Ben, senin için, ancak her şeyimi, bütün mevcut kıymet hükümlerini ve canımı feda etmekle belki biraz hafiflemiş olurum. Yine de ödemiş, karşılık vermiş olamam… Bu, hem çok acı, hem de şaheser bir ruh hali. Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır… Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun…
*
Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.
*
Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim.
*
Sana yakın, sana layık ve hele hele ‘senin’ olmayı düşünebilmek bile bir cesarettir. Yürek insandan mahrum bir cehennem karanlığında, nasıl martıdan sıcak, uçan uzak martılardan daha sevimli, imzası uçan kuş, kendisi insan sevgilim.Kıyma ban, sensiz edemiyorum.
*
Ben ki değil yalvarmak, kimselere rica bile etmedim. Bak, sana nasıl yalvarıyorum. Bu, senin, hiçbir peygambere, hiçbir kahramana kısmet olmayan büyüklüğünden… Güzelliğinden… Kutlu ve saygıya layık oluşundandır. Yoksa, yalvarırım inan, kompliman, teselli vesaire değildir. Dediğim gibi, beni bırakma. Yoksa başımı belaya sokarım diye asıl ben korkuyorum.
*
Ne kadar özledim bilemezsin. Hep, aklımda ve hülyamdasın. Yalnızlığımı bir dolduruyorsun ki sana mı, seni yaratana mı teşekkür edeyim bilmiyorum.
*
Elim erse, ayağım tutsa, seni bütün cihanın görebileceği bir kuleye çıkarır ve bağırırdım: ‘İşte, insan buna derler! Böyle olmağa çalışın!’ İki milyar beş yüz milyon âdem evladının seni tanımalarını, öğrenmelerini istiyorum, anlıyor musun?
*
Dellenicem Leylim. Bir delensem gerisi önemsiz belki. Ama bunun sanısı korkunç. Böyle şey olabilir mi? Bir canda iki can yaşamak. Mutlak bir çözüm yolu var bunun. Anlat bana. Senden bir şeyler ummak… Umutların en olmazı da bu belki. Saçmaladım gene.
*
Ben bütün bu -belki de manasız- iç sıkıntılarından senin var olduğunu hatırlayarak sıyrılıyorum. Bir pınar, bir dağ suyu gibi dinlendiriyor, kandırıyorsun. Bu bakımdan gelmiş geçmiş âdemoğulları içinde şüphesiz en şanslı durumdayım.
*
İlk sen mağlup ettin beni. Ayaklarım yere bastı, ufkum, evren açıldı. Yazabiliyor, peşimden genç istidatları götürebiliyorsam, hep bundan.
*
Ve seni, canımın gizlisindeki candan aziz sakınır, düşünürüm.
*
İnsan ya muhtaçlık, mecburluk olmadan sevmeli yahut da benim senin gibi amansız, vurgun…
*
Ölüm bile getirsen güzelsin ömrüm. İnan bana, bütün yüreğimle söylüyorum bunu.
*
Salt sana inanıyorum. Kıvancım, gururum senden canım. Ne güzel şey senden gayrısını tanımamak, takmamak!
*
Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa!
*
Gözlerinden, gözlerinden öperim
Bir umudum sende
Anlıyor musun?
*
Sen aklıma gelende başım dönüyor. Hepsini, puştlukları, küçüklükleri, iğrenç bencillikleri unutuyor, boş veriyorum. Beynimi, kalbimi doyuruyorsun. Derimin altında ısıtan sensin beni. Sen düşümde oldukça korkacağım, yenileceğim hiçbir zorbalık olamaz.
*
Düşünlerim, duyularım önünde bir barikatsın ki, hiç aman vermez. Ne olucam, anlatabildim mi ki? Örneğin boğazımdaki lokmada, yudumladığım suda, arşınladığım kaldırımdasın. Allah gibisin, şıp diye bitiverirsin içimde. Zevkli mi bilmem, sen söyle. Hep senin anlamın, varlığın, hayalin peşinde sürüklenmek. Bildiğim bir şey, gerçekten yaşadığımı seninle duymamdır.
*
Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.
*
Her kadında bir Kleopatra damarı vardır. Her erkekte de bir Sezar ahmaklığı…
*
Hiçbir düşün, hiçbir erek senin kadar beni ilgilendirmedi. Beni çarpmadı.
*
Senin o anlatılması imkansız, dayanılmaz gözlerin, bütün kör, şaşı, şiş, alçak ve yere bakan gözleri bir kalemde kaldırır atar dünyadan. Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getirtirim. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş… Hepsi. En çok da en ilk de Leylasın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini…
*
Seni sevmenin büyüklüğü başımı döndürüyor. Kalbim çatlayacak handiyse. Önünde diz çöker, önce parmaklarını, avuçlarını, sonra sonra, hüngür hüngür, yüzünü, saçlarını öperim.
*
Evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten.
*
Şimdi burada güzel bir şafak. Gene uykusuz, mutsuz, tedirginim. Sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum… Seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim. Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin.
*
Sana, senin yüzün suyu hürmetine katlandığım, dayattığım bu “dünya adlı gezegene” layık olucam. Ve dünyamızın kocaman bağrına senin adını, cehennem ateşinden harflerle yazacağım.
*
Üşüme! Nolacaksa olsun. Tanrının ve ilkel çağların bütün karları, buzulları, sökülüp gelsin. Üşüme canım! Ölürüm. Üşür gibi olan neren, nen varsa öper öper öperim.
*
Hastalığa, mikroplara senin hayalınla dayatıyorum. Fizyolojik bir yapı olarak öteki insanlardan bir ayrımım yok. Lakin dünya dünya olalı kimselerin benim gibi sevdiğini ve sevebileceğini sanmıyorum. İnandığım en kesin gerçek bu canım. Beni ben eden de bu. Başkaca yokum.
*
Boyuna kaçtın benden. Hep seni yatağa atmayı kurduğumu, tertiplediğimi sanıp kaçtın. Oysa bunu değil seninle, kerhane karısıyla bile karşı tarafın en az benim kadar arzu duyması halinde yaptığımı biliyordun. Koca, okyanus yüreklilerin kaldırabileceği koca bir sevdayı, diyelim bir saatlik et-ter-acı-diş-dil-dudak alışverişiyle söküp atmanın mümkün olduğunu nasıl düşünebiliyorsun hala? Böyle tuttukça da bir çözüme varacağını ummam.
*
Seni seviyor, seviyor, seviyorum. Kız, köpür, itele ve kus hatta dilersen. Seviyorum. Başkaca da yokum. Yahut başkaca da var isem, seni sevdiğim için, senin yüzün suyu hürmetinedir.
*
Bu kadarı mümkünsüzü, çaresizi, dünya, “dünya” olalı, böyle benzersiz ve tek olanı, görülmüş mü ki sevdanın? Gene de bildiğin ve belki de şaştığın halde, sıkılıyor, usanıyorsun, sevdiğimi söylememden. Beni vurduğun ve galiba ölüm yaraları açtığın yönüm de bu işte. Bense anlatmak, kafana, yüreğine, derinin altında dolaşan asıl ölümsüz rüzgârına işlemek istiyorum: Öyle seviyorum ki üstüne yar sevemem. Öyle seviyorum ki senden gayri hiçbir nen, hiçbir kavram olamaz, tutamaz beni. Seni, bugüne dek sevdiğim, iş-dert edindiğim, hiçbir kimseye, hiçbir düşünceye benzetemem. Seni, senden gayrı hiçbir nenle ölçemem, mukayese edemem ve sana yalan söyleyemem. Seni, sana rağmen hiçbir eyleme zorlayamam. Arzum ne olursa olsun, dilerse ecele derman olsun, seni, salt kendim için, senin -diyelim istemeyerek katıldığın- yüreğinde yaşamayan bir duyuya götüremem.
*
Seni düşünebilmenin büyüklüğü ve tadı, hiçbir zumla, hiçbir ölüme baş eğmez. Seninin… Başkaca yokum.