What do you think?


Bütün Öyküleri
Odam uzaktı. Bir park çıktı önüme. Elmayı çıkardım. Sanki küfeden aldığım değildi bu, kırmızılı yeşilli iri bir elmaydı. Karşıdaki otların içine fırlattım. İçimde teneke borudan çıkan dumanı gördüğümdeki aynı kazıntı vardı. Yandaki kanepede oturan bir adam bana bakıyordu: beni görüyormuş, ben oradaymışım gibi.
Yusuf Atılgan, ilkgençlik yıllarında yazdığı öyküleriyle Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada ödül kazanmış, daha sonra öykülerini edebiyat dergilerinde yayımlamıştı. Tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte’yi 1960 yılında çıkardı. Yazarın bütün öyküleri ilk kez 1992 yılında Eylemci adıyla basıldı, Bütün Öyküleri başlığını taşıyan ve Ekmek Elden Süt Memeden’deki çocuk öykülerini de kapsayan bu kitapsa 2000’de yayımlandı. Edebiyatımızın bu büyük yazarının öyküleri okura romanlarının atmosferi ve coğrafyası hakkında ipuçları verecektir.
Yusuf Atılgan, ilkgençlik yıllarında yazdığı öyküleriyle Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada ödül kazanmış, daha sonra öykülerini edebiyat dergilerinde yayımlamıştı. Tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte’yi 1960 yılında çıkardı. Yazarın bütün öyküleri ilk kez 1992 yılında Eylemci adıyla basıldı, Bütün Öyküleri başlığını taşıyan ve Ekmek Elden Süt Memeden’deki çocuk öykülerini de kapsayan bu kitapsa 2000’de yayımlandı. Edebiyatımızın bu büyük yazarının öyküleri okura romanlarının atmosferi ve coğrafyası hakkında ipuçları verecektir.
141 pages, Paperback
First published January 1, 1981
About the author
Yusuf Atılgan
20 books527 followersYusuf Atılgan (27 June 1921, Manisa - 9 October 1989, İstanbul) was a Turkish novelist and dramatist, who is best known for his novels Aylak Adam (The Loiterer) and Anayurt Oteli (Motherland Hotel). He is one of the pioneers of the modern Turkish novel.
Atılgan is considered as one of the pioneers of the modern Turkish novel. His novels had a psychological style, digging into themes such as loneliness, questioning, meaning of life.
Atılgan finished middle school in Manisa, then high school in Balıkesir. He graduated in Turkish language and literature from İstanbul University. He finished his thesis titled Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji under supervision of Nihat Tarlan. Atılgan then began teaching literature at Maltepe Askeri Lisesi in Akşehir. In 1946, he settled down at a village named Hacırahmanlı near Manisa where he took up writing. His novel Aylak Adam was published in 1959 which dealt with psychological themes such as loneliness, scope and possibility of love, meaning of life, seeking and obsession. This was followed in 1973 by Anayurt Oteli, which narrated the life of a hotel doorkeeper(named Zebercet) in an Anatolian town, with deep psychological examinations and touching themes such as sexuality and obsession. It gained further fame with a film based on the novel. In 1976, he began working in İstanbul as an editor and translator. With his wife Serpil he had a son in 1979 named Mehmet.
Atılgan died of a heart attack in 1989 while in the middle of writing a novel titled Canistan
Atılgan is considered as one of the pioneers of the modern Turkish novel. His novels had a psychological style, digging into themes such as loneliness, questioning, meaning of life.
Atılgan finished middle school in Manisa, then high school in Balıkesir. He graduated in Turkish language and literature from İstanbul University. He finished his thesis titled Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji under supervision of Nihat Tarlan. Atılgan then began teaching literature at Maltepe Askeri Lisesi in Akşehir. In 1946, he settled down at a village named Hacırahmanlı near Manisa where he took up writing. His novel Aylak Adam was published in 1959 which dealt with psychological themes such as loneliness, scope and possibility of love, meaning of life, seeking and obsession. This was followed in 1973 by Anayurt Oteli, which narrated the life of a hotel doorkeeper(named Zebercet) in an Anatolian town, with deep psychological examinations and touching themes such as sexuality and obsession. It gained further fame with a film based on the novel. In 1976, he began working in İstanbul as an editor and translator. With his wife Serpil he had a son in 1979 named Mehmet.
Atılgan died of a heart attack in 1989 while in the middle of writing a novel titled Canistan
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 71 reviews
November 25, 2017
Kasabadan, Köyden, Kentten olarak 3 bölüme ayrılmıştır kitap. Her üç bölümde de defalarca kez okuyup her seferinde hayran olduğum öyküler var. Kasabadan "evdeki", Köyden "Kümesin Ötesi, Kentten "Yaşanmaz" Özellikle Yaşanmaz isimli öykü yerli-yabancı en sevdiğim öykü listemde ilk 10 dadır ilk okuduğumdan beri. Yusuf Atılgan öyküleri bana tek kelime dahi atılmayacak kadar tam gelir. Herhangi bir eseri değerlendirirken eser sahibinin kişiliği kimliği değil, eserin kalitesi göz önünde bulundurulmalı bence ama Atılgan edebiyatı kadar, duruşu, vb yönlerden de liste başında olanlardan benim için. Her okuduğumda keşke daha çok eser bırakma şansı olsaymış diye üzülmeden edemiyorum.
Kesinlikle gözüm kapali tavsiye edeceğim öyküler!.
Kesinlikle gözüm kapali tavsiye edeceğim öyküler!.
January 12, 2018
Yusuf Atılgan 1944 yılında öğretmen okulunu bitirince, Akşehir’de bulunan Maltepe Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başlar. Ancak, burada öğretmenlik yaparken öğrenciliği sırasında Komünist Partisi’ne katılarak faaliyette bulunduğu gerekçesiyle İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Ceza Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkum edilir Atılgan. Altı ay Sansaryan Han’da, dört ay da Tophane Cezaevi’nde olmak üzere on ay hapis yatar; ordudan da ihraç edilir, öğretmenlik hakkı elinden alınır.
Artık öğretmenlik yapamayacaktır, yaşamı boyunca taşır içinde bu hasreti. Yıllar sonra Refik Durbaş’ın kendisine yönelttiği “Dünyaya bir daha gelseydin yine roman mı yazmak isterdin?” sorusuna “Öğretmen olmak isterdim. Öğretmenliği çok sevmiştim” yanıtını verir.
✳️
Yusuf Atılgan benim için değerli bir yazardır edebiyat temelli bir öğretmen oluşundan ziyade uğramış olduğu sınıfsal intiharın izlerini derinden hissediyorum Öğretmenlik olgusu elinden alınan hayatına çiftçilik yaparak devam eden edebiyat pazarlarından uzak kırgın fakat en temiz şekilde saf edebiyat üreticisi olan yazarı en içten duygularla hissetmek tehlikeli bir eylem çünkü günümüzde o kadar insan o sınıfsal intiharın eşiğinde ki buna direnmek için kişilik değişikliği yapmak bile mümkün geçen yılın Ocak ayında ilk iki romanını okumuştum bu yılın Ocak ayında da kalan iki kitabını okuyarak eser yönünden sona eren fakat düşünce modeli olarak zihnime yerleşen bir Yusuf Atılgan'la devam ediyorum... Bu kitaptan bir acı alıntı yapmak istiyorum.
✳️
"Babam okula verdi beni. Yıllarca sürdü bu. Hiç hoşlanmıyordum; arkadaşlarla itişip kakışmak, öğretmenleri dinlemek yüzünden elimde olmadan büyüyordum. Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım."
Artık öğretmenlik yapamayacaktır, yaşamı boyunca taşır içinde bu hasreti. Yıllar sonra Refik Durbaş’ın kendisine yönelttiği “Dünyaya bir daha gelseydin yine roman mı yazmak isterdin?” sorusuna “Öğretmen olmak isterdim. Öğretmenliği çok sevmiştim” yanıtını verir.
✳️
Yusuf Atılgan benim için değerli bir yazardır edebiyat temelli bir öğretmen oluşundan ziyade uğramış olduğu sınıfsal intiharın izlerini derinden hissediyorum Öğretmenlik olgusu elinden alınan hayatına çiftçilik yaparak devam eden edebiyat pazarlarından uzak kırgın fakat en temiz şekilde saf edebiyat üreticisi olan yazarı en içten duygularla hissetmek tehlikeli bir eylem çünkü günümüzde o kadar insan o sınıfsal intiharın eşiğinde ki buna direnmek için kişilik değişikliği yapmak bile mümkün geçen yılın Ocak ayında ilk iki romanını okumuştum bu yılın Ocak ayında da kalan iki kitabını okuyarak eser yönünden sona eren fakat düşünce modeli olarak zihnime yerleşen bir Yusuf Atılgan'la devam ediyorum... Bu kitaptan bir acı alıntı yapmak istiyorum.
✳️
"Babam okula verdi beni. Yıllarca sürdü bu. Hiç hoşlanmıyordum; arkadaşlarla itişip kakışmak, öğretmenleri dinlemek yüzünden elimde olmadan büyüyordum. Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım."
May 6, 2019
türk edebiyat tarihinin korkuyu beklerken’den sonraki en iyi öykü kitabı benim için. bitmesin diye her öykünün arasına günler koydum. o günlerde hep okuduğum öyküleri düşündüm. yusuf atılgan anayurt oteli’nin girişiyle bize ne kadar sağlam bir öykücü olduğunu göstermişti, bu öyküleri yazımının zirvesi benim gözümde. keşke okumadığım kitabı olsaydı birkaç tane daha.
September 12, 2026
Yazan Yusuf Atılgan olunca çok da objektif olamayabilirim; onun kendine özgü kalemini seviyorum. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de insanın kendine, çevresine ve yaşadığı hayata nasıl yabancılaştığını, çıkmak isteyip de çıkamadığı dar dünyalarında nasıl sıkışıp kaldığını anlatıyor.
Özgürlük, kimsesizlik, iletişimsizlik, taşra hayatının sıkışmışlığı, iç buhran ve yaşama isteğinin yitirilmesi öykülerinde öne çıkan konular. En beğendiklerim ise Yaşanmaz, Tutku, Kümesin Ötesi ve Eylemci oldu.
"Önce karşı duvara kara boyayla kocaman bir YAŞANMAZ yazacaktım."
...
“Odam alacakaranlıktı. Işığı yaktım. Perdeler inik, bir de kapı sürgülü oldu mu kendi ülkemdeyim burda. Yeğindim, sivrisinek gibi. Tavana baktım. Büyük eksiklikti bu; ustalık üstüste kocaman yapılar dikmekte değil, odaların tavanına sağlam halkalar çıkmaktaydı. Birden çocukluğumun asılmışını gördüm. Dili, gözleri dışarıda, sümüklü korkak. ‘Bütün dünya bana bir yaşama borçlu.’ En iyisi ağu içmekti ama aramak için yeniden ötekilerin arasına çıkmak gerekti.” syf. 127
Herkese keyifli okumalar.
Aklıma Hatçe geldi mi tarlanın ortasında dikilip kalıyorum. Dayıbaşı '-Ne oldu lan, gidinin delisi?' diyor. Çapanın sapına dayanıp, inceden bir yele tutulmuş gibi kafamda kıpırdanıp duran o mor çiçekli perdeye bakıyorum. Kollarımın gücü yitmiş, sanki bu uzak yerde çevremdeki seslerden daha yakın geliyor bana. syf63
Doğruldu. '-Susadın mı Osman? Al iç istersen.' dedi. Dirgeni bırakıp yürüdüm. Uzattığı ak sırlı tası alıp ağzıma götürdüm. Serindi. Gözlerinde şimdiye dek görmediğim acıyan bir bakış vardı. Ya anamınkiler? Öylesi değildi onlar. Bunlardaki acımaya bir başka, bir anlatamayacağım şey karışıktı; maviyle karışık acıma. Gök boncuklarım vardı benim. Çömleğe elimi sokar, bir avuç çıkarırdım. Şu bana bakan gözler gibiydi benim boncuklarım. Atmıştım. '-Bir dizi deve boncuğuna...' Yoksa yeniden boncuklarım mı olacaktı? syf66
Gelme n'olur? Neden bakıyosun hep? Söyle!
Ne var gözlerimde? Yapamam ki! Ellerini omuzlarıma beni sarsmak için koymamış mıydı? Neden çekmiyor? Alnımda incecik bir ter. Gözleri böyle yakın. Gök boncuklarım vardı benim. Avcuma alır bakardım. Böyle gömgök, pırıl pırıl. Parmaklarımı oynattım. Ellerim katı, kocaman. Şimdi ne yapacam ellerimi?syf80
...yaptırıncaya değin adamın gözüne gözüne bakan, sonra ötekilerle birlik gülen, benim tanıdığım sarı saçlıdan bambaşka biri miydi bu? Değildi. Sevmiyordu onu, aldatıyordu. Aldandığını anladığı zaman nasıl üzüleceğini biliyordum. "Konuş bakalım, konuş" diyordum içimden, "Sen hiç olmazsa mutlu gideceksin." Her şey benim kafamda oturgun düzene uygun geçecekti. Değişmezdi bu. Üstümü silkmişti.
Pisliğin içinde işi yoktu onun. birden. Neyin var senin, hasta mısın? dedi birden.
Yoo, çok iyiyim, dedim.
Gerçekten de öyleydim.
Şarap var dolapta; birer bardak içeriz ha?
Dolaba doğru yürüdü. Ben de yürüdüm.
Önce dönecek sandım; oysa sendeliyormuş. Havanelini sağ elime aldım; bütün gücümle vurdum başına. Yüzükoyun düştü. Odayı korkunç bir gürültü kapladı. Nice sonra döşemeye kan aktı. Öylesine yeğindim ki hop desem uçacaktım; sivrisinek gibi. Şimdi kendimi öldürebilirdim.syf129
Özgürlük, kimsesizlik, iletişimsizlik, taşra hayatının sıkışmışlığı, iç buhran ve yaşama isteğinin yitirilmesi öykülerinde öne çıkan konular. En beğendiklerim ise Yaşanmaz, Tutku, Kümesin Ötesi ve Eylemci oldu.
"Önce karşı duvara kara boyayla kocaman bir YAŞANMAZ yazacaktım."
...
“Odam alacakaranlıktı. Işığı yaktım. Perdeler inik, bir de kapı sürgülü oldu mu kendi ülkemdeyim burda. Yeğindim, sivrisinek gibi. Tavana baktım. Büyük eksiklikti bu; ustalık üstüste kocaman yapılar dikmekte değil, odaların tavanına sağlam halkalar çıkmaktaydı. Birden çocukluğumun asılmışını gördüm. Dili, gözleri dışarıda, sümüklü korkak. ‘Bütün dünya bana bir yaşama borçlu.’ En iyisi ağu içmekti ama aramak için yeniden ötekilerin arasına çıkmak gerekti.” syf. 127
Herkese keyifli okumalar.
Aklıma Hatçe geldi mi tarlanın ortasında dikilip kalıyorum. Dayıbaşı '-Ne oldu lan, gidinin delisi?' diyor. Çapanın sapına dayanıp, inceden bir yele tutulmuş gibi kafamda kıpırdanıp duran o mor çiçekli perdeye bakıyorum. Kollarımın gücü yitmiş, sanki bu uzak yerde çevremdeki seslerden daha yakın geliyor bana. syf63
Doğruldu. '-Susadın mı Osman? Al iç istersen.' dedi. Dirgeni bırakıp yürüdüm. Uzattığı ak sırlı tası alıp ağzıma götürdüm. Serindi. Gözlerinde şimdiye dek görmediğim acıyan bir bakış vardı. Ya anamınkiler? Öylesi değildi onlar. Bunlardaki acımaya bir başka, bir anlatamayacağım şey karışıktı; maviyle karışık acıma. Gök boncuklarım vardı benim. Çömleğe elimi sokar, bir avuç çıkarırdım. Şu bana bakan gözler gibiydi benim boncuklarım. Atmıştım. '-Bir dizi deve boncuğuna...' Yoksa yeniden boncuklarım mı olacaktı? syf66
Gelme n'olur? Neden bakıyosun hep? Söyle!
Ne var gözlerimde? Yapamam ki! Ellerini omuzlarıma beni sarsmak için koymamış mıydı? Neden çekmiyor? Alnımda incecik bir ter. Gözleri böyle yakın. Gök boncuklarım vardı benim. Avcuma alır bakardım. Böyle gömgök, pırıl pırıl. Parmaklarımı oynattım. Ellerim katı, kocaman. Şimdi ne yapacam ellerimi?syf80
...yaptırıncaya değin adamın gözüne gözüne bakan, sonra ötekilerle birlik gülen, benim tanıdığım sarı saçlıdan bambaşka biri miydi bu? Değildi. Sevmiyordu onu, aldatıyordu. Aldandığını anladığı zaman nasıl üzüleceğini biliyordum. "Konuş bakalım, konuş" diyordum içimden, "Sen hiç olmazsa mutlu gideceksin." Her şey benim kafamda oturgun düzene uygun geçecekti. Değişmezdi bu. Üstümü silkmişti.
Pisliğin içinde işi yoktu onun. birden. Neyin var senin, hasta mısın? dedi birden.
Yoo, çok iyiyim, dedim.
Gerçekten de öyleydim.
Şarap var dolapta; birer bardak içeriz ha?
Dolaba doğru yürüdü. Ben de yürüdüm.
Önce dönecek sandım; oysa sendeliyormuş. Havanelini sağ elime aldım; bütün gücümle vurdum başına. Yüzükoyun düştü. Odayı korkunç bir gürültü kapladı. Nice sonra döşemeye kan aktı. Öylesine yeğindim ki hop desem uçacaktım; sivrisinek gibi. Şimdi kendimi öldürebilirdim.syf129
May 6, 2021
bir sanatçının eserinde fazladan tek bir kelime, nota, ne bileyim bir desen bırakmadığı ustalık seviyesi vardır. yusuf atılgan her eseriyle bu seviyede benim gözümde, bu öyküleri de dahil. hem çok sade, net öyküler; ama asla “basit” değiller.
hemen bitirmemek için sakladığım kadar varmış. biraz unuttukça kitaplıktan çekip karıştırılacak kitaplara biri daha eklendi.
hemen bitirmemek için sakladığım kadar varmış. biraz unuttukça kitaplıktan çekip karıştırılacak kitaplara biri daha eklendi.
June 21, 2017
Yusuf Atılgan öykülerini sevdim. Şehir içinde yolculuk ederek fazla vakit harcayanların çantasından eksik etmemesi gereken kitaplar öykü kitapları. Tutku, Kümesin Ötesi, Yük, Çıkılmayan, Bodur Minareden Öte ve Ağaç öykülerinden birini, bir kitapçıda bu kitaba denk geldiğinizde okursanız pişman olmazsınız.
May 2, 2023
değişen hiçbir şey yok benim için, hala çok güzel öyküler. canım yazarım.
August 24, 2013
"Ötekilerden uzaklığında bir gösteriş, ikiyüzlülük, şirretçe bir kendini savunma yoktu. Onların ötesinde olduğunu bilmenin hoşgörüsüyle bakıyordu. 'Böyle onlar,' diyordu. 'Ben onlarla birlik yaşamak zorundayım.'"
Yusuf Atılgan'ın sadece roman değil, benim açımdan okuması zor olan bir tür olarak öyküde de ne kadar müthiş bir yazar olduğunun kanıtı.
Yine mekan, zaman analizinde ve kişi tahlilinde nakış yapıyormuş gibi bunları öyküye işliyor, öykü bitince de siz hayretler içerisinde sayfaya bakıyorsunuz. Abartıdan, süsten ve sükseden uzak, bir o kadar da keskin ve şiddetli öyküler bunlar. Özellikle öykü bütünündense Atılgan'ın öykü parçalarını, yani nakışın çiçeklerini seviyorum ben. Bir lafı mesela, ama söylenmek için söylenmiş değil ya da öykü de o söz üzerine oluşturulmuş değiller. Bu çiçek bir karakter de olabilir, mekan da, öyküyü anlatan da veya belki hikayedeki bir nesne de. Üstelik o kadar olağan ya da sıradan ki bazıları,,, büyülenmekten başka bir şey yapamıyorum.
Zaten benim zat-ı alim satır aralarında anlam çıkartmaya (yazar belki degil öyle bir şey kurgulamamış olsa da) bayılır. Yusuf Atılgan'ın da buna çok müsait bir üslubu var.
Peki niye nakış işliyor o zaman? Atılgan'ın tüm romanlarında olan şey: varoluş sorgusu. 'Tuhaf' bir sorgu bu ancak tuhaf olan karakter mi, tuhaf karakter üzerinden yaptığı tuhaf varoluş sorgusu mu yoksa varoluş sorgusu başlı başına mı tuhaf onu okuyup karar verin. Bence tuhaf olan Atılgan'ın yarattığı karakterlerden başka her şey. Normal dediğiniz yaşamın tamamı tuhaf bence. Reddediyorum. Atılgan da ediyor.
“Hey kız, koca tanrı sevişenlerden yanadır demedi miydim ben sana.”
Yusuf Atılgan'ın sadece roman değil, benim açımdan okuması zor olan bir tür olarak öyküde de ne kadar müthiş bir yazar olduğunun kanıtı.
Yine mekan, zaman analizinde ve kişi tahlilinde nakış yapıyormuş gibi bunları öyküye işliyor, öykü bitince de siz hayretler içerisinde sayfaya bakıyorsunuz. Abartıdan, süsten ve sükseden uzak, bir o kadar da keskin ve şiddetli öyküler bunlar. Özellikle öykü bütünündense Atılgan'ın öykü parçalarını, yani nakışın çiçeklerini seviyorum ben. Bir lafı mesela, ama söylenmek için söylenmiş değil ya da öykü de o söz üzerine oluşturulmuş değiller. Bu çiçek bir karakter de olabilir, mekan da, öyküyü anlatan da veya belki hikayedeki bir nesne de. Üstelik o kadar olağan ya da sıradan ki bazıları,,, büyülenmekten başka bir şey yapamıyorum.
Zaten benim zat-ı alim satır aralarında anlam çıkartmaya (yazar belki degil öyle bir şey kurgulamamış olsa da) bayılır. Yusuf Atılgan'ın da buna çok müsait bir üslubu var.
Peki niye nakış işliyor o zaman? Atılgan'ın tüm romanlarında olan şey: varoluş sorgusu. 'Tuhaf' bir sorgu bu ancak tuhaf olan karakter mi, tuhaf karakter üzerinden yaptığı tuhaf varoluş sorgusu mu yoksa varoluş sorgusu başlı başına mı tuhaf onu okuyup karar verin. Bence tuhaf olan Atılgan'ın yarattığı karakterlerden başka her şey. Normal dediğiniz yaşamın tamamı tuhaf bence. Reddediyorum. Atılgan da ediyor.
“Hey kız, koca tanrı sevişenlerden yanadır demedi miydim ben sana.”
öykü okumakta zorlanıyorum, evet
esenlikle
iko
February 26, 2015
Yusuf Atılgan'ın tüm öykülerinin tek bir ciltte toplandığı Yapı Kredi Yayınları'nın "Bütün Öyküler" kitabı Atılgan'ın tarzının neden öyküye daha yatkın olduğunu kanıtlar nitelikte. Öyküler kısa olduğu için Atılgan'ın genel tarzı olan karışık anlatımı "Anayurt Oteli" ve "Aylak Adam"da olduğu gibi okuyucuyu fazla zorlamıyor. Ciltte zaman zaman minimaliste kaçan öyküler bulmak mümkün. Kitabı okurken Yusuf Atılgan'ın anlatımıyla gerçekten Türk edebiyatının özgün yazarlarından biri olduğunu tekrardan görüyorsunuz; fakat açıkçası ben bir kere daha anladım ki Yusuf Atılgan pek bana uygun bir yazar değil. Toplamda dört eseri olması sebebiyle her edebiyat severin zaman ayırmasını tavsiye ettiğim yazarlardan biri.
02.10.2015
İstanbul, Türkiye
Alp Turgut
http://www.filmdoktoru.com/kitap-labo...
02.10.2015
İstanbul, Türkiye
Alp Turgut
http://www.filmdoktoru.com/kitap-labo...
November 20, 2014
Anayurt Oteli'ni çok sevsem de Aylak Adam pek hoşuma gitmemişti; zaten Yusuf Atılgan küçük şehirlerin, kasabaların ve hatta köylerin insanını yazmalıymış. Özellikle köyde geçen hikayelerini çok ama çok beğendim. Son kısımda ekmek elden süt memeden'deki "masallar" ise bizim çocukluğumuzu da kapsayan, öğüt vereceğim, çocuk korkutacağım derken çocuğun psikolojisini bozan türdendi:) Ama adamcağızın suçu yok biz bunlarla büyüdük.
February 24, 2016
Tekrar tekrar okunası.. Çocuk öyküleri özellikle ilgi çekiciydi. Yine büyüklere masal tadında bir kitaba rast geldim dedim içten içe...
May 29, 2021
Bu kitabı bitirdiğim için sevinçliyim. Kindılımı bulaşık makinesine attım 80 derecede yıkanıyor.
March 28, 2019
Yazarın en az romanları kadar çarpıcı öyküleri bu kitapta toplanmış. Köyden, kasabadan, kentten olan öyküler en nihayetinde insan odaklı olduğundan yazarın her daim söyleyecekleri oluyor. Ben "Korkut'a Masal" ve "Ceren'e Masal" öyküsünün özellikle okunmasını tavsiye ederim. "Ceren'e Masal" bana Kör Baykuş'u anımsattı.
February 13, 2016
Okumadığım Yusuf Atılgan kitapları bitmesin diye yavaş yavaş, sindire sindire elime alıyorum her birini. Öykülerini de öyle okudum. Hepsi çok güzeldi ama Bodur Minareden Öte ve hayvanların kişileştirildiği öyküler ayrı bir tat verdi bana. Okunmalı.
January 4, 2015
heç şübhesiz Türk edebiyyatını sevme sebeblerimden oldu :3
Read
November 15, 2019İçeriğindeki her öyküyü tek tek sevsem de, “Bodur Minareden Öte” bambaşkaydı.
December 21, 2019
"On yıl önce annemi de severdim. Hem böyle kasabanın insanlarından korkmazdım... Okulu bitirdiğim yıl karşıya kalasları yığdılar. Arsa sesini yitirdi."
"Kusur bağışlayacak göz yok bunlarda. Büzülüyorum; içimi bir korku kaplıyor."
"Neden bu daracık kasabadayız biz? Yoksa bütün dünya böyle mi? Kitapların dediği yalan mı?"
"Saatların tıkırtısıyla içinin sıkıntısı arasında bir ilgi vardır sanki. Bu durmayan tıkırtı dünyanın düzeni gibi bir şeydir. Değişmez. Dursa sıkıntısı geçecek belki. Oysa bu sıkıntıyı yaratan kendisidir. Her sabah dükkana girdi mi ilk işi birer birer bu saatları kurmaktır. İğrene iğrene yapar bu işi. Kurmayıverse olmaz mı? Olmaz?"
"İsteksiz, ara sıra, ödev yapar gibi sarılmalar, tümü."
"Yazmayacağım onun hikayesini, vazgeçtim. Beceremem, yanlış anlatırım diye korkuyorum."
"Yılın bu vakti hava böyle güzel olsun, yağmur yağmasın da ben aylak kalayım, olacak şey değildi bu. İçimde bir ağırlık, bir yalnızlık duyuyordum. Geldim bu karaağacın dibine oturdum. İnsanlar gelip sorsunlar istiyordum. O-sman, ne arıyorsun burda? desinler. Anlatayım, beni tedirgin eden gizin ağırlığını paylaşayım onlarla, yeğinleşsin. Sormuyorlardı."
"Öyle rahatım ki, öğleyin ayrılmıyayım diye ekmeğimi yanımda getiriyorum; gün devrilip karaağaçların gölgesi uzayıncaya, güneş vuruncaya değiş burada kalıyorum. Susamasam, çişim gelmese hiç kalkmıyacam yerimden."
"Horoz bu dört duvar arasından hoşnut. Yiyip içip üstümüze atlamak yetiyor ona. Ama ben her zamandan çok şimdi kocaman avluların özlemini duyuyorum. Duvarların ardında, o uçsuz bucaksız dünyada daha iyi tavuklar arasında, daha anlayışlı horozlarla geçecek günlerin özlemiyle doluyum. Bıktım buradan. Kaçacağım. Ama köpekler varmış, başka canavarlar varmış, olsun. Bu defa kanatlarımı açar uçuveririm, hırpalatmam kendimi onlara."
"Kalkıp dünküne benzer yeni bir güne başlamakta ne var?"
"Gene, göçmen bulamacıyla ekşili köfteyi, sanki birbirinden ayrı şeyler değilmişler gibi, aynı ilgisizlik, aynı sessizlikle çiğneyip yutan bir erkeğe çeşitli yemekler pişirmeyecek miyim? Bütün bu çamaşır yıkamalar, ortalık süpürmeler, yemek pişirmeler lüzumsuz işler değil mi?"
"Belki de herkes, her gün dünküne benzer uzun bir güne uyanıyor."
"Gücün doğruldum."
"Dayanamayacaktım; kahredici bir sıkıntı vardı içimde. Birden hatırladım. Eve varınca kendimi öldürecektim. Rahatladım."
"Bütün dünya bana bir yaşama borçlu."
"Odam alacakaranlıktı. Işığı yaktım. Perdeler inik, bir de kapı sürgülü oldu mu kendi ülkemdeyim burda. Yeğindim, sivrisinek gibi. Tavana baktım. Büyük eksiklikti bu; ustalık üst üste kocaman yapılar dikmekte değil, odaların tavanına sağlam halkalar çıkmaktaydı."
"Cadde kalabalık gibi geldi bana. İnsanların birbirine benzerlikleri, tümünün iki ayaklı oluşu şaşılacak şeydi."
"Bir cıgara yaktım. Umutluydum. Yine bir işe girecektim. Bu sabah -Yarın uğra- demişti birisi."
"-Herkes esnesin. Her şey önceden bilinmektedir. Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır.- (Michelet)"
"Ayaklarını gücün kaldırıyordu yerden."
"Belli bir yaşayış uygulamışlar bana. Görünmeyen bir giysi giydirmişler. Sıkıyor beni, çıkarıp atamıyorum. Düğmelerini çözemem mi? Bu bile güç. Ya çıkarıp atanlar? Tutuyorlar onları. Deliler evine kapıyorlar ya da kodese."
"Kapının önünde durdu. Pencerelerde ışık olsa. Kimsesi yok. -Sıkıştık mı yalnızlığımız daha koyulaşıyor- İçeri girer girmez kapıyı kilitledi."
"Konuşmaya razı olmak yüzünden uğradığım zararların ilki, memeden kesilmek oldu."
"Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım."
"Kusur bağışlayacak göz yok bunlarda. Büzülüyorum; içimi bir korku kaplıyor."
"Neden bu daracık kasabadayız biz? Yoksa bütün dünya böyle mi? Kitapların dediği yalan mı?"
"Saatların tıkırtısıyla içinin sıkıntısı arasında bir ilgi vardır sanki. Bu durmayan tıkırtı dünyanın düzeni gibi bir şeydir. Değişmez. Dursa sıkıntısı geçecek belki. Oysa bu sıkıntıyı yaratan kendisidir. Her sabah dükkana girdi mi ilk işi birer birer bu saatları kurmaktır. İğrene iğrene yapar bu işi. Kurmayıverse olmaz mı? Olmaz?"
"İsteksiz, ara sıra, ödev yapar gibi sarılmalar, tümü."
"Yazmayacağım onun hikayesini, vazgeçtim. Beceremem, yanlış anlatırım diye korkuyorum."
"Yılın bu vakti hava böyle güzel olsun, yağmur yağmasın da ben aylak kalayım, olacak şey değildi bu. İçimde bir ağırlık, bir yalnızlık duyuyordum. Geldim bu karaağacın dibine oturdum. İnsanlar gelip sorsunlar istiyordum. O-sman, ne arıyorsun burda? desinler. Anlatayım, beni tedirgin eden gizin ağırlığını paylaşayım onlarla, yeğinleşsin. Sormuyorlardı."
"Öyle rahatım ki, öğleyin ayrılmıyayım diye ekmeğimi yanımda getiriyorum; gün devrilip karaağaçların gölgesi uzayıncaya, güneş vuruncaya değiş burada kalıyorum. Susamasam, çişim gelmese hiç kalkmıyacam yerimden."
"Horoz bu dört duvar arasından hoşnut. Yiyip içip üstümüze atlamak yetiyor ona. Ama ben her zamandan çok şimdi kocaman avluların özlemini duyuyorum. Duvarların ardında, o uçsuz bucaksız dünyada daha iyi tavuklar arasında, daha anlayışlı horozlarla geçecek günlerin özlemiyle doluyum. Bıktım buradan. Kaçacağım. Ama köpekler varmış, başka canavarlar varmış, olsun. Bu defa kanatlarımı açar uçuveririm, hırpalatmam kendimi onlara."
"Kalkıp dünküne benzer yeni bir güne başlamakta ne var?"
"Gene, göçmen bulamacıyla ekşili köfteyi, sanki birbirinden ayrı şeyler değilmişler gibi, aynı ilgisizlik, aynı sessizlikle çiğneyip yutan bir erkeğe çeşitli yemekler pişirmeyecek miyim? Bütün bu çamaşır yıkamalar, ortalık süpürmeler, yemek pişirmeler lüzumsuz işler değil mi?"
"Belki de herkes, her gün dünküne benzer uzun bir güne uyanıyor."
"Gücün doğruldum."
"Dayanamayacaktım; kahredici bir sıkıntı vardı içimde. Birden hatırladım. Eve varınca kendimi öldürecektim. Rahatladım."
"Bütün dünya bana bir yaşama borçlu."
"Odam alacakaranlıktı. Işığı yaktım. Perdeler inik, bir de kapı sürgülü oldu mu kendi ülkemdeyim burda. Yeğindim, sivrisinek gibi. Tavana baktım. Büyük eksiklikti bu; ustalık üst üste kocaman yapılar dikmekte değil, odaların tavanına sağlam halkalar çıkmaktaydı."
"Cadde kalabalık gibi geldi bana. İnsanların birbirine benzerlikleri, tümünün iki ayaklı oluşu şaşılacak şeydi."
"Bir cıgara yaktım. Umutluydum. Yine bir işe girecektim. Bu sabah -Yarın uğra- demişti birisi."
"-Herkes esnesin. Her şey önceden bilinmektedir. Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır.- (Michelet)"
"Ayaklarını gücün kaldırıyordu yerden."
"Belli bir yaşayış uygulamışlar bana. Görünmeyen bir giysi giydirmişler. Sıkıyor beni, çıkarıp atamıyorum. Düğmelerini çözemem mi? Bu bile güç. Ya çıkarıp atanlar? Tutuyorlar onları. Deliler evine kapıyorlar ya da kodese."
"Kapının önünde durdu. Pencerelerde ışık olsa. Kimsesi yok. -Sıkıştık mı yalnızlığımız daha koyulaşıyor- İçeri girer girmez kapıyı kilitledi."
"Konuşmaya razı olmak yüzünden uğradığım zararların ilki, memeden kesilmek oldu."
"Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım."
December 20, 2015
Öykülerin pek çoğunu beğendim."Tutku"isimli öyküden çok etkilendim derken; kitabın sonraki sayfalarında yer alan "Bodur Minareden Öte" öyküsü ise çarptı geçti. Tavsiye ederim.
February 17, 2016
Hep insanı Ege köylerine götüren öyküler. Çok samimi, dili çok yalın. Kitaptaki iki masalı okuduktan sonra yetişkinler için masal yazma isteği duydum; ikisi de harika!
September 14, 2017
"Sıkıştık mı yalnızlığımız daha koyulaşıyor."
July 12, 2019
Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım. Yukarıya bildirildi; başöğretmen beni getirip ağzıma acı birer sürdü. "Böyle gidersen beynine de biber sürülür"dedi.
May 24, 2020
Yusuf Atılgan'ın romanlarına giden öyküleri gibi. Her yerinde bir çocukluk bir aylaklık var. Son kısımdaki masallar ise Yusuf Atılgan'ın öyküsündeki ilerici yönünü de ortaya koyuyor. Son kısımlarda Feyyaz Kayacan'da ki tadın aynısını aldım.
February 11, 2022
Bir çok kez başka yazarların öykü derleme kitaplarına denk gelmişimdir. İlk zamanlar beklentileri karşılamadıklarına şahit olmuşumdur ama "zaten bir sürü öykü var içinde, hepsinin iyi olması ne kadar mümkün ki" demişimdir sonra.
Ama Yusuf Atılgan beni resmen gafil avladı. Hiç bir beklenti ile başlamadığım bu kitapta resmen hayal alemine daldım. Bütün öyküleri yaşadım sanki. Bir tane öykü bile "ben fazlayım" demiyor.
Ama Yusuf Atılgan beni resmen gafil avladı. Hiç bir beklenti ile başlamadığım bu kitapta resmen hayal alemine daldım. Bütün öyküleri yaşadım sanki. Bir tane öykü bile "ben fazlayım" demiyor.
August 7, 2026
Kitabın ilk yarısı 🐄🐓🐣🐦💐🌸🌷🫒🏕🌞🚜
Son yarısı 🪨🏚🦌🔫🧳🐕🆘️🏦🏃♂️💨💣
AYRICA SON HIKAYE NE OYLE?!?!
Son yarısı 🪨🏚🦌🔫🧳🐕🆘️🏦🏃♂️💨💣
AYRICA SON HIKAYE NE OYLE?!?!
March 15, 2023
Okurken çok keyif aldığım hikayeler de oldu bitsin diye kayda sayısına bakıp durduğum hikayeler de. 4 yıldızı hak ettiğini düşünüyorum.
September 29, 2017
Derin ve akıcı öyküler. Özellikle Yusuf Atılgan üstadın kalemine alışık olanlar çok beğenecektir.
February 1, 2014
"en iyisi vapurlardı. sağ elini saçlarından geçirip yanağına dayardı. kimsenin göremediği iki ucunda yalnız kaldığımız o kıldan ince köprüyü kurardık. biliyor musun, beni yokluğun eşiğinden sen çevirdin. birbirimiz için varız biz derdim. kendimi ona gerekli yapmaya uğraşıyordum belki.dünyada ötekilerin de oluşunu bağışlıyordum. vapuru yapan işçiler, yüzdürenler, onu iskeleye bağlayan kırmızı burunlu adam, ekmeğimizi pişiren fırıncı, ağabeyim, herkes biz olalım diye vardılar".
July 10, 2012
A good read.
Buradaki favori öyküm "çıkılmayan" ardından da "bodur minareden öte".
"Çıkılmayan"ın başında çok ilginç bir alıntı var;
"Herkes esnesin. Herşey önceden bilinmektedir. Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır." - Michelet
Buradaki favori öyküm "çıkılmayan" ardından da "bodur minareden öte".
"Çıkılmayan"ın başında çok ilginç bir alıntı var;
"Herkes esnesin. Herşey önceden bilinmektedir. Bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır." - Michelet
October 28, 2012
Özellikle Dedikodu, Çıkılmayan ve Bodur Minareden Öte öyküleri çok iyiydi. Sanırım Yusuf Atılgan'ın en iyi olduğu alanlardan birisi olaylara farklı kişilerin veya karakterlerin gözlerinden bakabilmesi...
January 31, 2014
Yusuf Atilgan yarattigi karakterlerin ic dunyalarini okuruna hissettirebilen bir yazar. Oykulerini de bir solukta okudum. Kitabin son sayfasini cevirdigimde diger kitaplarini da okumam gerektigini dusundum.
Okumak, okutmak gereken kitaplardan...
Okumak, okutmak gereken kitaplardan...
Displaying 1 - 30 of 71 reviews





























