Avrupa Bilimler Akademisi'nin ve Amerikan Bilimler Akademisi'nin ilk Türk üyesi, Rus Bilimler Akademisi'ne Fuat Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türk, Türkiye Bilimler Akademisi'nin en genç kurucu üyesi, Tübitak Bilim Ödülü kazanan en genç bilim adamı... İki şeref doktorası, Paris'te Collège de France'da profesörlük, ulusal ve uluslararası otuz bir adet şeref payesi ve ödül... Jeolog Prof. Dr. A.M. Celâl Şengör'ün sıfat ve ödüllerinin bir kısmı. Şimdilik... Neden dünyanın en saygın akademisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor, sorusunun cevaplarından bazıları:
Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koydu ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetti, Orta Asya'nın jeolojik yapısını ortaya çıkardı, Kıta-kıta çarpışmasının önülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözdü, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazdı (Yücel Yılmaz ile birlikte).
1956'da Çorum'da doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü'nü son sınıfta bıraktı. 1984 yılında öğretmenlikten ayrılarak gazeteciliğe başladı. İlk şiirlerini 1978 yılında Türk Edebiyatı dergisinde yayımladı. Beş yıl Londra'da yaşadıktan sonra Türkiye'ye döndü.
Söyleşi türünde nefis bir kitap. Hocanın militarizm aşkına güzel bir örnek var bu kitaptan: "Oya ile evlendiğimiz zaman kendisine de söylemiştim: “Sen benim eşimsin, senin için her şeyi yaparım. Yalnız şunu asla unutma. Senden kıymetli bir tek şey var, o da Hava Kuvvetleri. Hava Kuvvetleri bir şey istedi mi, seni fedâya hazırım. Sadece seni değil, kendimi de fedaya hazırım.” (syf.24) Aynı zamanda net biri Şengör, o papyon takan sevimli adamda askerî bir nizam var. "Ama Hasan Âli Yücel’i istifaya teşvik etmesi, Doğu ve Güneydoğu Türkiye’deki feodal sistemi ehlileştirmeyi göze alamamış olması veya Köy Enstitüleri’ni koruyamaması, benim affedebileceğim günahlar değildir." diyerek İsmet Paşa konusunda tavrını koyuyor. Sözünü sakınmıyor, din konusundaki söylemleri ile bir kesimin nefretini kazanmış durumda. Türk milliyetçisi bir aileden gelen çocuğuna dahi Göktürkçe öğreten bu değerli bilim insanına sahip çıkmalıyız. Belki buna ihtiyacı yok ama bizim ona ihtiyacımız var, emin olun.
Fransız İhtilali ve Amerika Kendisi 14 Temmuz günü yani Fransız İhtilali'nin kutlandığı gün Fransa'da ise eğer hep siyah giyer çünkü Fransız İhtilali'nin insanlığın başına gelen en büyük belalardan biri olduğunu düşünür. İnsanlığı geri götürdüğünü, aristokrasiyi elimine ettiğini, bilimi öldürmeye çalıştığını söylüyor. Rus İhtilali ve Nasyonel Sosyalizm'in bu ihtilalin doğal çocukları olduğunu söylüyor. Üstelik Amerikan İhtilali ile beraber 20.yüzyılın kötüklerinin kaynağı olduğunu söyler ve Amerika'da hiçbir zaman aristokrat takımı olmadığını da ekliyor. Bunların yanı sıra Amerika'nın bugünkü sanayi ve bilimdeki gelişimini Avrupa'dan gelen insanlara bağlar. Atom bombasını yapan, Hans Bethe Alman'dır, bombanın gerekli olduğuna dair mektup yazan Albert Einstein Alman'dır, Manhattan Projesi'nin başı Oppenheimer Göttingen'de tahsilini almıştır. Babasına Challenger Faciası'ndan sonra "Almanlar gittikten sonra Amerikan Uzay Programı'nın başı beladan kurtulmuyor." Diyor.
Sosyal Bilimler ve Marksizm Tarih dışında sosyal bilimlerin adam gibi bilim olmadığını söylüyor. Bunun sebebinin inceledikleri nesneyi objektik olarak ele alamamaları olduğunu söylüyor. Marx'ın "Filozoflar bugüne kadar dünyayı anlamakla uğraştılar, halbuki önemli olan onu değiştirmektir" sözünün bilim açısından yanlış ve tehlikeli olduğunu ifade ediyor. İnsana da jeologların taşa baktığı gibi nesnel bakmaları gerektiğini, aksi halde bilim yapılamayacağını ifade ediyor. Marksizm'in en hoş "dinlerden" biri olduğunu ifade ediyor. Cenneti var, peygamberi var, kutsal kitapları var ve daha bir sürü "zırvalık" var dedikten sonra "Marx'ın insanlara iyilik etmek istemiş olması zırvalamış olmasına engel değildir." diye bitiriyor.
İstanbul "Bir İstanbul insana o kadar çok şey veren bir şehir ki, o kadar çeşitli kaynaklardan bilgi ve görgü edinebildiğin bir şehir ki, orayı bırakmak gönlüm elvermedi." der ve ardından "İstanbul, bir cahil mafya grubunun eline düşmüş, aristokrat bir hanımefendidir" diye ekliyor. İstanbul'u tanımlarken "Kapalıçarşı'dan çıkıyorsun, gidiyorsun Beyazıt Meydanı'na. Koskoca Harbiye Nezareti, şimdi üniversite olmu. İki adım ötesinde Sahaflar Çarşısı..." diyerek hayranlığını dile getiriyor.
Akademik Çevre, Ödül ve Semavi Akademisi Xavier le Pichon onu Avrupa Akademisi'ne onu teklif etmiş ve seçildiği zamanda tebrik etmiş. Akademiye seçilme de ve ödülerde kendi marifetinin yanı sıra çevrenin de çok önemli olduğunu belirtir çünkü birinin seni teklif etmesi, onun aklına gelmen lazım. "Eğer bilim camiasının bir parçası değilseniz, sizin yaptığınız bilimin kalitesi çok sıradışı olmadıkça, bu ödüllerde söz ahibi olan herkesin sizi tanıması son derece zor." diye ekliyor. Xavier'a Semavi Akademi için "Benim seçilmek istediğim bir akademi var ama oraya birilerinin yardımıyla seçilmek mümkün değil" dediği zaman Xavier ona "Böyle bir akademi yok dünyada yok, onu söyleyeyim" diye cevap verir. Bu akademi hakkında Maja'ya(yamulmuyorsam sekreteri) söyle bir şey demiş: "İstanbul'da sisli ve yağmurlu bir gece, eski İstanbul sokaklarında dolaşırken, birbiriyle sohbet halinde gezinen kapüşonlu, uzun cüppeli hayaletler görürsün. İşte bu hayaletler İstanbul'un Semavi Akademisi'nin üyeleridir. Ben bunların arasına karışmak istiyorum."
Doktora Tezi ve Summa Cum Laude Tezin iki hafta önceden komisyona teslim edilmesi lazımken Şengör 1 gece önce teslim eder. Win Means kurallara sıkı sıkıya bağlı olduğu için "seni imtihan etmeyeceğiz" der fakat 1 saat sonra Means "On beş dakika sonra seni imtihana alıyoruz" der. Şengör imtihanı geçer ve doktorasını alır fakat bir sorun vardır. Ertesi gün hocası Bill Kidd geldiğinde ona "Biz seni doktora programına kabul etmeyi unutmuşuz" der. Halbuki bunu 3 yıl önce yapmaları gerekirdi fakat herkes onun doktorluğunu o kadar doğal görmüş ki doktora kabul imtihanı yapmayı unutmuşlar. Doktora hocası Dewey soruları idareye bırakmıştır, Bill dört saat içerisinde soruları çözmesini ister, böylece tarihi eski attırıp dosyaya koyabilirler. Diplomasını almak için Steve'in yanına gidince Steve ona "Notlarına bakıyordum, senin Summa Cum Laude ile mezun olman lazım" der, bu en yüksek şeref ile mezun olan kişilere verir, Şengör'ün ortalaması da 3,95'tir. Önce Steve diploma çoktan basıldığından veremeyeceğini söyler fakat Şengör, çok ısrar edince diplomasını değiştirirler.
Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Yahya Kemal, Tevfik Fikret ve Namık Kemal Nâzım Hikmet için "Boş heriflerden biridir. Şiirlerinin çoğu saçma sapan şeylerdir. Milli Mücadele'yi anlatan bir güzel destanı var. Bunun dışında ne yapmış bu bey? Ne farkı var Yaşar Kemal'den? Nâzım Hikmet benim hoşuma gitmeyen şiirler yazmış, Yaşar Kemal de benim hoşuma gitmeyen romanlar." der ve ekler "Yahya Kemal şahanedir. Tevfik Fikret'i de severim ben. Fikirlerinden hiç hoşlanmadığım halde Mehmet Âkif'i de çok beğenirim. Ben karakterini sevmem ama o 'Çanakkale Şehitleri' inanılmaz bir şiir. Yani onun içide Bedir falan gibi Müslümanlıkla ilgili şeylerden söz etmese şuraya asacağım o şiir." Hatta Mehmet Âkif'in "Âsım'ın Nesli" şiirinden etkilendiği için oğlunun adını Asım koyduğunu söylüyor. Namık Kemal için ise Atatürk'ü heyecanlandırmak dışında önemli bir çabası olmadığını, kurduğu Genç Osmanlılar'ın milleti birbirine düşürerek Osmanlı İmparatorluğu'nun sınunu getirdiğini söylüyor.
İnsan ve İdare "Benim jeolog olmamın temel sebebi şuydu: İnsanın bulaşmadığı bir iş yapmak. Yani konunun içinde insan olmayacak" der, bunun sebebini ise insanları sevmediğini söylerek ifade ediyor. "Ben asosyal bir adamım. İnsanlardan uzak durabileceğim, yani insanla temas kurmak zorunda olmayacağım bir alan olduğu için hoşuma gitti jeoloji" diyor. Bu nedenle hiçbir idari görevi kabul etmediğini söylüyor. Üniversite ve TÜBİTAK denemesine rağmen hiçbir iş yapmayı istifa etti ve onlarda büyük bir memnuniyetle istifasını kabul ettiler.
YÖK İTÜ'ye istedikleri kadar öğrenci almak istemelerine rağmen çok daha fazla öğrenci geldiğini söylüyor. Kontenjanlara YÖK karar veriyor ancak şuçun YÖK'te olmadığını çünkü YÖK üniversitelere hakiki kapasiteleri kadar kontenjan ayırsa, anında kapatacaklarını söylüyor çünkü YÖK'ün üzerinde müthiş bir baskı var. Bu nedenle öğrencileri şekillendirmeleri mümkün değil.
TÜBİTAK Bilim Ödülü Alan En Genç İnsan Cengiz Dökmeci ona Bilim Ödülü alan en geç insansın dediği zaman, ona "İyi ama Oktay Sinanoğlu'da 30 yaşında aldı" diye itiraz ettikleri için Kültür Bakanlığı Bilgi Çağı Ödülü'nün kokteyl'inde Oktay Sinanoğlu'nun Şubat ayında doğdunu öğrenince Mart(24) ayında doğduğu için ondan daha genç ödülü aldığı tescillenmiş oldu.
İnsan, Akıl ve Sömürge "İnsan toplumuna çok fazla sevgi ve şefkatle bakamama saplantısı olduğunu söylüyor. Çocukluğundan beri insanı karıncadan farklı görmediğini söylüyor. İnsana verilen özel değeri hiçbir zaman anlamadığını dile getiriyor. "İnsan aklını anlıyorum, o çok önemli bir şey. Ama akıl elemanını çıkarınca geriye kalanın kutsallığını hiçbir zaman anlayamamışımdır." Bu yüzden sömürge imparatorlukların yüz yıl erken çöktüğünü söylüyor. Hindistan, Vietnam gibi sömürgelerin adam gibi eğittiğini söylüyor. Mesela Hindistan'da sömürgecinin dili(İngilizce) ile konuşmanın matah olduğunu çünkü önceleri birbirleriyle temas edemediğini söylüyor. Sonra "sati" geleneğini(kadını kocasıyla beraber yakma geleneği) İngilizler'in mani olduğunu dile getiriyor. Kendi mantığının müstemlekeci yani kolonyalist olduğunu dile getiriyor ve ekliyor "Dünyada çağımızdaki en çirkin etnik ve dinsel çarpışmaları ya solcular(mesela PKK) fiştekliyor, ya sağcılar(Pakistan-Hindistan çatıması, Afganistan iç savaşı...). İnsanlara zarar veren kültürlerin yok edilmesi gerektiğini söylüyor.
Asım'ın Doğumu ve Yaşamı Tibet konusunda Leicester kentinde yapılan toplantıda Profesör Gansser "3 yıl çocuk yapmak yok" tavsiyesini verdikten sonra Şengör ailesi 3 sene çocuk yapmadıktan sonra 1989'da Asım dünyaya geldi. Fakat Celal Hoca 3 sene çocuk yapmamalarının sebebini evleri olmadığından göçebe yaşadıkları için çocuk yapmadıklarını söylüyor(Şuanki yaşadıkları ev inşaat halindeydi). 1992 Uluslararası Jeologlar Kongresi'nin Kyoto'daki toplantısında aynı profesör "Şimdi ikinci çocuğunuzu yapın" diye öneri verdi ancak bu sefer Professör'ün sözünü tutamadılar. Hamile haberini ise üniversitedeki odasında öğrendiğini dile getiriyor Celal Hoca. Oya(karısı) ona hamile olduğunu söylediğinde basitçe "İyi, ne yapalım?" dediğini ifade ediyor. Oya'nın krizi tuttuğu zaman sıkılmaması için bir yandan karısının elini tutarken bir yandan Eduard Suess'ün İsviçreli jeolog Arnold Escher von der Linth'e yazdığı mektupları okumuş. Hastaneye gitmek için hazırlanırken(Oya istediği için Amerikan Hastanesi'ne gidiyorlar) ona kravatını ve kravat iğnesinin nerede olduğu için Oya ona çok kızmış. Naci(Görür) Bey, Asım'ın kulağına kendisi ezan okumak istemiş(ki kendisi Nakşibendi Şeyhi). Bunun yanı sıra Asım küçükken genelkurmay başkanı olmak istemiş :). Celal Hoca bunun sebebinin Celasin Paşa'nın eve geldiğinde küçük Asım'ı müthiş etkilemesi olduğunu söylüyor.
Diğerleri - 5 yaşındayken evine hem başbakanın hem de Emin Kalafat'ın geldiğinden söz ediyor. İstanbul Belediye Başkanı Kemal Aygün ihtilal zamanı içeri atıldığında dedesinin onun hanımının ve kızı kendi evine aldığını da bahsediyor(biri Demokrat Partili biri Halk Partili). - Annesi ona babası öldükten sonra onun(Şengör’ün annesinin babasının) MİT üyesi olduğunu öğrendiğini söylemiş. - Aklı başında adamların politika ile uğraşmasını istediğini belirtiyor. Tabii aklı başında olanların azınlıkta olduğunu bildiği için demokrasiye bir antipatisi olduğunu söylüyor ve şöyle diyor "Toplumları seçilmişler değil, kaymak tabakasının üstündeki grup yönetmelidir." Yani aristokrasiyi savunuyor ve diyor "meritokrat dahi demiyorum, aristokrat olmalı, yani nesillerdir imkanlı ailelerden gelen insanları olmalı. Bunun çeşitli nedenleri var. Bir karnı tok olmalı, iki görgülü olmalı, üç bilgili olmalı. - Yücel Yılmaz ile yazdığı ve levha tektoniği içinde Türkiye'nin değerlendirildiği makalesi bir atıf klasiği haline geldi. Uluslararası indeks kurallarıan göre, bir makale 400 atıfı geçince klasik haline gelir. Şengör'ün makalesi röportaj yapıldığı sırada dediğine göre 700'ü geçti, belki 1000'e ulaştı. - Namık Kemal'in Atatürk'ü heyecanlandırmak dışında önemli bir çabası olmadığını, kurduğu Genç Osmanlılar'ın milleti birbirine düşürerek Osmanlı İmparatorluğu'nun sınunu getirdiğini söylüyor. - "Aristokrasinin olmadığı yerde ne bilim olur, ne sanat olur, ne de düzenli yönetim olur." diyor. Aristokrasinin dikdatörlüğü imkansız hale getirdiğini de ekliyor hatta Osmanlı'nın adam olamamasının sebebini de aristokrasinin olmamasına bağlar. - Don Giovanni'nin opera filminde oynayan bir çocuk için dört defa o filme gitti. Bunun seks ile hiçbir alakası olmadığını, cinsiyet ayrımı yapmadan güzele aşık olduğunu ifade ediyor. - Öğrenciyken sürekli birinci sınıf ile seyahat ettiğini, Business Class çıkınca arada onla da gittiğini ancak uzun yollarda hep birinci sınıf ile gittiğini ifade eder ve "Ölüm insan ya ekonomi sınıfında!" diye ekliyor. - Özal'a oy vermiş, ancak sonradan büyük pişman olmuştur. "Pişman oldum. Çünkü bu yobazlık hikâyelerini falan Özal sardı başımıza. Ben Kenan Paşa'nın haklı olduğunu daha sonradan gördüm. Keşke komutanı dinleseydim, dedim. Hayatımda bir defa komutan dinlememezlik ettim, ondan sonra da pişman oldum."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Turkiye'de politik cikislari da olmasa pek adini bilmedigimiz, bilmeyecegimiz dunya capindaki birkac bilim adamimizdan biri Celal Sengor. Gercek bir bilim insaninin kafasi nasil calismali, dusunce duzlemi nasil olmali bunun ipuclarini veren, keyifli bir okuma bu kitap. Yazar arada sacma sorular sormus; ama Celal Sengor sorunun da aslinda nasil sorulmasi gerektigini anlatmis, soruyu dogru haliyle sormus ve cevaplamis. Kimi zaman gulunesi anekdotlarla dolu, zevkli bir okuma. Herkese tavsiye ederim.
Okuma zevki hayli yüksek bir kitap. Şengör'ün çoğu konuda yanlış düşündüğünü görmeme oldukça katkı sağladı. Bilim fetişizmi, sözde kutsalları dışlamış olma ancak askerlerin ve askerlik kurumunun yere göğe sığdırılamaması, Atatürk tapıcılığı, manyaklık derecesinde Batı hayranlığı. Stereotip bir 20. yüzyıl Türk entelektüeli. Jeoloji alanına verdiği katkılar dışında asgari düzeyde ciddiye alınması gereken bir şahsiyet.
Şok, acı, yas ile geçen 10 günden sonra tahammül edilmez hâle gelen öfke ve hayal kırıklığını kontrol edebilmek için okudum bu kitabı.
Güzel düzenlenmiş, derli toplu bir kitap. Şengör son derece şeffaf; çekinmeden hayatını, fikirlerini, inançlarını (var, evet, fakat tanrıyla alâkalı değil) ortaya seriyor.
Sefa Kaplan da beraber çalıştıkları dört yılın iniş çıkışlarını hafif yollu yansıtmış, kendisini tamamen yok etmeden, kitabı -aslında öyle olduğu halde- bir monoloğa çevirmeden bize sunmuş; bunu da çok beğendim.
Alman dadısı ve yüksek elit hayat görüşü ile sağ olsun beni bu seri kitaplarından soğuttu. Konuşmacı çok kötü bir konuşmacı ve kendi işi hariç hiçbirşeye bilimsel metotla bakmayan aksine sürekli başkasını aşağılamaya çalıştığı gibi yobaz gibi bakan bir adam. Hayat görüşü, yobazlığın batıdan esen rüzgarı
Türkiyenin sahip çıkması gereken yegane değerlerinden biridir o. Eleştirisel akılcı ve bilimsel metotları benimseyen Celal Şengör'ü anlamak ve yaptıklarını, yaşadıklarını merak eden herkesin okumasını tavsiye ederim.
*Jules Verne okumuş. *Krakatoa belgeselini öneriyor. *Amerka ve avrupa bilimler akademisine seçilen ilk. Rusya'ya 2. Türk. *Evrenin en anlaşılmaz tarafı, anlaşılabilir olmasıdır. -Albert Einstein *"Benim adetimdi her akşam notlarımı temize çekerdim. Dümdüz değil zenginleştirerek çekerdim" *Fransız ihtilalini Aristokratların sonuç olarak bilimin öldürülmesi olarak görüyor *Zürih'te herkes eşit. Kimsenin aşağılık kompleksi yok. *Ödülde, madalyada dostluk faktörü çok önemli. *Üniversite değil. Hoca mühim. *"İnsanları sevmediğim için. Ben asosyal bir adamım. İnsanlardan uzak durabileceğim, ayni insanla temas kurmak zorunda olmayacağım bir alan olduğu için hoşuma gitti jeoloji." *"İlla ki yap diye ısrar ediyorlarsa tamam diyorum. Ama yapmıyorum." *İhsan doğramacı, YÖK'ü Bilkent'e para aktarmak için kullanmıştır. *Newton'un kafasına elma düşmedi. Makalesinş açıklarken " gezegen ile elmaya etkiyen kuvvet aynı olmalı diye düşünüyordum" demiş. Hikayeyi çarpıtmışlar *Kaç makale olduğunun önemli yok. Sen hangi sorunları çözdün? *Çocuk kendi başına insan olur. Bir şey dayatamazsın. Bak ben böyle yaptım diyebilirsin ancak. *Ailede, bilgi ve kültür ancak kuşaklar boyunca ise anlamlı olur. *Avrupa > ABD (aşağılık kompleksi yok, aristokrasinin etkisi devam ediyor) *"Erkek arkadaşınla tam mercimeği fırına vermek üzeresin, aklına bir şey geldi, "bir dakika, bir not alayım, geliyorum" diyebiliyor musun? Tutkunun derecesi işte bu! Ne yaparsan yap aklında bilimsel sorunların olacak, seni rahatsız edecek, bunlar çözülmediği sürece uyuyamayacaksın. Bunu yaptığım zaman büyük bir bilim adamı olursun"
Sefa Kaplan'ın sorularını beğenmediğim tek söyleşi kitabı bu oldu fakat Celal Şengör hoca hakkında öğrenmek heyecan verici. Pırıl pırıl değerimiz keşke kıymeti bilinse.