Çocuk sahibi olmaya hak kazananlar, hayallerindeki çocuğu dünyaya getiriyordu. Kimi yosun yeşili gözlü, sarışın, piyanist bir kız, kimi de lacivert gözlü kumral, borsacı bir oğlan istiyordu...
Gen Tasarımcısı'nın görevi, gerekli genleri yaratarak bütün isteklerin gerçek olmasını sağlamaktı.
Gün gelip de bu mükemmel insanlar nedensiz yere ölmeye başlayınca... Gen Tasarımcısı'nın görev tanımı değişti. Artık o, insan ırkının gelecekteki varlığını korumanın bir yolunu bulmalıydı.
Belki de canlı/cansız, organik/inorganik kavramlarına yeni tanımlar getirilmesi gerekecekti...
Türk bilimkurgularını bulup okumak lazım işte böyle. Mesela bu örnek, bana kalırsa son derece başarılı. Özlem Ada, belli ki bilimi ve bilimselliği çok seviyor, konuya da hakim. Özellikle biyoloji ve fizik konusunda son derece yetkin görünüyor, yazdıkları tutarlı.
Kitap iki ana bölümden oluşuyor, aslında iki ana hikâye demek gerek. Birincisi, gelecekte yaşanan bir durum, ikinci öykü ise bu durumun daha temeli, geçmişi, ama yine de şimdiye göre gelecek elbette. Özellikle romanın en sonunda ilk öyküye güzelce bağlanıyor.
Dili gayet iyi, fikir kadar hoş. Yani 'akla bir fikir gelmiş, yazılmış' gibi değil. Okurken edebi havayı da yakalayabildim. Bence haddinden fazla kıyıda kalmış bir kitap bu. Bulduğunuz yerde alın, okuyun. Oldukça başarılı.