Nazım Hikmet'in eserleri birçok dile çevrilmiş olsa da, şairin, kozmopolit bir Osmanlı ailesinin üyesi olarak 1902 yılında doğuşundan, 1963 yılında Moskova'da sürgünde ölmesine kadar tüm yaşamını ele alan bu kitap, Nazım hakkında herhangi bir dilde yazılmış ilk kapsamlı biyografi. Romantik Komünist, hapishane koşullarında bile siyasi cesaret ile sanatsal yaratıcılığı birleştirmeyi başarmış bir yazarın öyküsü. Kişisel tanıklıklardan ve yeni arşiv belgelerinden yararlanılarak hazırlanan bu çalışmada, Nazım'ın kendisi de çağının en önemli şairlerinden biri olarak sivriliyor.
"Bu biyografinin çok iyi gösterdiği gibi, Nazım Hikmet'in 'filmlere konu olacak' kadar ilginç bir yaşamı var. Nazım Türk olmasaydı, çok daha büyük bir üne sahip olurdu diye düşünüyor insan. [...] Nazım'ın bu biyografisi, Picasso, Tzara, Artaud, Sartre, Neruda, Aragon, Breton ve geçtiğimiz yüzyılın daha birçok büyük sanatçısının övgülerini kazanacak kadar önemli bir edebi ve siyasi kişiliğe karşı başarıyla yerine getirilmiş bir görev olarak anılacak." - Prof. Talat S. Halman, Ankara Bilkent Üniversitesi-
"Türkiye'nin XX. yüzyılda yetiştirdiği en büyük şair olan Nazım Hikmet, yaşadığı çalkantılı yıllarda birbirine muhalif edebi ve siyasi gruplarca kah övülmüş kah yerilmiştir. [...] Tutkuyla bağlı olduğu ülkesinin ve halkının sorunları üzerine en dokunaklı dizeleri yazmış olan bir şairin sürgünde ölmesi kaderin trajik bir cilvesidir. [...] Göksu ve Timms, hakkında tartışmaların dinmediği dev şairin dengeli bir portresini sunmak için kılı kırk yaran bir araştırma yapmışlar. Bu çabaların sonucunda da, ortaya bu son derece ilginç ve yararlı kitap çıkmış. - Dr. Rona Bengisu, Londra Üniversitesi Şarkiyat ve Afrika Araştırmaları Okulu-
"Gerek XX. yüzyıl Türk edebiyatında gerek Türk siyasi bilincinde eşsiz bir yere sahip olan şair Nazım Hikmet üzerine bilimsel nitelikte bir biyografinin yayımlanması gerçekten çok önemli bir olay. Çok kapsamlı ve ustalıkla yürütülmüş bir araştırmanın sonucunda, ortaya sürükleyici ve büyüleyici bir kitap çıkmış." - Dr. Celia Kerslake, Oxford Şarikat Enstitüsü- (Arka Kapak)
İçlerinde M. Fuat, K. Sülker, Va-Nu, H. Oral, E. Babayef, A. Bezirci, R. Fish gibi önde gelen Nazım Hikmet sevdalılarının kitapları da dahil olmak üzere Nazım Hikmet’in onlarca biyografisini okudum. Onun gerek yaşamını ve eserlerini gerekse duygu dünyasını, düşüncelerini bu kadar tarafsız ve söz kalabalığına kaçmadan net olarak veren biyografinin bu kitap yani “Romantik Komünist” olduğunu düşünüyorum.
Saime Göksu bir fizikçi ama sağduyusu ve çalışkanlığı onu aslında edebiyatçıların, akademisyenlerin yapmasını beklediğimiz çalışmaya yönlendirmiş ve bu mükemmel kitap ortaya çıkmış. Türkiye, Rusya ve Amsterdam arşivlerinde araştırmalar yapmış, Nazım’ı yakından tanıyanlarla söyleşiler gerçekleştirmiş. Bu arada Amsterdam’daki Uluslararası Toplumsal Tarih Enstitüsü arşivlerinde çözülmemiş bant çözümlerinin olduğunu öğrendim, bu hazineye yaşım uygun olsa tüm mesaimi vermek üzere başvururdum.
Eserlerini hangi koşullarda, kim için, ne için, nasıl yazdığını, özellikle sürgündeki Nazım’ın duygusal yaşamının da en az siyasi ve kültürel faaliyetleri kadar karmaşık olduğu çok güzel anlatılmış. Sürgün öncesi Türkiye’de gördüğü baskı, işkence ve mahpusluğuyla ilgili yürekli duruşunun duygu dünyasında kadınlar karşısında kalp yetmezliği bulguları verdiğini objektif olarak vermiş S. Göksu ve eşi E. Timms.
Nazım Hikmet’i tanımak daha da ötesine onu anlamak için ideal bir kaynak. Öneriyorum.
Göksu ve Timms'in biyografik çalışmaları iyi bir arşiv çalışmasına dayanmakla birlikte, reel sosyalizm ve Nâzım'ın komünizmle ilişkilenmesi bağlamında sığ bir perspektife sahip. Nâzım'ın edebî, siyasal ve kişisel yaşamını (üçünü birbirinden ayırmak ne mümkün) yer yer parçalara ayırarak kavrayan yazarlar, 20. yy. dünya ve Türkiye toplumsal tarihi bağlamında şairi tam anlamıyla ele alamadıkları için emperyalizm çağında mücadele eden, örgütlü bir aydını anlamlandırmakta zorlanıyorlar. Kapsamlı kaynakçası kitabın en olumlu yanını oluşturuyor, diyebilirim...