'Ey kavimler... Ey Hunlar... Erkekler ve kahramanlar gibi... bütün gün savaştınız! Ve size söylüyorum... Roma zafer kazanmadı!' Bir an için savaş meydanı ölüm sessizliğine büründü. Sonra da gecenin karanlığı binlerce gırtlaktan yükselen sevinç çığlıklarıyla yırtıldı. Atilla'nın bir işaretiyle meşale taşıyan adamlar adım adım ilerlemeye başladılar. ... 'Şimdi söyleyeceklerimi ağızdan ağıza aktararak herkesin duymasını sağlayın' diye bağırdı kağan. 'Düşmanlarımız bu kaleye... girmeye cüret edecek olurlarsa... burada bulunan herkes için kendimi feda edeceğim... hiçbir Romalı... Attilla'yı öldürmüş... veya tutsak etmiş olmakla... asla övünmeyecek!'
Agir olmayan bir tarih kitabi diyebilirim. Roman tarzinda yazilmis ve ufak tarih bilgisi iceriyor. Gercekci olup olmadigi tartisilir.
Genel olarak ulkelerin tarihlerini yazarken objektif olamayacaklari acik bir sekilde anlatilmis. Savasi kaybeden ulke dahi, nasil basarili olup savasi kaybetmediklerini yaziyor. Gercekten sapmak isten bile degil.
Sen koskoca Hun imparatoru ol, Doğu Romayı yen, haraca bağla, Batı Romayı yen, Papa ayağına kapansın, Tanrının kırbacı desinler, daha neler neler, sonra bir tarihçi çıksın senin hayatını anlatan iki ciltlik kitap yazsın, bu hayatı sıkıcı bir şekilde anlatsın. İki cilt... Kağıda yazık. İlk ciltte hiçbir şey yoktu. Belki ikinci farklı olur diye düşündüm ama beklentilerimi hiç karşılamadı.
Muncuk Han'ın oğlu Bleda ve Ruga'nın kardeşi Tanrının kırbacı Attila. Müthiş bir roman. Attila'nın cesareti, zekası ve düşmanlarına korku dolu anlar yaşatması. 14 - 15 yaşındayken Roma'lılara esir düşüp daha sonra Roma'lıların korkulu rüyası olan Büyük Kağan Attila.
Her şeye rağmen, duyabilen kulaklar için, bozkırlar hâlâ Hunların Büyük Kağanı'nın göklere çıkartıldığı şarkılarla çınlıyor ve yıldızlar Attila'nın ilk öğrendiği çocuk melodisini tekrarlıyor:
Ne mutludur Neşeli ruhlarla dolu olan Ve önlerinde atların otladığı Büyük yurtlarla uzaklara gitmek...