduğunu anlar.” (129)
“…eylemin kısır düşünce üzerindeki utkusudur.” (134)
“Adanın duran-zaman biçimi, kahramanın tarihsel zaman duygusunu siler.” (140)
“Mercan Adası’nın kahramanları için, üzerinde bulundukları mercan adası da, dünyanın başka ıssız yerleri gibi, Büyük Britanya’nın bir uzantısıdır sanki.” (154)
“Adada Batı’nın tekniği geniş ölçüde kullanılır, ama töreler, ahlak, eğitim ilkeleri hep Doğu’dan alınmadır. Huxley öteden beri, “Batı’nın bilimine oranla politikasıyla ahlakının başlangıçtan beri yerinde saydığı” inancındadır.” (162)
“Bir ada ortamı, kendisini belirleyen, dışarıya kapalılık, kendiyle sınırlanmışlık, duran-zaman biçimi gibi özellikleriyle “dışarı”nın, dış dünyanın karşıtıdır.” (171)
Öncelikle bir hediye olarak aldığım bu kitapta beklediğimden çok daha fazlasını bulduğumu söyleyebilirim. Genelde makaleleri zorunlu olarak okuruz, fiction'i ise zevkle. Ancak Akşit Göktürk'ün bu kitabı zevkle okuduğumuz kurgular üzerine unofficial bir makale tadında, benim burda yazdığımdan çok daha dikkatli bir Türkçe kullanılarak yazılmış.
Kitap, ilkçağdan 1960'lara dek mekan olarak ada kullanan başlıca eserlerin ortak/ayrık noktalarını, içeriklerini ve ana fikirlerini kapsamlı, akıcı ve düzenli bir şekilde açıklıyor. Özellikle bahsi geçen eserleri okuduysanız çok daha anlamlı bir hal alabilir, ancak okumadıysanız da bu eserler hakkında genel bir çerçeve çizmek için ya da bir okuma planı hazırlamak için kullanılabilir.
Tek sorun şu anda kitabın güncel bir baskısını bulmak çok zor. Umarım yakın zamanda YKY yeni bir baskı ile bu kitabın daha fazla insana ulaşmasını sağlayabilir.
Akşit Göktürk, edebiyattaki "Ada" oluşumunu More, Swift ve Defoe gibi önemli İngiliz yazarların önemli eserlerinden yola çıkar, yazınlarında Ada imgesi veya kavramı tartışılan hemen hemen çoğu yazardan da örnekler vererek bize açıklar.
Kısacası, insanda bilinmeyenin güzelliğini ve ilgisini uyandıran Ada ütopyaları, daha sonrasında yavaş yavaş bilinmeyenin esrarengiz ve korkunç distopyalarına dönüşür. Belki de "iyiye" olan umudun binlerce yıllık tükenişin sonucudur bu distopyalar.