"...Selanik'ten kaçmamış olsa idim o caniler dayımı, o zavallı veliyy-i nimetimi öldürebilecekler miydi? Validen kahrından helak olur muydu? Ah! Ben, ben, bu cinayetlere, bu felaketlere hep ben sebebiyet verdim... Elini göğsüne koy! Vicdanına müracaat et, düşün, doğru söyle... Cani mi, masum mu?" -Kitaptan-
"Üç gayretli araştırmacı akademisyen Seval Şahin, Didem Ardalı Büyükarman ve Banu Öztürk, Tübitak'a sundukları ve onaylattıkları bir proje ile erken dönem Osmanlı-Türk polisiye eserlerini konu edinen bir çalışmayı sürdürmektedirler. Bu çalışmanın meyvelerini çok heyecanla beklerken üzerinde çalışılan eserlerden bugünkü okurlarca hiç bilinmeyen bazı yapıtların Latin harfleriyle ilk defa yayınlanıp okuyuculara sunulması olanağının çıkmasını da sevinçle karşıladık." -Erol Üyepazarcı-
Başladığım gün bitirdim. Yarısına kadar müthiş gidiyordu. Hem kurgu, hem sürükleyicilik olarak muazzamdı. Refik Bey’in babasıyla konuşmasının, babasının ölümünün ardından kurgu biraz zayıfladı. Bazı noktalar klişeleşti. Sürükleyicilik bir miktar azaldı. Buna rağmen 4 yıldızı hak ediyor. Tavsiye ederim. Özellikle günümüz Türkçesiyle çok akıcı bir anlatım yakalanmış.
This entire review has been hidden because of spoilers.
"Cani mi, Masum mu? alışageldiğimiz "Katil kim?" sorusunun peşinden giden bir polisiye değil: Sır perdesi hemen hemen hikayenin başında aralanıyor ve daha ilk yarı bitmeden gerçeklerle karşılaşıyor okur ancak işin bundan sonraki kısmı, gerçeklerin kanıtlanması da aynı gizemli ve heyecanlı atmosferi taşıyor. Polisiyenin merak uyandırma unsuru dışındaki olmazsa olmazları aşk, entrika, miras, gizemli kadınlar ve karanlık tipler ile bütün bunların bir araya gelmesine vesile olan, doğrular peşindeki kahramanın varlığıyla dört başı mamur bir roman Cani mi, Masum mu?. Gazetede tefrika edildiğinden olsa gerek, ana hikayeden ziyade kendilerine bolca yer bulan ara hikayelerle zenginleştirilmiş eser; hikayenin tümünü kapsayan bir ana unsurun yanında, her bölümde başlı başına bir konu işlenen popüler Amerikan dizilerinde uygulandığı gibi, sanırım tefrikalar da kendi başlarına bir hikaye anlatırken, yer yer bütüne hizmet edecek şekilde yayımlanmış. Okuma deneyimi açısından zaman zaman yorucu bir öğe olarak karşımıza çıkan bu durum, dönemin ve şartlarının da bir getirisi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Tanzimat dönemi eserlerinde sıkça rastlanan, yazarın sık sık araya girmesi ve okuduğumuzun bir roman olduğunu vurgulaması ile anlatı içerisinde anlatı barındırması sebebiyle bir yanıyla da post-modern bir eser Cani mi, Masum mu?. Sonda ise hikayenin çözümüne hakim olan acelecilik ve pek çok karakterin durum ve haleti ruhiyesinin es geçilmesi nahoş bir yarım kalmışlık tadı bırakıyor."