Bu inceleme toplumsal bilimlerle belgesel filmcilik arasında mümkün bir birleşmenin boyutlarını tartışıyor. Bunun ön şartlarından birinin hâlihazırdaki "kanaatler sosyolojisinin" bir eleştirisi olması gerektiğine inanıyoruz. Bu yalnızca sıradan toplumsal araştırma pratiğine yönelik bir eleştiri değil, yorumcu - epistemolojik tarza ve toplumbilimsel yaklaşımların "metin" ve "kanaat" etrafındaki epistemolojik düğümlenişine yönelik bir eleştiridir. Spinoza’nın "duygular öğretisi" bu noktada bizim için merkezi bir öneme sahip: duygular sosyolojisi kendi başına bir epistemik alan olmaktan çok, adanmış olduğu alanda bir praksis oluşturmaya çabalamalı. Bu praksisi nihai olarak Dziga Vertov’un sine - göz ve sine - hakikat yaklaşımında,çağdaş video alanında ise Jean - Luc Godard’ın videoyu bir "düşünme cihazına"dönüştürmeyi amaçlayan yaklaşımlarında görüyoruz.
Kıbrıslı Türk sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi.
Kıbrıs Türk'ü bir ailenin çocuğu. Babası Sedat Baker bir psikiyatr, annesi Pembe (Yusuf) Marmara (1925-1984) ise bir şair. ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite'de Sinema tarihi, Sosyoloji dersleri verdi. Politik teori, medya, sinema teorisi konularında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinema eleştirileri yaptı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nde yazılar yazdı. 12 Temmuz 2007 tarihinde böbrek ve kalp yetmezliğinden ölmüştür.
Sovyetler Birliği'nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müziğin her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahiptir. Özellikle de Çingene Müziği konusunda yetkindir. O, klasik müzik ve bütün dönemlerin müziğiyle Roman müziği arasındaki bağı, Türkiye'de en iyi kuran değil, tınıları, sözleri ve bütün kanıtlarıyla kuran kişi olma özelliğini taşır.
İlk ve ikinci bölümün bendeki açıklığı üçüncü bölüme yansımadı. Son bölümü çok iyi anladığımı söyleyemem bu yüzden. Ancak Spinoza'nın duygular/duygulanımlar'ını bir dostluk felsefesine (Deleuze'ü takip ederek) çevirmesi ve daha sonra da imajlar üzerinden sinemaya uygulaması fikir olarak yeni olmasa da, düşünce pratiği açısından yenilikler ve teşvik edici üretken fikirler barındırıyor. Daha önce bir makale formatında okuduğum Ignoramus, tezdeki yeri ve önemiyle birlikte daha çok şey ifade etmeye başladı bende. Tezin bir parçası olarak Ignoramus öğretisi, üzerine gitmeye, irdelemeye değer en önemli bölüm.
Ulus Baker’in doktora tezi. Çeviri hatalarını hoşgörü ile karşıladım ve kanaatlerden duygulara geçmenin neden ve nasıl olmasının öngörüldüğünü ilgiyle okudum. Epeyi zorlandım.