Turkiye'de sag sol, sol da sagdir. Turkiye'nin "solculari" gericidir. Turkiye'nin ilericileri "sag" cenahta gorulen genis Islamci halk kitleleridir.
Ilk kez yayinlandigi 1969 yilinda butun siyasi kavramlari altust eden ve sok etkisi yaratan Duzenin Yabancilasmasi, ilerici-gerici, sag-sol denkleminin yerlerini degistirmisti. Idris Kucukomer'e gore Turkiye'nin solculari gericiydi ve halki yonetilecek koyun olarak goruyordu. Turkiye'nin ilericileri ise sag cenahta gorulen muhafazakar, genis Islamci halk kitleleriydi.
İdris Küçükömer okumadan bir kişinin devlet, siyaset, iktisat, yönetim konularında noksan kalacağı apaçıktır. Küçükömer geniş ve derin bakış açısıyla çok ince ve sağlam tespitlerde bulunuyor. Türkiye'yi tarihi, sosyal açıdan çok iyi gözlemlemiş ve anlamış olan kültürüne ve toprağına bağlı bir ilim adamından harika bir kitap!
Beklediğimden daha sağlam. Çok ince düşünülmüş, tartılmış analizler. Zamanının ötesinde bir zihin dünyası var Küçükömer'in. Analizlerinin bugün dahi geçerliliklerini koruduğunu düşünüyorum.
Etkileyici...suana kadar Turkiye'nin sosyal yapisina yonelik Emre Kongar'in disinda okudugum en tutarli analizlerden biri. Bugunun sorunlarini anlamak, anlamlandirabilmek icin muhakkak okunmasi gereken bir kitap. Goruslerinin bazilari oldukca rahatsiz edici olsada icinde pek cok dogru oldugunu kabul etmemek imkansiz. Zulal Kalkandelen'in kitaptaki gorusleri elestiren Idris Kucukomer'in Tezleri, Ikinci cumhuriyetciligin Temelleri isimli elestirel bir kitabi var bilginize...
İdris Küçükömer peşine düşülmesi, her kitabının dikkatle okunması gereken bir isim olduğunu düşünüyorum. Neredeyse yirmi otuz yıl öncesinden bugünün meselelerine de ışık tutan analizleri, o kadar yıl içinde değişen pek de bir şey olmadığını gösterir nitelikte. Okuyanlar, lise yıllarında George Orwell'i ilk kez okuyan bir gencin heyecanı ve sarsıntısını hissedecektir. Küçükömer Osmanlı'nın çöküş devrinden başlayarak ulema, bürokrat, halk gruplarını bir iktisadi tarih gözlüğüyle okuyor ve o zamanların batıcı-laik-bürokrat ve padişah-ulema-yeniçeri-tüccar karşıtlığının, bugün laik-islâmcı karşıtlığının aslında görünürde olduğunu; bunların iktisadi sebeplerin merkezde olduğu daha büyük problemleri örten ve emperyalizme hizmet eden karşıtlıklar olduğunu ortaya koyuyor. Padişah etrafında İslamcılık politikası sadece dini ve kültürel bir kaygı değil, ikinci bir Lale Devri başlatmak isteyen Batıcı-modernleşmecilerin politikasının iktisadi sonuçlarına karşı bir tepkidir. Burjuvazinin batıdaki gibi halkın içinden doğmayıp bürokrasi eliyle var edilmiş ya da var edilmeye çalışılmış bir tabaka olması Osmanlı'nın ve Türkiye'nin iktisadi tarihini Avrupa'nın tam tersi yönüne sürüklemiştir. Kapitülasyonların yerli ticareti, esnafı öldürmesi ile fakirleşen esnaf para kaygısıyla yeniçeri ocaklarına yönelmiş ve yeniçeri-esnaf birliğini meydana getirmiştir. Küçükömer eğer kırsal bölgelerle şehirler arası mübadeleler gelişebilseydi, bu ilişkinin mevcut manüfaktürü geliştirerek sanayi sermayesi birikimine yol açabileceğini ve böylelikle Osmanlı'nın da bir sermaye ve burjuva sınıfı yaratabileceğini dile getirir. Fakat gerek bürokratların halktan uzaklaşmış politikaları, gerek emperyalist devletlerin müdahaleleri böyle bir iletişimin kurulmasını engelemiştir. Ona göre Türkiye siyaseti mütemadiyen devletçilik ile kapitalizm arasında salınmıştır. Sol partilerin ağırlıklı politikası devletçilik de sağ partilerin liberal politikası da emperyalizme hizmet etmiş, iktisatta ABD ağırlığını artırmış ve kolaylaştırmıştır. Temelli bir tarım ve iktisadi politikasının olmayışı, yapılamayışı ve iktisadi gelişim için dışarıdan yatırımcıların girişimlerine ve ham madde ihracatına dayanılması kendi özgürlüğümüzü kurmamızı engellemiştir. İktisadi gelişim için en hızlı fakat ve en geçici, kısa vadede kötü dönütleri olacağı aşikar inşaat ve ulaşım sektörlerinin geliştirilmesi teşviki iktisadı daha dışa bağımlı hale getirmekte, ayrıca tarım alanlarımızı yok etmektedir. Eser üzerine söylenebilecek çok şey var, peşine düşülecek her noktanın insanı dehşet içinde bırakacak yeni kitaplara, yeni topraklara, yeni fikirlere yol açacağı aşikar. Ufuk açıcı.
Küçükömer'in bu metni hayli tartışma yaratmış olması anlaşılabilecek bir metin. Küçükömer'in Türkiye'deki düzenin sürekliliğini açıklarken aktörlere ters yüz etmesi bugün fazlaca sulandırılsa da metin okunduğunda tutarlılığı ve anlatmak istedikleri görülecektir.
Not: Evliya Çelebi'yi kaynak olarak kullanması da Türkiye'deki metinlerde çok fazla rastlamadığım bir durum olarak ilgimi çekti.
İsmi (Batılılaşma değil Batılaşma), teorisi (özellikle muhafazakar cenahın sündüre sündüre kullandığı aslında Demokrat parti solcu ilerici, CHP sağcı, muhafazakar olduğuna dair radikal çıkış), her şeyi bir tuhaf kitap. Sunduğu perspektifi, akademik üslubunu ve 70ler konjonktürüne çok gömüldüğü için olay akışını takip etmekte biraz zorlandım
Kitaba puan veremiyorum çünkü benim seviyemin çok üstünde.Fakat şunu söyleyebilirim ki; eğer Türkiye'yle derinlemesine ilgileniyorsanız, önemli bir eser olduğu da gayet açık. Okuma düzeyi üst düzey olmayanlara tavsiye etmiyorum ama.
Hızlı okuma yaptım. Türk sağının daha ilerici olduğunu söyleyerek ezberleri bozuyor. Türkiye’de. Atlılar a çabalarının toplum yapısına uygun yapılmadığını ve sorunlu olduğunu anlatıyor. Osmanlı ekonomik yapısını inceliyor
yanarım yanarım da küçükömer'i profilcilere bıraktığımıza yanarım. profilcilerin okuduklarını anlama gibi yetileri olsa muhtemelen ya basmazlardı ya da yayınevini kapatırlardı